Yaptırımları yapmak ve yapmamak arasında bir tarih
‘Yapmak’ fiili, Türk dilinin belki de en çok kullanılan fiili olmalı. İngilizcede de “to do” fiilini buna benzetebiliriz. Ama biz burada dil tartışması yerine, şimdilerde her dakika duyduğumuz, bu fiilden türetilmiş olan “yaptırım” konusunda biraz konuşacağız. Özellikle de, İran’a ve İran ile iş ilişkisinde bulunan herkese, Trump’ın yönelttiği “ekonomik yaptırım” tehdidi olacak konumuz.
Dünya bu kadar “küreselleşmeden” önce ve hala bağımsız devletlerin kendi kaderlerini daha büyük ölçüde elinde tuttuğu günlerde, bugünkü türden “ekonomik yaptırımlar” öyle fazlaca rol oynamazdı. O günlerde, adına “gambot diplomasisi” denilen, çıplak silahlı tehdit en önemli yaptırım sayılırdı. Bunun binlerce örneğini, insanlık tüm dünyada gördü ve yaşadı. Ama en dramatiklerinden olduğu için, biz sadece iki tanesinden kısaca bahsedip yine “çağdaş yaptırım” metoduna geçeceğiz.
‘GUNBOT DİPLOMASİSİ’NİN İKİ KURBANI

Bunlardan biri, ABD’nin daha tam anlamı ile ABD olmadığı günlerde, Pasifik Okyanusu’nun ortasındaki, dünyanın en güzel topraklarından sayılan Hawaii’yi, uydurma sebeplerle ve savaş gemilerinin namluları altında, 1898 senesinde Birleşik Devletler’e katması idi.
İkincisi ise, ABD’li deniz subayı Matthew C. Perry komutasındaki donanmayla, Japonya’ya gerçekleştirdiği müdahale, sıcak bir askeri çatışmadan ziyade “gambot diplomasisi” adı verilen bir silah zoruyla ikna ve gözdağı operasyonudur. 1853-1854 yıllarında gerçekleşen Perry Seferi, Japonya’nın 220 yıllık katı dışa kapanma (Sakoku) politikasına son vererek limanlarını Batı ticaretine açmasını sağlamıştır.
Gelelim bugünkü, Trump’ın İran’a ve onunla iş yapan herkese uygulamaya çalıştığı “yaptırımlar”a. Elbette ABD, hala “Gambot Diplomasisi” yolunu da denemekte ve “küreselleşen” dünyada, ekonomik yaptırım silahını da, ek olarak mümkün olduğunca kullanmaktadır.
1900’lerin başından beri İran’ın iç işlerine karışmak alışkanlığı olan Batı dünyasının, özellikle de ABD’nin sicili, İran halkı için çok problemlidir. Yüz yıllık kanlı müdahalelerin sonucu olarak ta, İran halkının her kesiminde, Amerikan emperyalizmine karşıtlığın zirve yapmış olması, hiç de sürpriz olmamalıdır. Buna rağmen, yine de Batılı yorumcular “Amerika’ya ölüm!” sloganına şaşkınlıklarını dile getiriyorlar.
BİR SLOGANIN ALTINDAKİ YÜZ SENE
Bir an için bu sloganın, tiyatrovari sahnelemesinden arındırılmış haliyle, aslında neyi temsil ettiğini düşünün. Bu, 1953’te demokrasisi çalınan, bundan önceki on yıllar boyunca kaynakları yağmalanan, devrimi kuşatılıp yaptırımlara maruz kalan ve İran’ın zaferini engellemek için Amerika’nın kasten uzattığı savaşlarda oğulları öldürülen bir ulusun sesini temsil ediyor.
Eğer herhangi bir Batı ülkesi, İran’ın yabancı bir gücün elinde çektiği acıların bir kısmını bile çekmiş olsaydı, bu slogan okullarda haklı direnişin marşı olarak öğretilirdi. Filmlerde kutlanır ve anıtlarda anılırdı. Bunun yerine, o Amerikan gücüne yöneltildiği için, aynı slogan İran’ın akıl dışılığının kanıtı olarak sunuluyor. Bu pozisyonu sürdürmek için Batı’nın gösterdiği aşırı kibir oldukça şaşırtıcı.
1979’dan beri Amerika Birleşik Devletleri, İran’a modern tarihte herhangi bir ülkeye uygulanan en kapsamlı ve cezalandırıcı yaptırımlardan bazılarını uyguladı. Petrol yaptırımları, bankacılık yaptırımları,teknoloji yaptırımları, İlaç yaptırımları bunlardan sadece birkaçıdır. Sıradan İranlıları yoksullaştıran, hastaların hayat kurtarıcı ilaçlara erişimini engelleyen ve 93 milyonluk bir ekonomiyi boğan yaptırımlar.
ABD, ÜLKELERİ NÜKLEER SAHİPLİĞİNE ZORLARKEN!

Ve İran’ı her yönden kuşatan -Körfez’de, Irak’ta, Afganistan’da, Arap Yarımadası’nda- Amerika, güç gösterisi ve tehdit sinyali veren geniş bir askeri üsler takımı kurdu. İran kuşatıldı, ekonomik olarak boğuldu ve kendi sokaklarında nükleer bilim insanlarının suikastı da dahil olmak üzere gizli savaşlara maruz kaldı.
Tüm bunlara rağmen, İran hayatta kaldı. Adapte oldu. Sabırlı devlet yönetimiyle bölgesel nüfuz inşa etti, Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen’de müttefikler edindi. Nükleer programını teolojik bir hırsla değil, tamamen rasyonel bir hesaplamayla ilerletti: Çünkü ABD’nin kendisinin de tekrar tekrar ispat ettiği gibi, Amerika’nın saldırmadığı tek ülkeler nükleer caydırıcılığa sahip olanlardır.
Analistler, Amerika’nın İran’la olan çatışmasındaki stratejik yenilgisinden bahsederken, jeopolitik ve askeri denge diline başvuruyorlar. Ancak konuşulması gereken başka bir dil daha var: tarihin dili.
47 yıldır, çok eski bir medeniyete, olağanüstü entelektüel derinliğe ve haklı bir şikayete sahip bir halk, kendi egemenliklerini geri alma suçundan dolayı cezalandırıldı. Musaddık’ın hayaleti yüzünden cezalandırıldılar. Ortadoğu’yu özel stratejik mülkü olarak görmeye alışmış bir süper güce hayır demeye cesaret ettikleri için cezalandırıldılar.
HAYATIN İÇİNDEN GELEN SLOGAN

Batılı hassasiyetleri bu kadar inciten “Amerika’ya ölüm!” sloganı, kutsal kitap Kuran’dan çıkmadı. ABD’nin Ajax Operasyonu’ndan çıktı. ABD destekli SAVAK’ın işkence odalarından çıktı. Çocuklar aç kalırken, dünyanın en “görkemli” kutlamalarına milyonlarca dolar akıtan Şah’ın Persepolis gösterilerinden çıktı. Bu, ilaç alamayan hastaların ölümüne yol açan yaptırımlardan doğdu. Amerikanın icat edip İran’ın karşıtlarının eline verdiği kimyasal silahlardan doğdu. Batı’nın özenle yüzleşmekten kaçındığı bir tarihten doğdu; çünkü yüzleşmek, bu sloganın uyandırdığı öfkenin, mantıksız olmadığını kabul etmeyi gerektirirdi.
Bu, tarihin derinden ve sistematik olarak adaletsiz davrandığı bir halkın, tamamen rasyonel tepkisidir.
Bunu anlamak, İslam Cumhuriyeti’nin her eylemini onaylamayı gerektirmez. Zaten ülkelerin iç işlerine karışmayı “haklı” hale getirirseniz, 200 ülkenin hemen tümünün, hesap vermek zorunda kalacağı uygulamalarını bulmak çok zor da olmayacaktır. Bunu kavramak sadece dürüstlük gerektirir. Tarihi, Batı’nın rahatlığı için hatırlamayı seçtiği gibi değil, gerçekten olduğu gibi anlamak zorunluluğudur bu.
İran bir karikatür ya da bir “muz cumhuriyeti” değil, bir derin medeniyettir. Ve medeniyetlerin çok derin ve çok uzun hafızaları vardır.
Dünyanın Öteki Sesleri: Ferid Al Atrash ve Asmahan (Mısır, 1941 şarkıları)
https://www.youtube.com/watch?v=nP0UyCCBvBQ