Amiral Cem Gürdeniz: Deniz Kültürü denizcileşmenin temeli

Emekli Amiral Cem Gürdeniz, Ulaştırma Bakanlığı'nın çalışmalarını ve denizcilik adımlarının önemini Aydınlık'a değerlendirdi.

Görüşlerine başvurduğumuz emekli Amiral Cem Gürdeniz Ulaştırma Bakanlığı'nın çalışmalarını ve denizcilik adımlarının önemini şöyle değerlendirdi:

"Türk halkının denizcileşmesinde en önemli alan şüphesiz 'deniz kültürü'dür. Denizciliğin temeli olan deniz kültürü, maalesef gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet dönemlerinde halkın günlük yaşantısına girememiştir. Deniz kültürünün halka mal edilmesi, bu kapsamda deniz ve denizciliğin önce halka tanıtılması, sonra sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması başarılamamıştır. Bu kapsamda amatör denizciliğin yaygınlaştırılması, başta gençlerimiz olmak üzere büyük çoğunluğa yüzme öğretilmesi, küçük tekne denizciliği ve amatör balıkçılığın geliştirilmesi göz önüne alınmamıştır. Üzülerek ifade etmeliyim ki, Türkiye’de hiçbir siyasi partinin programında halkın denizcileştirilmesi bugüne kadar yer almamıştır. Bu nedenle devlet, Atatürk dönemi hariç tarihin hiçbir döneminde halkın denizcileşmesine kafa da yormamıştır. Bakmayın 1 Kasım 2011’de adı değiştirilen Ulaştırma Bakanlığı'nın yeni adının Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı yapıldığına. Türkiye’de denizcilik, dokuz ayrı bakanlık ile yüze yakın değişik kurum ve kuruluşun yönetiminde kalmaya devam ediyor. Eski tas eski hamam. Zaten Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçişte denizcilik kelimesi de Bakanlık adından kaldırıldı. Bugün Ulaştırma Bakanlığı içinde denizciliğin müsteşarlık seviyesinde bile adı geçmiyor.

Günümüzde sayıları her gün artan marinalar, denizcilik fuarları (boat show), denizcilik dergileri ile başta yelken olmak üzere amatör denizciliğe yönelik ilgi artışı 75 milyon nüfus ve 8333 km sahil şeridi istatistikleri ile karşılaştırıldığında son derece düşüktür. Dünyanın 16’ncı büyük ekonomisine sahip olduğu iddia edilen bir devlet için halkın denizcileşme ve deniz kültürüne sahip olma başarı endeksi de, maalesef BM’in gelişmişlik, kadın erkek eşitliği ve insani gelişme endeksi gibi değişik kategorilerde Türkiye’nin son on yılda elde ettiği rekor seviyedeki düşük derecelerle uyum içindedir. Denize kıyısı olmayan İsviçre’de dahi 132 yelken kulübü varken bir deniz ülkesi olan Türkiye’de ADF (Amatör Denizcilik Federasyonu) üyesi 21 ilde toplam 52 denizcilik ve yelkencilik kulübü mevcuttur. Kıyı uzunluğu Türkiye’nin kıyı uzunluğunun 20’de biri olan Hollanda’da tekne başına 40 kişi düşerken, Türkiye’de 2000 kişi düşmektedir. Anadolu’da fert başına 8 kilo balık düşerken, AB ortalaması 24 kilodur.

DENİZCİLEŞMENİN ANAHTARI DEVLET VE HALKTIR

Türkiye’nin denizcileşmesinin iki anahtarı vardır. Birincisi Devlet/Hükümetin iradesi, ikincisi halka denizin sevdirilmesi ve denizcileşmesidir. Devletin egemen gücü, yasama ve yürütmede denizciliği gerçek anlamda partiler üstü bir ülküye dönüştürerek siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal alanlarda elle tutulur projelerle somutlaştırabilir ve hepsinden önemlisi 'Toprak Gemi' Anadolu’nun iç kısımlarına deniz kültürünü taşıyabilirse, Türkiye’nin kaderi değişecektir. Bir Fransız düşünürün zamanında söylediği gibi 'Gemi yapmak istiyorsanız, milleti sadece odun toplamak, malzemeyi getirmek ve iş bitsin diye çağırma, millete denizin güzelliğini ve zenginliğini anlat.'

Deniz kültürü ile farkındalığı artacak Türk milleti, denizciliğin her alanında ekonomik çıkarlarını çoğaltıp, genişletirken, denizi ve onun eşsiz kültürünü yaşam tarzının önemli bir parçasına vazgeçilemeyecek şekilde ekleyebilecektir. Bu yazıyı ünlü deniz tarihçimiz Ali Haydar Emir Alpagut’un Balkan Savaşı'nın hemen sonrasında 1913 yılında Deniz Mecmuası'na yazmış olduğu 'Donanma İstemezük' başlıklı müstesna yazısının son paragrafı ile bitirelim:

Denizler tükenmez bir servet ve kuvvet membasıdır. Osmanlı milletinin tabiatında ise denizcilik olmayabilir.

Ancak öyle bir memlekette oturmaktadır ki o memleket stratejik, politik ve ekonomik durumu itibarıyla denizlere hâkim bir milletle var olmak ihtiyacındadır. Osmanlı Asya’sı kendisine böyle bir sahip buluncaya kadar keşmekeşten kurtulamayacaktır. İnsanlar tabiatın kanunlarına uymazlarsa yaşayamazlar. Osmanlı Türkleri ya denizci olmaya veya eski vatanlarının kızgın çöllerinde çobanlık etmeye mahkûmdur."

Sonraki Haber