Zor zamanlar zor seçimler
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping yakın zamanda ABD Başkanı Donald Trump’ı misafir etti.
ABD tarafında İran konusunu çözmek için önemli bir adım atılacağı umudu vardı.. Hâlâ tek kutuplu dünya kafası ile ABD Çin’den istediğini alacak, İran’a mecburiyet yaratacakmış edasıyla davulla zurnayla gitti..
Ziyaret çoktan sona erdi..
Ne var ki hâlâ konu çözülmedi..
Bugün hâlâ İran’a operasyon konuşuluyor..
Tabii olaya tek taraflı “Amerika’nın sorunlarını çözme” aklıyla bakarsak..
Bu işin karşı tarafını göz önüne alacak olursak başka bir manzara var..
Adama sorarlar, Tayvan sorunu çözüldü mü? Uzak Doğu’da kurulan ittifakları Çin görmedi mi? Ya Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda yaşananlardan mahcubiyet duymayan tavrını..
Bu görüşmeden tüm bu sorunları çözmeden ABD’nin istediğini alıp gideceği düşüncesi tam düz bir emperyalist aklı..
Ama bu aklın yarattığı metafor, Çinlilerin hiç bir zaman bozmadıkları diplomatik çizgi ile birleşince farklı etkiler yaratmış olmalı ki Rus basınında bazı serzenişler ortaya çıkmış..
Nedir, kısaca bakalım..
Özellikle küreselci Avrupa elitlerinin teşviki ile sürdürülen Rusya’ya karşı Ukrayna savaşı, Avrupa’ya getirdiği korkunç maliyetler yanında Rusya’ya da ciddi bir maliyet getirdiği bir gerçektir..
Ancak, Çinli yatırımcıların bu durumu önemli ölçüde telafi etmek için girişimde bulunmuş olmaları görüntüsüne rağmen, Rus yazarlarda Rusya’nın savaş yıpranmışlığı üzerine kurulu küçük ortak olarak görülme endişesi oluşmuş..
Bunun gerçekçi olmadığı düşüncesindeyim..
UZAK DOĞU DENKLEMİ
Zira denklemde Uzak Doğu NATO’su adı verilen ve Güney Çin Denizi ve Tayvan’da varlık gösteren Avustralya, Güney Kore, Japonya, Filipinler ve Tayvan’ın Çin’e karşı oluşturmaya çalıştığı ağırlık pek etki gösteremedi..
Bunun en önemli nedeni de Uzak Doğu NATO’su kuralım diyen esas Atlantik merkezli NATO’nun Rusya’ya karşı sahada dört yıldır askeri başarı gösterememesi ve mühimmat ve maliyet krizi yaşamaya başlaması..
Bu sonuçta net bir Rusya etkisi var..
Tüm bunları bilen Xi Jinping yönetiminin bunları görmezden gelip, en önemli stratejik ortağını zora sokmayacağı konusunda hemfikiriz..
Zira, Xi Jinping önderliğinde Çin Komünist Partisi’nin uluslararası ilişkilere bakışını son birkaç yıldır yakından takip ediyoruz..
İnsanlık Medeniyetini eşit ortaklar olarak birlikte geliştirmekten söz eden bir dil kullanılıyor.. Bugüne kadar “Büyük Güç”ten duymaya alışmadığımız bir dil..
Tüm bu yanılsamalar bir yana, çok kritik günler geliyor..
Bugün yarın Çin ziyaretine giden Vladimir Putin’in görüşmesi sonucunda alacağımız geri bildirim uluslararası yapının geleceği açısından çok önemli..
Bizim de kamu bürokrasisinde bütün bu süreci takip ettiğimizden eminiz..
Bizim seksen yıla varan bazı ezberlere dikkat etmemiz ve kendimizden dahi bağımsız bir nesnellikte olmamız gerek..
GERÇEKÇİ, NESNEL KAMUOYU
Zira, bu köşede tekrar etmekten asla bıkmayacağım yaşanmış bir gerçek var..
1958 Paris Konferansı’nda aldığımız tavır..
Sovyetler, kıtalararası füze geliştirerek saha egemenliğinde müthiş bir güç kazandı..
Böyle bir durumda ne yaparsınız? Tabii ki Sovyetlerle aramızı iyi tutarız değil mi?
Aklın ezberini bozup, tersini yaptık..
Sovyetlerle maksimum gerilimi yaratıp, müttefiklerimizi rahatlatan kararı aldık: Kıtalararası füzeleri dengeleyecek kısa menzilli füzeleri Türkiye’ye yerleştirdik..
Kim için?
2019 yılında ülkesel güvenliğimiz için düzenlediğimiz Barış Pınarı Operasyonu’na yanıt olarak bize askeri ambargo koyan 12 NATO üyesi “müttefik” rahat etsin diye..
1960’lara dönecek olursak..
Ya o dönemin ABD Başkanı Kennedy gibi gelmiş geçmiş en aklı başında karar vericilerden biri olmasaydı ne olurdu? ABD Genelkurmayı’nın sözünü dinleyip, Küba’yı vurarak büyük savaşı başlatsaydı? Başımıza ne gelirdi? Düşünmek dahi istemiyoruz..
HATA KABUL ETMEYEN ZAMANLAR
Böyle zamanlarda alacağımız konum yaşamsal öneme sahiptir..
Bu nedenle, belirlenecek stratejik konumu tartışacak kamuoyu, bunu yalan makinesi istatistiklerle veya kanaat önderlerinin öznel seçimleri ile değil, gerçekçi stratejik, bilimsel yaklaşımlar öne çıkarılarak oluşturulmalıdır..
Herhangi bir duruma karşıt veya yandaş sloganlar ile kamuoyu ürettiğimiz zaman ortaya çıkan toksik etki ile dipsiz bir kuyuya gideriz..
Zira, biz Türklerin en kötü huyudur, büyük badireler atlatıp küçük sularda boğulmaya çalışmak..
Koskoca İkinci Dünya Savaşı’ndan yara almadan çıkıp 1960’larda anlamsız bir kibir yüzünden boğulma tehlikesi atlattığımız gibi..
Nitekim, artık, Hollywood senaryolarındaki atılgan, güçlü, temiz yürekli jön karakterlerini oyuna getirerek hayatını mahveden “lanet olası federaller” tarafından kandırılma lüksümüz kalmadı..