14 Haziran 2026 Pazar
İstanbul 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Yeni bir para düzeni mümkün mü? - 3

Ali Alsaç

Ali Alsaç

Gazete Yazarı

A+ A-

Aydınlık gazetesi yazarlarından, değerli hocam Hakan Topkurulu’nun bankacılık ve maliye konularındaki derin bilgilerinden faydalanıyorum. Endüstri Mühendisliği eğitimim süresince ve lisansüstü eğitimlerim sırasında ekonomi alanlarında çeşitli dersler aldım, teoriler çalıştım. En iyi mühendislerin mühendislik ekonomisini çok iyi anlamalarını ve üretimlerinin ülke ekonomisine, topluma, insanlığa katkısını ölçecek bir yöntemleri olduğunu biliyorum. Yazılarımı kalkınma, üretim, teknoloji konularını bağlantısallık içinde harmanlayarak yazıyorum. Para düzeni konusunu inceleyerek bir katmanı daha ekliyorum. Şunu görüyorum, dolar gidiyor. Yerine BRICS’in insanlığa kazandıracağı yeniliği yaşayacağız. Türkiye, önümüzdeki günlerde bir Milli Hükûmet yönetimiyle bu insanlık davasına katılacaktır.

Şimdi başlayalım yazıya…

Birinci ve ikinci yazılarda parayı önce takasın, sonra imparatorlukların kan dolaşımının merkezinde görmüştük. Bu kez, paranın bir başka dönüşümüne, madenin yerini kâğıdın, güvenin yerini sisteme bıraktığı çağa giriyoruz. Sanayi Devrimi yalnızca buharı, demiri ve kömürü değil, modern finansın doğumunu da ateşledi.

Tarihin ilk para biçimleri, yalnızca değiş tokuşun aracı değil, aynı zamanda iktidarın damgasıydı. Lidyaların bastığı madeni paralar, bir malın değil, bir egemenliğin sembolüydü.

Para, toprağın bağrından çıkan metalin saflığında hükümranın iradesini taşırdı. O dönemde altın ve gümüş kralın onayıyla değer buluyordu. Bu yüzden madeni para bir değişim aracı olmaktan önce, iktidarın cisimleşmiş hâliydi. Hükümdarın topraklarında kullanılan madeni parada sadece hükümdarın belirlediği bir tasarım kullanılacaktı. Başka bir krallığın madeni parasıyla ticaret kabul edilemezdi.

Ancak ticaret yolları genişledikçe, paranın kendisi ticaretin önünde bir engel haline geldi.

Bir deve kervanının ağırlığı artık mallardan değil, taşınan gümüşlerden geliyordu.

Doğu medeniyetinin ticaret zekâsı, tarihin en büyük finansal devrimini doğurdu: Kâğıt para.

KÂĞIT PARANIN DOĞUŞU: ÇİN VE AVRUPA

7-9. yüzyıllarda hüküm süren Tang Hanedanlığı dönemi Çin’inde tüccarlar, uzak eyaletlerdeki borçlarını kâğıt senetlerle ödemeye başladılar. Bu senetlerin arkasında altın yoktu, ama devletin mührü vardı. Bu, paranın maden olmaktan çıkıp sözleşmeye dönüşmesinin ilk adımıydı: Artık değer, madenin değil, devletin itibarının ürünüydü.

Ancak asıl yaygınlaşması 11. yüzyılda Song Hanedanlığı ile oldu. Kaynaklardan okuğuma göre Marco Polo gibi gezginler aracılığıyla Avrupa’ya taşınan bu fikir, kıtada ancak 17. yüzyılda karşılık buldu.

1609’da kurulan Amsterdam Bankası, kâğıt para benzeri bir sistem olan “banka makbuzlarını” kullanarak ticari likiditeyi artırdı. Challoumis (2025) bu bankayı, “merkez bankacılığının erken bir örneği” olarak nitelendirir. Benzer şekilde, 1694’te kurulan İngiltere Bankası, savaş finansmanı ihtiyacından doğdu ve hükûmete borç vererek ulusal borç yönetiminde merkezi bir rol üstlendi. Colvin’e göre (2015), bu kuruluş modern merkez bankacılığının başlangıcı kabul edilir.

İngiltere Krallığı’nın borcunu üstlenen tüccar bankerler, karşılığında banknot çıkarma hakkı elde ettiler. Böylece “devlet borcu”, iktidarın yeni teminatı haline geldi. Altın kasada değil, hazine senedinde saklanıyordu. Bu model, modern ulus-devletin finansal omurgasını oluşturdu: Devlet tahvili – Merkez Bankası – Kâğıt Para üçlüsü, ekonomik gücü değil, egemenliği tarif eden yeni denklem oldu.

AMERİKAN BANKACILIĞI

Atlantik’in ötesinde genç bir cumhuriyet, eski kıtanın finans mühendisliğini kendi özgürlük idealiyle birleştirmeye çalıştı. Alexander Hamilton’ın 1791’de kurduğu Birinci Banka, Amerikan federalizminin ekonomik yüzüydü. Ama Jefferson, bu gücü “monarşik” buldu ve banka kapatıldı. Böylece Amerika’nın tarihi, bir anlamda merkezî para otoritesi ile eyalet özgürlüğü arasındaki sonsuz gerilimin tarihi oldu.

İç Savaş döneminde, birliğin finansmanı için kurulan National Banking System (1863) ulusal para birliğini sağladı. 1913’te “Federal Reserve” doğdu: artık dolar, altına değil, Amerikan devletinin borcuyla teminatlıydı. 20. yüzyılın ortasında bu sistem, tüm dünyayı içine alan bir Bretton Woods ağına dönüştü.

ALTERNATİF DENEYİMLER: İSLAMİ BANKACILIK VE FAİZSİZ FİNANSMAN

Kâğıt paranın yükselişiyle birlikte, bazı toplumlar bu sistemin ahlaki ve ekonomik sınırlarını sorgulamaya başladı. Özellikle İslam dünyasında, faiz yasağı (riba) nedeniyle alternatif bir bankacılık modeli geliştirildi. Bu modelin ilk somut örneği, 1963’te Mısır’da kurulan Mit Ghamr İslam Bankası oldu.

1970’lerde petrol gelirlerinin artmasıyla birlikte İslam ülkelerinde İslami Kalkınma Bankası ve benzeri kurumlar kuruldu. Bugün Arap ülkeleri başta, Malezya, Bahreyn, Türkiye ve Endonezya gibi ülkelerde İslami bankacılık ciddi bir sektör haline geldi.

Zaman içinde bu sistem de evrildi ve insanlığın en geniş kesimini birleştirecek bir olanak üretemediğini söyleyelim. İslam ülkelerinin finansal bağımsızlığı da görülüyor ki BRICS, Asya ve Çin ile ortak hareket etmeyle mümkün olacaktır. Nedenlerine bu serinin son yazısında değineceğiz.

KÜRESEL HEGEMONYA VE PARA SİYASETİ

Günümüzde kâğıt para ve bankacılık sistemi, küresel hegemonyanın en önemli araçlarından biridir. ABD Doları, Bretton Woods sonrası uluslararası rezerv para birimi olarak küresel ticareti ve finansı yönetiyor. Ancak Çin, kendi para birimi renminbi (yuan) üzerinden uluslararası ticaretini genişletmeye ve dolar hegemonyasına meydan okumaya çalışıyor. Zamanın ruhu Çin lehine akıyor.

Çin’in dijital para projeleri ve alternatif ödeme sistemleri, kâğıt paranın dijital çağdaki dönüşümünü de işaret ediyor.

Kapitalist emperyalizm tarihi, aynı zamanda paranın ve finansal sistemin bir hegemonya aracı olarak nasıl kullanıldığının tarihidir. Bankacılık tarihine ilişkin bibliyometrik analizlere baktığımda şunu görüyorum, alanın 20. yüzyılda büyük ölçüde ABD merkezli akademik gündemler tarafından şekillendirilmiştir. Bu durum, bilginin üretim süreçlerinde bile Batı merkezli bir hegemonyanın varlığına işaret etmektedir.

Doğu Hindistan Şirketi örneği, bir ticaret şirketinin nasıl olup da kıtaları yönetecek bir finansal-imparatorluk aygıtına dönüştüğünün çarpıcı bir kanıtıdır. Sömürge bankacılığı, yalnızca kaynak aktarımını kolaylaştırmakla kalmamış, aynı zamanda bağımlı ekonomilerin yapısını derinden etkilemiştir.

Milli finansal sistemlerin bile küresel sermaye akışları karşısında nasıl kırılganlaşabildiğini yaşadığımız onlarca örnek sayabiliriz. Günümüzde milli devletin etkisiz kaldığı dönemlerde merkez bankalarının para politikaları, ulusal çıkarlardan ziyade küresel finans sermayesinin ihtiyaçlarına göre şekillenmektedir.

YÖN VE EYLEM

Doların egemenliği, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallanmaktadır. Bu emperyalist finansal silahı etkisiz hale getirmek için, dolar bağımlılığından kesin olarak kurtulmalıyız. Uluslararası ticareti kendi paramız üzerinden yapmaya yönelmeli, takas ve kliring-takas anlaşmalarını güçlendirmeli, bölgesel alternatif ödeme sistemlerini hayata geçirmeliyiz.

Bankacılık sistemimiz, üretim ekonomisinin can damarı olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Bankalarımız, sıcak para spekülasyonlarının değil, reel ekonominin, sanayinin, tarımın ve küçük esnafın finansman ihtiyacının karşılanmasında asli görev üstlenmelidir. Yabancı para cinsinden krediler yerine, milli para birimimizle ve uzun vadeli yatırım kredileriyle üretimi desteklemelidir.

Ülkemizin kaynaklarının yurtdışına aktığı mevcut finansal kanalları kesinlikle kapatmalıyız. Yabancı sermayenin stratejik sektörlerimizdeki hakimiyetini sona erdirecek, kâr transferlerini denetleyecek, spekülatif sermaye giriş-çıkışlarını kontrol altına alacak mekanizmaları derhal hayata geçirmeliyiz.

Bu mücadele, sadece ekonomik değil, aynı zamanda milli bağımsızlık mücadelemizin de temel taşını oluşturmaktadır. Türkiye’nin bu bahsedilen ana fikirleri başaracak yetişmiş kadroları var. Türk ordusu var. Türk Polisimiz, Jandarmamız var. İsimsiz kahramanlarımız var. Ne eksik; Milli Hükûmet. O da olacaktır.

Gelecek yazımız artık günümüzü ve bir adım sonrasından bir yüzyıl sonrasına bakan bir araştırma konusunu içerecektir. Yarınlar dijital gelecekte. İnsanlık emperyalist tek kutuplu Amerikan sistemini yenerken yerine yeni bir sistem getirecektir.

Bilindiktir ama tam yeridir: Geliyor, gelmekte olan.

para