20 Temmuz 2026 Pazartesi
İstanbul 31°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Yazlık sinema nostaljisi

Burçak Evren

Burçak Evren

Gazete Yazarı

A+ A-

Serin bir akşam esintisinde, yıldızların altında, minder ya da şezlongların üzerine uzanıp patlamış mısır eşliğinde film izlemeye ne dersiniz?

Uzun bir süredir, bir zamanların en ucuz eğlencesi olan yazlık sinemalar ya da yaygın olan tanımıyla “yıldızların altında film izlemek”; abartılmış ambiyansı, kurulan lüks gurme büfeleri ve yüksek bilet fiyatlarıyla seçkin ve steril tüketim kültürünün bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Bu türden yeni icat yazlık sinemaların birçoğu lüks otellerin bahçelerinde, AVM teraslarında ya da bunlara benzer ayrıcalıklı mekânlarda, belirli bir seyirci kitlesine “nostaljik” bir kılıfla sunuluyor.

Elbette ki yazlık sinema kültürünü yaşamamış, yalnızca büyüklerinin anlatımlarıyla bilgilenmiş genç kuşaklar için bu tür film gösterim yerleri ilginç bir deneyim. Ya da en azından, AVM sinemalarının dört duvar arasından sıyrılıp yıldızların altında minderlere serilerek film izlemek bir başka keyif… Kimileri bu keyfi “geçmişin estetiğini arkasına alan modern birer deneyim pazarlaması ürünü” olarak tanımlıyor. Bu tanımlama biraz eksik olsa da tümüyle yanlış değil. Mekânların çoğunun, eleştirdiğimiz AVM sinemalarının dört duvarından sıyrılıp bir üst kata, terasa taşınmış olması bile önemli. Herhâlde bu zamane sinemalarının ister kapalı ister açık olsun, kapılarının sokağa açılmasını bir süre daha beklememiz gerekecek. Ne diyelim; Emek’ten sonra yazlık sinemalar da sokağa açılacağı yerde, ilginç pazarlama yöntemleriyle yıldızlara daha yakın bir yerlere taşınıyor.

TOPLUMUN EŞİTLENDİĞİ YER: YAZLIK SİNEMALAR

Elbette ki amacım, nostaljinin rüzgârına kapılıp “Nerede o eski yazlık sinemalar?” yanlışına sürüklenmek değil. Eski, eskide kaldı. Onu yeniden günümüze taşımak hem olanaksız hem de gereksiz. Ancak bu tür kıyaslamalara girişilirken eskiyi günümüz değerleriyle değil, kendi zaman birimindeki değerlerle tanımlamak gerekir. Günümüze taşıdığımız her şeyi özünden soyutlayarak, eskisine göndermeler yapıp pazarlama yanlışlığına düşersek; yalnızca yenisini değil, giderek eskisinin değerini de zedelemiş, değiştirmiş —daha somut bir deyişle— hiç anlamamış oluruz. Ancak günümüzün, geçmiş anılarını metalaştıran “nostalji ekonomisi” bu tür yaklaşımlara pek rağbet etmiyor. Yalnızca adının günümüzdeki karşılığını ödünç alarak gerçeğinin tüm özelliklerini ıskalıyor. Ya da görmezden gelerek, yalnızca “yıldızların altında film izlemek” sloganıyla nostalji kılıfı içine sığdırmanın basitliğine ve kolaylığına düşüyor.

Geçmişin yazlık sinemaları; ucuz bir bilet karşılığında yalnızca tahta sandalyeler üzerinde oturulup çekirdek çıtlatılan ve Olimpos gazozu içilerek film izlenen yerler değildi. Onların gündelik yaşam tarihimizde birçok açıdan önemli birer işlevi vardı. Hem eğlendirir hem eğitir hem de toplumun tüm kesimlerini tahta sandalyeler üzerinde eşitlerdi. Sanki her evin, her mahallenin sokağa açılan birer odası gibiydiler. Yazlık sinemalara gitmek, neredeyse gelenekselleşen bir eğlence ritüeliydi.

SİNEMANIN KAPILARI SOKAĞA AÇILSIN

Dahası yazlık sinemalar; ufak bir ücret karşılığında kamusal alanda sınıfların ve statülerin eşitlendiği; üç kuşağın bir arada ailecek, mahallecek gözyaşları ile kahkahalarını ortak bir paydada buluşturduğu; her birinin perdeden ödünç alıp bir ömür boyu taşıdığı duyguların yer aldığı, her semtteki, her mahalledeki birer bellek ve anı müzeleriydi.

İnanın amacım geçmişin yazlık sinemalarıyla bugünküleri tokuşturarak birini diğerinden daha değerli ya da değersiz göstermek değil. Tercih, her zaman olduğu gibi sizindir. Ama ben hâlâ “gelecek programları” ve “pek yakındaları” olan sinemaları seviyorum. Sinemanın üstü ister kapalı olsun ister açık… Yeter ki kapıları sokağa açılsın…

Sinema