26 Nisan 2024 Cuma
İstanbul 18°
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Avrupa solu

Engin Ünsal

Engin Ünsal

Eski Yazar

A+ A-
Avrupa'da sosyal demokrat örgütlenmeye büyük katkısı olan Cezmi Doğaner'in benim “Avrupa Solu” üzerine yazdığım iki yazıya ek olarak gönderdiği aydınlatıcı bilgi notunu okurlarımla paylaşmak istiyorum.
Sosyal demokrasi; özgürlük, dayanışma, adalet ve eşitlik ilkeleri yönünden uluslararası bir harekettir.
Sosyal demokrasi, ekonomik ve sosyal yönden zayıf olanları, emeği ile geçinen ve yaptıkları iş bakımından başkalarına bağlı isçi, memur, dar gelirli insanları güçlüler karşısında haklarını ve çıkarlarını korur.
Sosyal demokrasinin belirleyici temel tavrı, demokrasi, özgürlük, dayanışma, refah ve sosyal adalet kavramlarında yatmaktadır.
“Sosyal demokrasi, toplumun her alanında demokrasiyi yerleştirmek için mücadele eder. Toplumsal hayatın her alanında demokrasiyi yerleştirmek, tek elden yürütülen iktidarların yerine, demokratik süreçleri hayata geçirmek, sosyal demomrasinin özünü oluşturmaktadır. Bu geçmişte de bugün de böyledir. Bu temel nokta, sosyal demokratları her türlü muhafazakar ve totaliter hareketlerden ayrırır. Çünkü, toplumsal katılmayı sağlar.”
Büyük krizin sonucu olarak son yirmi yılda, uzun zamandır güvence altında olduğuna inanılan güvenlik, eşitlik ve değişime katılım gibi kazanımlar artık ortadan kaldırıldı. Ayrıca ekonomik gücün önündeki demokrasi engeli kaldırıldı. Bu süreç sessiz ve küçük adımlarla, hiçbir demokratik kazanımı direkt hedef almadan ve hiçbir tartışmaya sebebiyet vermeden aynı anda birçok alanda birden ilerlemiştir. Artık adını koymamız gerekir ki, toplumlar güçlü bir şekilde yine sosyal demokrasi öncesi dönemdeki yapılanlara benzemeye başladılar. Yine sınıf atlama şansının azaldığı ve güvencesiz alt sınıflara düşme riskinin çoğaldığı sınıflı toplumların keskin özellikleri belirginleşiyor. Sendikaların direnme gücü zayıflamış durumda ve demokratik devlet gücünü yitiriyor, böylece finansal kanunların dizgini ekonominin eline geçiyor gibi gözüküyor. (Dünyada sosyal demokrasi, Thomas Meyer, s.12)
Kısıtlayıcı sosyal politikalar artık tartışılmıyor, uygulanıyor.
İşveren örgütleriyle sendikalar arasındaki kızışmış ideolojik kavgalar bugün artık sona ermiştir.
Sosyal politikaların kısıtlanması, tartışma konusu olmaktan çıkıp sadece uygulanır olmuştur.
Çalışanların olabildiğince düşük ücret almasının olağanlaştığı bir ortam büyüyerek gelişmektedir.
Düşük üçret, geçici işlerde çalışanlar işten kolaylıkla çıkarılabilmektedir. (s.19)
Öyle bir toplum isteriz ki emek hak ettiği karşılığı bulabilsin, kimse cinsiyeti veya kökeni yüzünden haksızlığa uğramasın, herkesin eşit ilerleme şansı olsun, herkes kendini gerçekleştirme ve yetilerini kullanma olanaklarına sahip olsun.(s.20)
Bu nedenle iş dünyasının yeni bir düzene ihtiyacı vardır. Buna ilişkin öneriler: Her alanda geçerli olacak 9 avroluk bir asgari ücret. Her türlü sözleşme çerçevesinde eşit işe eşit ücret; geçici işler için işçi sendikalarına daha kapsamlı yetkiler; kadın ve erkeklere eşit ücret; düzenli işlerin yok olmaması için yarım zamanlı işlerde reform; iş hayatına yeni girenlerin staj yoluyla sömürülmesine son; gerekçesiz kısıtlamaların kaldırılması ve herkese kendini geliştirme hakkı.(s.21)
Temel hedef: Sosyal adalet, daha iyi yaşam, özgürlük ve barış sistemi.
Sosyal Demokrasinin, demokratikleşme programının dört ana hedefi vardır:
-Ailenin demokratikleşmesi
Kadın erkek eşitiğinin sağlanması, kadının siyasi, toplumsal, ekonomik ve kültürel yaşama eşit katılmasının önündeki engeller kaldırılmalı. Kadına yapılan şiddet ve ayrımcılığa sıfır tolerans ve son bulması kesin yerine getirilmelidir.
-Devletin demokratikleşmesi
Devlet toplumun hizmetindir. İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde ifadesini bulan, temel hak ve özgürlüklere dayalı, demokratik ve sosyal bir hukuk develetine işlerlik kazandırarak; devletin laik sosyal hukuk devleti yapısının yeniden oluşturulması ve düşünce ve örgütlenme önündeki engellerin kaldırılması, yasama-yürütme-yargı arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesi korunmalı, Parlementer düzen ve toplumun geleceğe olan güven duygusu yeniden oluşturulmalıdır.
-Çalışma hayatının demokratikleştirilmesi
Tüm çalışanların özgürce örgütlenebileceği demokratik ortamın sağlanması, çalışma koşullarının yeniden düzenlenmesi, çalışanların sağlık ve iş güvenlikleri mutlaka sağlanmalıdır.
Şu gerçek iyi bilinmelidir: Sosyal barış sağlanmadıkça genel anlamda siyasi barış sağlanamaz, sağlansa bile geçici kalmaya mahkumdur. Sosyal barışın sağlanmasında en büyük katkı hiç kuşkusuz işçi-işveren işbirliği ile mümkündür.
-Eğitimin demokratikleşmesi
Uygulanan eğitim, demokratik, laik, bilimsel, çağdaş içerikten uzaklaştırılmış gerici ideolojinin baskısı altındadır.
“Eğitimin temel amacı, özgür düşünceli, bilgili, becerli ve üretici insan yetiştirmektir. Bunun tersine, tek tip insan yaratmaya çalışmak, çağdaş gelişmeler ve çoğulcu demokrasiyle bağdaşmaz. Çağdaş demokrasi, dünyaya eleştirel gözle bakabilen insan yetiştirmeyi amaçlar.”
“Eksik olan, farklı toplumsal protesto hareketleri ve eylemlerinin birleştirilerek değişimin güçlü bir öznesi konumuna getirilmesi için gereken dayanışma ağlarının kurulabilmesidir.
Sosyal demokrasi, artan sorunlar ve azalan kapasite arasında varlığını kabul ettirmek için kendi başarı tarihini gözden geçirmelidir. Sosyal demokratlar, ancak siyasal sermayelerinin mobilizasyonu ve onun akılcı kullanımı, siyasal bir proje çerçevesinde bağlantılı olduğunda güçlü davranabilmişlerdir.”