Mavi Vatan’da kırmızı alarm

AK Parti Hükümeti, Mavi Vatan politikasını terk etti. Yunanistan'la başlatılan 'ikinci bahar' süreci, beraberinde çok sayıda tavizi getirdi. Şimdilerde ne Ege'de bir uçağımız uçuyor ne de Akdeniz'e gemimiz çıkıyor. Tam anlamıyla karaya sıkıştık!

Türkiye ile Yunanistan arasında esen “iyi komşuluk” rüzgarları, sadece diyalogla sınırlı kalmıyor.

Atina'nın dahi şaşırdığı bu değişiklik, her geçen gün yeni tavizleri gündeme getiriyor. Önce Ege'de uçuşları askıya alan Türkiye, şimdilerde moratoryumu uzatmayı değerlendiriyor.

4 Nisan'da Türkiye'ye gelerek deprem bölgelerini ziyaret eden Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Panayiotopulos, Hatay’da Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile yaptığı görüşmenin ayrıntılarını Yunan basınına anlattı. Ta Nea gazetesine konuşan Panayiotopulos, Akar ile iki ülkenin Ege’deki tatbikat sayısını sınırlandırmasını ve ‘moratoryum’ süresinin bir ay daha uzatılmasını konuştuklarını söyledi. Panayiotopulos, “Nihai kararı, önümüzdeki günlerde yapacağımız telefon görüşmesinde vereceğiz.” dedi.

YUNANİSTAN UYGULAMIYOR

Türkiye ile Yunanistan arasında 27 Mayıs 1988 tarihinde imzalanan Atina Mutabakatı, turizmin yoğun olduğu 1 Temmuz ile 1 Eylül tarihleri arasında Ege Denizi'nde askeri tatbikat yapılmamasını öngörüyordu. Bu anlaşmadaki aksamaların ardından 2006 yılında Yunan mevkidaşı Karamanlis ile bir araya gelen dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 1988'deki moratoryumun düzenlenerek yeniden aktif şekilde uygulanması konusunda anlaştı. 1 Temmuz 2006'da devreye giren yeni anlaşma ile, daha önce 1 Temmuz-1 Eylül tarihlerini kapsayan moratoryumun süresi, 15 Haziran-15 Eylül olarak güncellendi. Bu tarihler arasında turizmin korunması amacıyla Ege Denizi'nde askeri tatbikatlar yapılmayacak, ayrıca hem genelkurmaylar hem de Eskişehir ve Larissa üsleri arasında sağlıklı iletişim için doğrudan hat kurulacaktı.

Fakat Türkiye'nin hassasiyetle uyguladığı bu mutabakat, geçen yıllarda Yunanistan'ın Navtex'leri ile delindi. Ege Denizi'nde 3 aylık periyotta askeri tatbikatlarını durdurmayan Yunanistan, Sahil Güvenlik gemileri ile yat turizmini aksatacak saldırılarda bulundu, Türk balıkçılarını sık sık taciz etti. Yunanlar silah kullanmaktan da çekinmedi.

TURİZMDEN ALIYOR SİLAHA VERİYOR

Aydınlık, uzun süredir Yunanistan'ın bu kışkırıcı tutumuna karşılık Ege Denizi'ndeki moratoryumun iptal edilmesini gündeme getiriyordu. Uzmanlar, Yunanistan'a yılda 30-35 milyon turist gittiğini, bunların 20 milyona yakınının adalarda tatil yaptığını belirtiyor. Yunanistan, sadece adalardaki turizm faaliyetinden 8-10 milyar avro gelir elde ediyor ve bu gelirini de yine silahlanmaya harcıyor. Buna karşılık Türkiye'nin Ege Denizi'ndeki turizmden önemli bir gelir elde etmediği görülüyor.

Atina, turizmden kazandığı parayı akılsızca silahlanmaya yatırıyor. Askeri harcama planı son 13 yılın en yüksek düzeyine ulaşan Atina, savunmaya 2020'de 3,35 milyar avro, 2021'de 5,44 milyar avro, 2022'de 6,39 milyar avro ve 2023'te 5,65 milyar avro ayırdı. Dahası savunma harcamaları içindeki silahlanma kalemleri katlandı. Geçen yıllarda Fransa ile Rafale savaş uçakları ve Belharra sınıfı firkateynler için anlaşma yapan Atina, şimdilerde ise ABD'den F-35 alabilmek için görüşmeler yürütüyor. Maliyeti en az 3,5 milyar dolar olarak hesaplanan 20-24 adet F-35 uçağı satın alımı için ilk resmi süreç, Yunanistan’ın “niyet mektubu” göndermesiyle başladı. Uçakların 2028'de teslim edilmesi bekleniyor.

EGE'DE UÇUŞLAR DA DURDU

Ne yazık ki Türkiye'nin son aylarda Mavi Vatan özelinde Yunanistan'a verdiği tavizler, moratoryumla da sınırlı değil. Bu rota değişikliğini Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, şu sözlerle anlatıyor:

“Türkiye'deki yıkıcı depremlerden birkaç gün sonra, Hatay ziyaretimden hemen sonra Türk tutumunda bir değişiklik oldu. Size basit bir örnek vereyim. Daha önce Ege'de her gün üst uçuşlar, hava sahası ve kara suları ihlalleri oluyordu. Bunca zaman, o günden bu yana hiçbir ihlal kaydedilmedi. Üstelik Ege'de Türk uçuş faaliyeti bile yok. Genel olarak Türk tutumunda tam bir değişiklik var. Retorik tamamen değişti. Yunanistan'a karşı ne hakaret, ne tehdit, ne de başka bir şey yöneltiliyor. Olan bu.”

Halbuki Yunanistan, dünyada hava sahasının kara sularından daha geniş olduğunu iddia eden tek ülke. Ege'deki 6 mil kara suyu rejimine rağmen 10 mil hava sahası olduğunu iddia eden Yunanlar, Türkiye'nin uluslararası hava sahasındaki uçuşlarını da taciz olarak niteliyor. Dendias'ın açıklamalarından ise Türk jetlerinin bırakın Yunan hava sahasına girmeyi, uluslararası hava sahasından dahi çekildiği anlaşılıyor. Bu da Ege'deki kara suları ile hava sahasını 12 mile genişletmeyi planlayan Yunanistan'ı, daha da cesaretlendiriyor.

ATİNA MUTABAKATI NE DİYOR?

Atina Mutabaka'ının içeriğinde şu ifadeler yer alıyor:

“27 Mayıs 1988 tarihli Atina Mutabakatı ile taraflar; karşılıklı olarak birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne ve Ege’nin açık deniz alanlarını ve uluslararası hava sahasını kullanma haklarına saygı gösterilmesi yükümlülüğünü teslim etmektedirler. İki taraf açık deniz alanları ve uluslararası hava sahasında ulusal askeri faaliyetlerin yürütülmesinde, deniz ve hava trafiğinin uluslararası belgeler, kurallar ve yönetmeliklerde öngörülen çerçevede kolayca akımına müdahale etmemeye gayret göstereceklerdir. Bu istenmeyen gerginlik kaynaklarının ortadan kaldırılmasına ve çatma riskinin azaltılmasına katkıda bulunacaktır. İki taraf açık deniz alanlarına ve uluslararası hava sahasında notam veya bildirim veya uyarı gerektiren ulusal askeri tatbikatların planlanması ve icrasının aşağıdaki hususları da mümkün olacak azami ölçüde önleyecek şekilde yürütülmesinde mutabık kalmışlardır. Buna göre, belirli bölgelerin tecrit edilmesinden, tatbikat alanlarının uzun süreler için kapatılmasından, tatbikatların turizmin en yoğun olduğu dönemlerde (Her yıl 15 Haziran 15 Eylül’e kadar) ve başlıca ulusal ve dini resmi tatillerde yürütülmesinden kaçınacaklardır. Bütün ulusal askeri faaliyetlerin planlanması ve icrası mevcut uluslararası kural, yönetmelik ve usullere uygun olarak yürütülecektir.”

ADALARDAKİ İHLALLERE İTİRAZ NEDEN DURDU?

Türkiye, uzun süredir Ege'deki gayriaskeri statüde bulunan adalarda yaşanan Yunan ihlallerini birer Navtex yayınlayarak dünyaya duyuruyordu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, bunun bir hukuki hazırlık olduğu mesajını vermişti. Ancak son dönemde bu uyarılar da sonlandı. Örneğin geçen hafta Iniochos-2023 çokuluslu tatbikatı için Yunanistan'ın ilan ettiği 10 sahadan 8'i, gayriaskeri statüdeki adalar ile Türkiye-Libya mutabakatının çizdiği sınırları kapsıyordu. Ankara ise bu ihlallerin tamamına sessiz kaldı.

TPAO'YA RUHSATLAR NİYE VERİLMİYOR?

Türkiye, 18 Mart 2019'da BM'ye gönderdiği mektupta, “32 derece, 16 dakika, 18 saniye Doğu Meridyeni ile 28 derece Batı Meridyeni arasında kalan bölgede Türkiye’nin çıkarları vardır.” demiş; “28 derece boylamının batısı da müteakip sınırlamalara esastır.” beyanında bulunmuştu. 27 Kasım 2019'daki Libya Anlaşması'yla da Doğu Akdeniz'deki batı sınırımız çizilerek 26 derece 19 dakika 11 saniye olarak belirlendi. İşte 26-28 boylamları arasında ortaya çıkan bu yeni bölgede sondaj faaliyetleri yürütülmesi için, Enerji Bakanlığı 7 ruhsat bölgesi belirleyerek ihaleye çıktı. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), ihaleyi kazandı. Askı süresi de 30 Kasım 2020 itibarıyla sonlandı. Fakat TPAO'nun ruhsatları, tam 28 ay geçmesine rağmen hala verilmedi. Bu süreçte TPAO'ya bağlı hiçbir gemi, 26-28 derece boylamı arasında sismik/sondaj faaliyet yürütemedi.

KIBRIS'TAKİ DENİZ ÜSSÜ NE DURUMDA?

Aydınlık, Türkiye'nin KKTC'de egemen bir deniz üssü kurmaya yönelik hazırlıklarını ilk kez 10 Aralık 2018'de duyurmuştu. Üsse ilişkin keşif çalışmalarına bizzat dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal katılmış; üssün maliyeti, altyapı ihtiyaçları ve fiziki koşullarıyla ilgili hazırlanan fizibilite raporu Ankara'ya gönderilmişti. Çalışmaların ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Bakanlar Kurulu, 14 Ekim 2021 tarihinde üssün yapılmasının planlandığı İskele kazası Dipkarpaz köyü Zafer burnu mevkiinde bulunan vakıf emlaklarını, 30 yıllığına KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının kullanımına verdi. Yaklaşık 280 dönümlük alanda ise bugüne kadar üsse ilişkin somut bir girişimde bulunulmadı.

DOĞU AKDENİZ'DEN NEDEN ÇEKİLDİK?

Türkiye, Doğu Akdeniz'de kendisine dayatılan Seville Haritası'nın dışına çıkan son Navtex'ini 2020 yılının Aralık ayında yayınladı. Bu tarihten itibaren Türk sondaj gemileri Antalya Körfezi'nin dışına çıkarılmadı. Tek bir sismik/sondaj gemimiz, kara sularımızın ötesine gönderilmedi. Örneğin R/V Bilim-2 gemisinin araştırma yapabilmesi için 26 Eylül-8 Ekim 2021 tarihlerini kapsayan Navtex için Yunan medyasında, “Türkler Doğu Akdeniz’de sınırlarımızı kabul ettiler.” yorumları yapıldı. Gelen eleştiriler üzerine Milli Savunma Bakanlığı, bu tepkinin doğru olmadığını, Oruç Reis için ilan edilen son Navtex'in Yunan tezlerinin ötesine uzandığını açıkladı. Yayınladıkları harita ise büyük bir hayal kırıklığıydı. Seville Haritası'nın sadece 5 mil dışına çıkıldı.

O ANLAŞMA HANİ YOK HÜKMÜNDEYDİ?

Mavi Vatan'ın terk edilmesiyle birlikte Türkiye-Libya anlaşmasını kadük hale getiren Mısır-Yunanistan anlaşması da kabullenildi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, geçen haftalarda yaptığı açıklamada, “Mısır’ın Yunanistan’la yaptığı anlaşma aleyhimize değil. O anlaşmada Mısır, bizim kıta sahanlığımızın sınırlarına riayet etti.” dedi. Halbuki Çavuşoğlu, anlaşma imzalandıktan sonra 7 Ağustos 2020'de Libya'da yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı: “Bu anlaşma (Mısır-Yunanistan MEB Anlaşması) hem Türkiye Cumhuriyeti'nin hem de Libya'nın kıta sahanlığını ve haklarını ihlal ediyor. Dolayısıyla bizim daha önce Birleşmiş Milletler'e bildirdiğimiz kıta sahanlığımızı ihlal eden bir anlaşma, bizim için yok hükmündedir. Bunun yok hükmünde olduğunu sahada da masada da göstermeye devam edeceğiz.”

Sonraki Haber