17 Temmuz 2026 Cuma
İstanbul 32°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Yeni NATO'culuğun perişan hâli

Fikret Akfırat

Fikret Akfırat

Gazete Yazarı

A+ A-

Son üç yıldır Türkiye’de yeni bir NATO’culuk inşa ediliyor. Atlantik sisteminin ana omurgası olan yapı, bugün “Türkiye’nin yön verdiği NATO” diye parlatılıyor.

Türkiye’nin NATO’ya ihtiyacından söz edenler, NATO’nun Türkiye’ye mecbur olduğunu söyleyerek aynı bağımlılık ilişkisini bu kez “yerli ve milli” ambalajıyla piyasaya sürüyor. Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi bu yeni söylemin vitrini hâline getirilmeye çalışılıyor. NATO’nun asıl işlevi ve hedefleri perdelenirken, jeopolitik ağırlıktaki artış, Atlantik sistemi ile Türkiye arasındaki yapısal çelişkileri örtmek için kullanılıyor.

BELİRLEYİCİ ÇELİŞKİ

Bugün yaşanan, çok kutuplu dünyanın yükselişi karşısında Atlantik sisteminin kendisini yeniden tahkim etme çabasıdır.

NATO’nun yeniden örgütlenmesi de bunun askerî ifadesi. ABD ile Avrupa arasında bazı konularda makasın açıldığı aşikâr.

Washington artık Avrupa’nın güvenlik faturasını tek başına taşımak istemiyor. Avrupa ise ABD’nin Asya-Pasifik’e yönelmesinden ve kendi savunma yükünü kendisinin üstlenmek zorunda kalmasından kaygı duyuyor. İran konusunda öncelikler ve Ukrayna konusunda maliyet hesapları farklı.

Çin konusunda yöntem tartışmaları var.

Fakat bütün bu ayrılıklar, hâkimiyetin maliyetini kimin üstleneceği, hangi araçlarla sürdürüleceği ve Atlantik sisteminin yeni döneme nasıl uyarlanacağı üzerine. Emperyalistler arasında çelişmeler gelişen dünya devletleri için bazı imkânlar yaratsa da asıl belirleyici olan emperyalist sistem ile gelişen dünya arasındaki çelişkidir.

KİM KİME MUHTAÇ?

Deniyor ki: “NATO artık Türkiye’ye muhtaç.”

Evet. NATO’nun Türkiye’ye ihtiyacı artmıştır.

Neden? Türkiye’nin bağımsız kalkınmasını desteklemek için mi?

Türkiye’nin Mavi Vatan stratejisini güçlendirmek için mi?

Tabii ki hayır.

Karadeniz’den Kafkasya’ya, Doğu Akdeniz’den Asya’nın derinliklerine uzanan coğrafyada Türkiye, Atlantik sisteminin yeniden yapılanmasında kritik bir düğüm noktası olduğu için.

Bu durum, NATO’nun Türkiye’nin milli çıkarlarına uygun bir örgüte dönüştüğü anlamına gelmez. Tam tersine, Türkiye’yi emperyalist sistemin yeni stratejisine daha sıkı bağlama ihtiyacının arttığını gösterir. Bugün sıkça kullanılan “merkez ülke” iddiası da aynı yanılsamanın ürünü.

Peki hangi merkezin ülkesi? Kimin stratejisinin merkezi? Başkasının satranç tahtasında en değerli taş olmak, oyunu kuran olmak anlamına gelmez. Tersine, oyunun en kritik hedefi hâline gelmek demektir. Jeopolitik değerin artması bağımsızlık anlamına gelmez.

TÜRKİYE’NİN MENFAATİ Mİ, NATO’NUN MU?

Zirvenin ilk gününde düzenlenen NATO Savunma Sanayii Forumu’nda Genel Sekreter Mark Rutte’nin yaptığı konuşma gerçeği çıplak bir şekilde ortaya koydu.

Rutte’nin hedef tahtasında yalnızca Rusya değil, Çin ve İran da vardı.

Rutte, bu ülkelerin birlikte hareket ederek mevcut uluslararası düzeni zorladığını savundu ve NATO’nun buna karşı savunma sanayiini, üretim kapasitesini, teknolojik üstünlüğünü ve askerî hazırlığını hızla büyütmesi gerektiğini söyledi. Bu perspektif, çok kutuplu dünyanın yükselen güç merkezlerini aynı stratejik tehdit kategorisinde toplayan küresel bir Atlantik güvenliği mekanizması kurma arayışını yansıtıyor. NATO Genel Sekreteri’nin tehdit olarak sıraladığı ülkeler arasında Türkiye’nin en büyük ticaret ortaklarından Çin, komşusu İran ve enerji, ulaştırma ile Avrasya’da yakın işbirliği yürüttüğü Rusya yer alıyor. NATO, bu ülkelere karşı askerî, siyasi ve ekonomik baskıyı örgütlemeye çalışırken; Türkiye’nin uzun vadeli milli çıkarları ile Çin, Rusya ve İran’ın hegemonyacılığa karşı temel çıkarları nesnel olarak örtüşmektedir. O halde “Türkiye’nin NATO’da ağırlığı arttı” diye sevinenler şu soruya cevap vermelidir: NATO’nun tehdit tanımı ile Türkiye’nin uzun vadeli milli stratejisi nerede örtüşüyor? Eğer NATO’nun stratejik belgelerinde Türkiye’nin ekonomik ortakları, komşuları ve çok kutuplu dünyanın başlıca aktörleri tehdit olarak tanımlanıyorsa, bu neyin başarısı?

TEKRAR EDİLEN MASAL

Aynı masalı daha önce de dinledik. 1990’larda “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk dünyası” denildi. 2000’lerde Büyük Ortadoğu Projesi’nin “eş başkanlığı” stratejik başarı olarak pazarlandı. Arap Baharı’nda “model ülke” masalı anlatıldı. Bugün ise aynı çevreler bu kez “merkez ülke”, “NATO’nun Ankara zamanı”, “Türkiye gündem belirliyor” sloganlarıyla yeni bir Atlantik hikâyesi yazmaya çalışıyor. Ambalaj değişiyor. Değişmeyen, Türkiye’nin stratejik doğrultusunu Atlantik sisteminin ihtiyaçları üzerinden tanımlama çabası. Gerileyen sistemler kendiliğinden teslim olmaz. Çözülme başlayınca sistemi yeniden tahkim etmeye çalışırlar. Ankara Zirvesi de bu çabanın ürünü. Ancak, NATO’nun Rusya’dan Çin’e, İran’dan savunma harcamalarına kadar hemen her başlıkta büyüyen görüş ayrılıkları, bu yeniden yapılanma arayışının eski bütünlüğü yeniden kurmaya yetmediğini gösteriyor. NATO çözülüyor, Türkiye’ye NATO’nun güçlendiği anlatılıyor. Atlantik’in gerileyişi, “merkez ülke” masalıyla perdeleniyor. NATO güzellemeleri, Türkiye’yi Atlantik sisteminin yeniden tahkim edilmesinde ‘merkez ülke’ adı altında bir karakol rolüne sürükler. Yeni NATO’culuğun perişan hâli de burada ortaya çıkıyor.

NATO