AK Parti'nin tavizlerine rağmen Batı'nın umudu Kılıçdaroğlu

ABD’nin el üstünde tuttuğu Türkiye uzmanlarından Karaveli, 14 Mayıs seçimlerinde muhalefetin en Batıcı ve NATO’cu seçenek olduğunu savundu. Neoliberal liderler ve HDP/ PKK’yla ittifak mecburiyetinin Kılıçdaroğlu’nun siyasetlerini belirleyeceğini vurguladı.

ABD’nin etkili dış politika dergisi Foreign Policy’de analizleri yayımlanan Halil Magnus Karaveli, İsveç’in Dagens Nyheter (Günlük Haberler) gazetesi için yaklaşan Türkiye seçimleriyle ilgili bir yazı kaleme aldı. Orta Asya-Kafkasya Enstitüsü ve İpek Yolu Çalışmaları Programı Merkezi'nde kıdemli araştırmacı olan Karaveli, 20 Mart’ta yayımlanan makalede “Muhalefet Erdoğan'ı yenerse, İsveç'in NATO sorunu sona erer” başlığını attı. “Kılıçdaroğlu bir solcu, Kürt ve Alevi olarak Türk devlet ideolojisine karşı birleşik bir meydan okumayı temsil ediyor.” ifadelerini kullandı.

‘TÜRK MUHALEFETİ GÜÇLÜ ŞEKİLDE BATICI’

Batı’nın itibar ettiği “Türkiye uzmanlarından” olan Karaveli, Türkiye’deki Atlantikçi muhalefetin röntgenini şu ifadelerle çekti:

“Kılıçdaroğlu'nun seçilmesi halinde İsveç'in NATO endişeleri sona erecektir: Türk muhalefeti güçlü bir şekilde Batı yönelimlidir ve Batılı yatırımcıları geri çekmek için her şeyi yapmaya hazırdır. İsveç'i NATO üyesi olarak kabul etmek, muhalefetten yeni seçilen bir cumhurbaşkanının rota değişikliğini göstermesi için mükemmel bir fırsat olacaktır.”

Karaveli, Altılı Masa’nın oluşturduğu “beş benzemez” ittifakının yalnızca Erdoğan düşmanlığıyla bir araya geldiğini de belirtiyor:

“Kılıçdaroğlu'nun Erdoğan'ı yenmek için bunlarla bir ittifak kurması gerekiyordu. CHP liderliğindeki ittifakta bir sağcı milliyetçi, üç muhafazakâr ve bir İslamcı parti yer alıyor. Onları birleştiren tek bir şey var: Erdoğan'dan kurtulmak. Ancak bu Türkiye'yi demokratikleştirmek için yeterli olmayacaktır. Bunun için köklü bir sistem değişikliği gerekiyor.”

‘SINIRLARINI NEOLİBERAL MÜTTEFİKLERİ ÇİZİYOR’

CHP’nin İsveç Solu ile aynı zorlukla karşı karşıya olduğunu söyleyen Karaveli, bunun “işçi sınıfını sağdan kazanmak” olduğunu değerlendiriyor. Kılıçdaroğlu’nun ABD’ye gittiğinde sosyal adalet söylemleriyle öne çıkan Demokrat Partili Bernie Sanders ile görüşmek istediğini hatırlatan Karaveli, CHP liderinin bir yandan da “sağ-sol çatışmasının abartıldığını ve asıl çelişkinin demokratlar ile anti-demokratlar arasında olduğunu iddia ettiğine” dikkat çekiyor.

Makale yazarı, Kılıçdaroğlu’nun “neoliberal müttefiklerinin” sosyal adalet söylemlerinin altını boşalttığını ve CHP liderinin uygulayacağı siyasetlerin sınırını çizdiğini de şöyle açıklıyor:

“Kılıçdaroğlu mevcut ekonomik düzene meydan okuma konusunda fazla ileri gidemeyeceğinin farkında. Neoliberal ve muhafazakar müttefikleri onun devletten bahsetmesinden rahatsız. Muhalefet ittifakı da işçilerin koşullarında herhangi bir iyileştirme önermiyor.”

Burada kastettiği müttefiklerin DEVA Partisi lideri Ali Babacan ve Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu olduğu anlaşılıyor.

‘DERSİMLİ KEMAL’

Karaveli, Batı’nın hoşuna gidecek bir Kılıçdaroğlu portresi de çiziyor. CHP’nin 1923’ten 1950’lere kadar otoriter bir anlayışla yönetildiğini söyleyen yazar, Kılıçdaroğlu’nun “resmi ideolojiye meydan okuyan kimliğini” şu sözlerle anlatıyor:

“Bir solcu, Kürt ve Alevi olarak Kılıçdaroğlu, Türk devlet ideolojisine karşı birleşik bir meydan okumayı temsil etmektedir. Sol, Kürtler ve Aleviler (İslam içindeki bir azınlık yöneliminin takipçileri), Türk devletinin her şeyden önce güvensizlik duyduğu ve baskı uyguladığı kategorilere aittir. Kılıçdaroğlu, 1937'de Alevi Kürtlerin Türkleştirme politikasına karşı ayaklandığı ve Atatürk'ün hava bombardımanı, top ve gazla bastırdığı Dersim bölgesinin yerlisidir.”

Halil Magnus Karaveli

‘DEMİRTAŞ’I KURTARMA SÖZÜ VERDİ’

“Kılıçdaroğlu'nun Erdoğan'ı yenmek için sağa ihtiyacı var ama sağla Türkiye'yi demokratikleştiremez.” diyen Karaveli, “anahtar müttefik” olarak diğer Batılı uzmanlar gibi HDP/PKK’ya işaret etti. Karaveli, Kılıçdaroğlu’nun Selahattin Demirtaş’ı hapishaneden çıkarma sözü verdiğini hatırlattı:

“Bunun için oylarına güvendiği Kürtlerle ve sosyalist solla bir ittifak kurması gerekecek. Kılıçdaroğlu, Kürt yanlısı HDP'nin hapisteki eski lideri Selahattin Demirtaş'ın serbest bırakılacağı sözünü verdi ve HDP ve sosyalist partilerle temas kurdu. Kılıçdaroğlu'nun önündeki en büyük zorluk, bunu milliyetçi sağ seçmeni ürkütmeden yapmak olacak.”

‘KÖKLERİ FAŞİST İYİ PARTİ’

Yazıda, bu ürkütülmemesi gereken milliyetçi sağ seçmenin ittifak içindeki temsilcisi olarak İYİ Parti anılıyor. Ancak “kökleri faşist Bozkurtlar hareketine dayanan” gibi ifadelerle:

“İttifakındaki ikinci büyük parti olan ve kökleri faşist Bozkurtlar hareketine dayanan sağcı milliyetçi ‘İyi Parti’, Kürtlerle müzakerelere karşı çıkıyor ve aslında Kılıçdaroğlu'nu etnik ve dini kimliği nedeniyle cumhurbaşkanı adayı olarak uygun görmüyor.”

Bu ifadeler, Meral Akşener’in ayrılıp geri dönmesiyle sonuçlanan Altılı Masa’da yaşanan çatlağı da aydınlatıyor.

‘ORDU LAİKLİĞİ UMURSAMIYOR’

Karaveli, Kılıçdaroğlu’nun Türk ordusuna bakışıyla ilgili 2009 yılından bir anısını da paylaşıyor. İddiasına göre, Kılıçdaroğlu, parti lideri seçilmeden bir yıl önce, 2009'da bir sohbet sırasında "Bundan sonra cami cemaatini kazanmaya odaklanacağız." diyerek yazarı şaşırtıyor. Birkaç yıl önce Cumhuriyet Mitinglerinde “şeriat karşıtı kitlesel gösteriler” yapıldığını hatırlatıyor.

Ordunun laikliği savunmak için müdahale edip etmeyeceğini sorduğunda ise Kılıçdaroğlu, “ordu laikliği umursamıyor, onların tek derdi ayrıcalıklarını korumak.” yanıtını veriyor. Kendisi de bu fikre şu cümleyle katılıyor:

“Ordunun ekonomik elitin çıkarlarını koruduğu ve koşullara bağlı olarak aynı sınıf siyasetini meşrulaştırmak için laikliği ve İslam'ı dönüşümlü olarak kullandığı doğrudur. Erdoğan'ın generallerle ittifak içinde hükümet etmesi bu nedenle tarihsel bir kalıba uymaktadır.”

BLOOMBERG ANALİZİ: ALTILI MASA HER AN YENİDEN DAĞILABİLİR

ABD’li finans gazetesi Bloomberg, “Türkiye’nin Gandi’si Lincoln’den Ders Çıkarabilir” başlığıyla bir yazı yayımladı. Türkiye üzerine analizler yazan Bobby Ghosh’ın imzasını taşıyan makalede Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidarı aldıktan sonra muhalefet liderlerini bir arada tutmasının, en az Erdoğan’ı yenmek kadar zor olduğu ileri sürüldü. Yazıda şu vurgular öne çıktı:

  • “Amerikan Başkanı Lincoln’ün İç Savaş sırasında bir araya getirdiği rakipler takımı gibi, bu dört Türk de yakın arkadaş olmaktan çok uzak: Her biri başkan olma umutları besliyor.”
  • “Dörtlü siyasi ideoloji konusunda ayrışmaktadır: Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu sosyal demokrat, Akşener milliyetçi ve Yavaş da ikinci kamptan birincisine geçmiş durumda. Destekçileri tarafından ‘Asena’ ya da ‘dişi kurt’ olarak selamlanan Akşener, sürekli bir kaçış riski taşıyor.”
  • “İki belediye başkanının Kılıçdaroğlu'nun yerine parti lideri olmak için çekişmesi muhtemel. Kılıçdaroğlu kazanırsa, diğer üçünün başkan yardımcısı olması bekleniyor. Bu, herhangi bir hükümet için alışılmadık, istikrarsız bir düzenlemedir. Onları yönetmek, selefinin mirasını geri almak kadar zor olabilir.”
Sonraki Haber