28 Şubat safsatası manşet ve köşelerde

Dün, 28 Şubat’tı. Üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen, yine bazı gazetelerin manşetlerinde, birinci sayfalarında ve bazı köşe yazarlarında bilindik safsatalar görüldü.

Türkiye gazetesi 15 Temmuz’dan tutuklanan FETÖ’cü savcıların açtığı davayı sahiplenerek, “Darbenin askeri ayağı yargılandı” dedi. “Ancak” diye ekledi: “Medyasından iş dünyasına kadar ‘sivil darbecilere’ hâlâ hesap sorulamadı.’ Türkiye gazetesi, 15 Temmuz’un altyapısının da 28 Şubat olduğunu iddia etti.

Yine Yusuf Alabarda gibi köşe yazarları da, bazı gazete manşetleri üzerinden iddialarını sürdürüyor. 28 Şubat’a gelinen süreci gözden kaçıranlar, gelişmeleri doğru okuyamazlar. Türkiye’nin de güvenlik sorunlarına çözüm üretemezler.

28 Şubat 1997’de MGK’da alınan kararların hedefinde ABD vardır.

ABD’nin, Türkiye, Irak ve İran’ı bölme planlarına karşı yapılan Çelik Harekâtı ile başlayan süreç, içeride ABD’nin beslediği “Batılı irtica” güçlerine yönelmiştir. Hedef iç cepheyi güçlendirmektir. Yalnızca bölücü ve gerici yapılar değil, ABD gladyosu başta olmak üzere mafyanın da üzerine kararlılıkla gidilmiştir.

Sonucunda Abdullah Öcalan getirilmiş, Fetullah Gülen yurt dışına kaçmak zorunda kaldı.

28 Şubat hareketi Türkiye’nin milli devlet refleksidir. Türk Milleti’ni de arkasına alarak cumhuriyeti ve milli devleti koruma görevini yerine getirmiştir. Zaten merhum Erbakan’ın da yaşadığı müddetçe hiçbir yerde 'askerler bize baskı, bizi tehdit etti, hükümeti istifa ettirdi' vb. türünden tek bir ifadesi yoktur.

28 Şubat, tarikat ve cemaat örgütlenmesinin Türkiye’yi nerelere sürükleyeceğini 21 yıl önce hepimize gösterdi.

28 Şubat’ın “Bin yıl sürecek” kararlılığı ABD’yi öyle korkuttu ki, “Millenium Challenge” tatbikatıyla yanıt verdiler. 28 Şubat kararları sulandırılmasa ve sıkı takip edilse, ne FETÖ kumpas davaları olurdu ne de 15 Temmuz yaşanırdı.

29 ŞUBAT MEDYANIN HALLERİ

HEPİMİZİ YAKTIN AARON BUSHNELL

MELİH ALTINOK - SABAH

ABD Hava Kuvvetleri'nde aktif görevde olan 25 yaşındaki Aaron Bushnell, pazartesi saat 13.00'te İsrail'in Washington Büyükelçiliği önüne geldi. Genç asker yürürken çektiği videoda son derece soğukkanlı ve kendinden emin bir şekilde şunları söylüyordu: "Artık soykırım suçuna iştirak etmeyeceğim. Şimdi oldukça şiddetli bir protesto düzenleyeceğim ancak Filistinlilerin işgalcilerin elinde yaşadıkları karşısında benim eylemim çok da büyük bir şey değil."

Bundan sonrasını da edebi cümlelerle anlatmak haksızlık olur; hem Aaron'a hem de gerçeğe. Zira meğer Aaron'un "Şiddetli ancak Filistinlilerin yaşadıkları karşısında büyük bir şey değil" dediği kendini yakmakmış. Yıllardır objektiflik masalının ekmeğini yiyen New York Times, Washington Post, CNN, Fox ve hatta Associated Press, genç askerin nefesi kesilene kadar "Filistin'e özgürlük" diye bağırması gibi "ayrıntıları" görmezden geldiler ama nafile... Aaron insanlık tarihine geçti. Tabii ki, yerde cayır cayır yanan bir insana yardım etmek yerine silah çeken o alçak elçilik polisi de.

F-35’LER ÖLÜ, S400’LER SAĞ…

NEDRET ERSANEL - YENİ ŞAFAK

Hızlıca anımsatayım; İsveç’in NATO üyeliğinin onaylanması, F-16’lara Amerikan Kongresi’nde kapı açılması, karşılıklı bir seri iyi niyet açıklamaları, ABD Büyükelçisi’nin yayınladığı bir makalenin kaldırdığı pembe tozlar, başını Almanya’nın çektiği, ‘Avrupa Gökyüzü Kalkanı” projesine Yunanistan ve Türkiye’nin eş zamanlı imza koymaları, nihayet ABD-Teksas’ta Türk firmalarıyla birlikte fabrika kurulup, mühimmat üretileceği bilgisi… Bu akış, Türk-Amerikan ilişkilerine yönelik “umut-temenni” bazlı duaları canlandırmış görünüyor. İçeride de, dışarıda da… Hafta sonunda Fransız RFI (Radio France Internationale), “Türkiye, ABD askeri jetleri için Rus füzelerinden vazgeçecek mi?” başlıklı bir analiz yayımladı;

“Türkiye’nin S-400 füzelerinden vazgeçmesi halinde ABD, F-35 savaş uçaklarını satmayı teklif etti. F-35 savaş uçaklarının satılması durumu, Türkiye’nin satın aldığı Rus S-400 füzelerinin akıbetini giderek daha fazla sorgulanır hale getirdi”…

Paris-Ankara ilişkilerinin serancamı düşünüldüğünde bu tür kılçık atma haberlerini normal sayabilirsiniz. Ancak Türkiye ve ABD’de bu bakışı parlatan çok akıl var… Uzatmadan cevabı şudur; “F-35’ten öte F-16’ya kilitlendik. Bizim şu andaki planımız, programımız F-35’ten öte F-16’ya kilitlenmiş vaziyetteyiz. Amerikalılarla yaptığımız görüşmelerde daha çok şu anda F-16’larla ne gibi adımlar atarız, bunları konuştuk”… Cumhurbaşkanı’nın Pazartesi günü kurduğu bu cümle F-35’lerin Türkiye tarafından hâlâ ölü kabul edildiğini gösterdiği gibi, bağlı olarak, S-400’lerin durumunda da değişiklik olmadığını gösteriyor. Kaldı ki, Putin ziyaretinin arifesinde… Basit ya da açık çıkara yaslanan alış-verişlerin, Türk-Amerikan ilişkilerinin ağır açmazları bulunan kilitlerini kıracağına yönelik eğilimler, olduklarından fazla şişirilip alkışlandığında daha büyük hayal kırıklıklarına neden olur…

TARIM NÜFUSU BİR ULUSAL GÜVENLİK SORUNU

ÖZAY ŞENDİR - MİLLİYET

Farklı kaynaklarda farklı veriler var, o yüzden tam rakam muamma ama çiftçi yaş ortalamamız 50 yaşın üzerinde. Daha da önemlisi, köyden kente göç devam ediyor ve çiftçi nüfusu azalmaya devam ediyor. Bu işler emir-komuta zinciriyle düzelmez, çiftçiliğin sosyal statüsünü yükseltmek, eğitim ve sağlık hizmetlerini mümkün olduğunca kırsala götürmek gerekiyor.

OKUMAK BOŞUNA ZAMAN KAYBI MI?

ABBAS GÜÇLÜ - MİLLİYET

TÜİK verilerine göre okumayanlar daha mutluymuş. Mutluluk oranı okumayı yarıda bırakanlarda yüzde 53.7, üniversite mezunlarında 51.2’ymiş. Sorun öğrenmede mi, eğitimde mi, okuyana verilen değerde mi? Bunun çok iyi araştırılması gerekir. Neden ve nasıl bu noktaya gelindi? Sorunu doğru tespit etmeden sağlıklı bir tedavi yöntemi uygulanamaz!.. (…) Aslında gelinen noktanın özeti: Okumayı da diplomayı da seviyoruz, olması gerektiğine inanıyoruz ama karşılığını alamıyoruz. Bizi mutsuz eden de sanki eğitim değil, eğitim sırasında ve sonrasında yaşanan eziyetler. Eğitime yön veren kişi ve kurumların bu ayrıntıyı ciddiye almaları ve bu yönde daha popülist politikalar yerine daha akılcı projeler üretmeleri gerekir.

Sonraki Haber