Aydınlık yarınlara üreterek yürüyeceğiz

'Gücümüzü, erkek kadın omuz omuza kurduğumuz Cumhuriyet'in kazanımlarından alırız. Bu 8 Mart'ta, mücadele bayrağımızı daha daha yükselteceğiz! Güneşten ışık yontarak, aydınlık yarınlara üreterek bölüşerek yürüyeceğiz'

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, kadınımızın da erkeğimizin de içinde birlikte yaşadığı sömürü sistemini sorgulama günüdür. Bugün, 28 Şubat 1909 tarihinde tüketim temelli ekonomiye kurban edilen 129 emekçi kadının, bir fabrika grevi sırasında yaşamını yitirmesi nedeniyle dünya gündemine geldi.

Emperyalist sistemin bütün aygıtlarıyla saldırdığı Türk kadınının, toplumun her noktasında var olması ve buna örgütlü olarak karşı durması yakıcı görevidir.

Bu toprakların kadınları güneşi doğuranlardır ve tarih sahnesindeki onurlu yerlerini alalı çok yıllar olmuştur. Milli mücadeleye omuz vermiş Nene Hatun’lar, Fatma Seher Hanım’lar, Üniversiteli Saime'ler, cepheye mermi taşırken bebesinin örtüsünü mühimmatın üzerine örten Şerife Bacı’lar, Yirik Fatma'lar, Gördesli Makbule ve diğer kahraman büyüklerimizin aziz hatıraları hâlâ yolumuzu, bilincimizi aydınlatıyor.

Kadınıyla erkeğiyle, kanla irfanla kurduğumuz yüce Cumhuriyet’in ilanı ile elde ettiğimiz tüm yurttaşlık haklarımız sonsuza kadar bizimdir. 1934 senesi itibariyle seçiyor seçiliyoruz. Laboratuvarlarda bilim üretiyoruz. Sınıflarda eğitim veriyoruz. Hastanede hekimiz, mahkemede hakimiz, savcıyız, avukatız. Fabrika'da işçi, tarlada emekçiyiz, terimizi toprağa katan geleceği inşa eden anneyiz!

Sosyal hayatın her alanında varız, var olacağız.

Topraklarımızda kadınların sorunları var mıdır, elbette vardır.

Ezelden yaralılar biz miyiz? Evet!

Yedi ateşten geçtiğimiz doğrudur!

Feodal sistemin yazısız kurallarıdır bizi en çok yaralayan… Zamansız ecelsiz öldüren sistem ile mücadele edeceğiz.

Batıdan dalga dalga esen "Feminizm" hareketlerinin, her dönem bizi kullanışlı bir malzeme olarak görmesine ve bunun açtığı kafa karışıklığına müsade etmeyeceğiz devlet, ordu, erkek ve aile düşmanlığıyla yürütülen ‘kadın hakları savunuculuğu’ ile yılda bir-iki kez kentlerin caddelerinde bir araya gelip libido çığlıkları atarak kadınların haklarını savunamazsınız. Kadınların kaderini Atlantik ötesine bağlayamazsınız. Böyle yaparak ancak kadınların gerçek sorunlarını perdelemiş olursunuz.

Bu toprakların ‘Mor Cepkenli Kadınları’ haklarını bilirler.

Düşman, baba, ağabey, yar, oğul değildir! Yaratılan algı ile hak arama mekanizmasının, TV kanallarında reyting malzemesi olarak gösterilmesine itirazımız var. Neo-liberalizmin Batı destekli propagandaları ile yaratılan devlet düşmanlığı, kadınların bu uygulamalara olan güvenini sarsmaktadır.

Siz sokakta "katil devlet" diye bağırırsanız başı derde giren kadına, şiddet gören kadına devletin sunduğu olanakları göz ardı etmesinin, küçümsemesinin sorumlusu olmaktasınız.

HIZIMIZI DEVRİM YASALARINDAN ALIYORUZ

Biz Türk kadınları Cumhuriyet değerleriyle donanımlıyız. Bir yandan 8 Mart’ı kutlarken, öte yandan Cumhuriyet devrimimizin öne aldığı Üç Devrim Yasası’nın kazanımlarının bilincinde olduğumuzu belirtmek isteriz. 3 Mart 1924’te kabul edilen Türk Aydınlanma Devrimi’nin üç temel yasası gereği, Halifelik kaldırıldı, Tevhidi Tedrisat (Eğitimin Birliği) getirildi, Şeriye ve Evkaf Bakanlığı kaldırıldı. 3 Mart, Türk kadınının feodal prangaları kırdığı gündür.

Siz, ey alfabenin her harfinin önüne "Feministler" sözünü koyarak mücadele ettiğini düşünen hak arayıcıları!

İnsanlığın ön cephesinde duran, sadece analık hakkını savunduğu için 500’ü aşkın gündür Diyarbakır'da evlât nöbeti tutan annelerin haklarını, sadece analık hakkına neden kör ve sağırsınız? Onlar kadın değil mi? Niye hiç biriniz orada değilsiniz? Neden FETÖ'nün kumpas ve iftiralarıyla görevinden uzaklaştırılmayı içine sindiremeyip intiharı seçen kadın subayımız Nazlıgül Daştanoğlu’nun, aynı kumpas sonucu özel bir uçağın pilotu olarak görev yaparken kazada yaşamını kaybeden Melike Kuvvet'in, Songül Yakut'un, Şehit Esma Çevik'in adını anmaz, yasını tutmazsınız?

KADINI TV PROGRAMLARINDA REYTİNG MALZEMESİ OLAMAZ!

Tv programlarında aşağılanan, özel hayatları ve duyguları sömürülüp reyting malzemesi yapılıp, dertleri üzerinden para kazanılıp, sonra da toplum önüne aşağılanmış olarak atılan kadınların, tv programcısı bir kaç kişinin insafına terk edilişlerine söyleyecek hiç sözünüz yok mudur?

TV'LERDE, KADINLARA YÖNELİK PSİKOLOJİK ŞİDDET BİTİRİLMELİDİR

Senaryolar gereği her akşam evimize gelen, algımızı değiştiren diziler, sürekli şiddet gören, fiziksel olarak başrol aktristi gibi görünmeyen kadınlara verilen rolleri neden sorgulamazsınız? Salgın döneminde, herkesin evinde gün boyu açık tv'lerde temizlik yapma, yemek pişirme, ev dekorasyonu, giyim kuşam moda programları ile kadınlar birbiriyle dövüştürülürken, siz nasıl bunları görmezden gelip "Kadın Kadının Yurdudur" safsatasına inanırsınız ve mücadeleyi bu denli sığlaştırırsınız?

Kadınların bilinci bu tip aygıtlarla bulanıklaştırılıp alt üst edilirken, psikolojik şiddeti daha nerede arayacağız?

Şüphesiz her ölüm erkendir, yakıcıdır.

Kadına yönelik olmaksızın (örneğin düğün veya trafik kazaları gibi) gerçekleşen adli olaylardaki kadın can kaybı kullanılarak Türkiye’den bir katliam ülkesi yaratmak çabası durdurulmalıdır.

SOSYAL MEDYAYA EVET, KARA PROPAGANDAYA HAYIR

Sosyal medya yargı makamı değildir. Me To "ifşa ediyoruz" gibi hareketlerle yaratılan algı operasyonları kadınımızın yarasına merhem olmayacaktır. Kadını koruyan yasalarımız kadınların gerçek dayanaklarıdır. Medeni Yasa ve 6284 Sayılı Yasa, kadının en önemli güvencesidir. Bu ülkenin hukuk sistemi pratik bazı eksiklikleri yanında, her yurttaşının sorunlarına cevap verecek düzeydedir. 6284 Sayılı Kanun, KADES ve ŞÖNİM gibi kadınların can güvenliği için düzenlenmiş ve uygulanmaktadır.

ATLANTİK'TEN EMİR ALAN KADINLAR, SORUN ÇÖZEMEZ

Las Tesis eylemlerinde, Meclis sıralarına vurarak gürültü yaparak, devletin yönetim binasında hiç bir kadının sorununu çözemezsiniz. Cumhuriyet'in kazanımları ile kadın erkek eşitliği hukuken gerçekleşmiştir. Eğer kadınlar siyasette sadece vitrin süsüyse sistemi sorgulamak gerekir.

Kadın olsun çamurdan olsun diye düşünmeyeceğiz. Emperyalizmin hizmetinde sadece oralardan emir alıp, el kaldırıp indiren kadın vekiller ve siyasi parti başkanlarıyla övünmeyeceğiz.

KADIN DÜŞMANI HDP KAPATILSIN!

Cumhuriyet'in kazanımları ile kavgalı, bölücülüğün hizmetinde, bu topraklarda yeşeren bitkinin bile düşmanı, çiğnedikleri "demokrasi" sakızı ile gavurun kılıcını sallayan kadınlar, Türk kadınını temsil etmiyor.

Töre cinayetlerine, çocuk gelinlere karşı sesini çıkartmayan, feodal düzene boyun eğen HDP bir kadın partisi olamaz ve kadını savunamaz.

FUHUŞ DENEN KÖLELİĞİ 'SEKS İŞÇİLİĞİ' OLARAK TANIMLAYAMAZSINIZ

Düpedüz kadın köleliği olan bu olgu, işçilik kavramı üzerinden meşrulaştırılabilecek bir kadın sömürüsü değildir. Kadının nihai kurtuluşunu hedefleyen, ancak bir Milli İktidar bunu köklü olarak çözer.

KADIN SORUNLARI ÜLKE SORUNLARINDAN AYRI DEĞİLDİR

Bunun bir çok örneğini Irak'da, Suriye'de, Yugoslavya'da gördük.

Dünyanın zalimi ABD topraklarını işgal etti, milyonlarca insanın hayatına mâl oldu. Kadınlar sınırlarda, çocukları kucaklarında insanlık dışı muamele gördüler. Tecavüze uğradılar, ölü bebekler kıyılara vurdu...

Şimdi bu kadınların derdi vatan mı, yoksa fonlar aracılığıyla yaratılan suni gündemli çözümsüzlüğe ayarlı sözde haklar mı?

ANNELER

Batı destekli neo-liberal fonlardan yararlanarak kadın hakları savunucusu olduğunu iddia eden çevreler ayaklarını Türkiye topraklarına bassalar, bakışlarını Diyarbakır'da, Hakkari’de, Van’da evlât nöbeti tutan annelere çevirseler insanlığın ön cephesinde duran bu yürekli kadınları görecekler. Şehit anneleriyle birlikte omuz omuza nasıl onurla durduklarını da...

TÜRK KADINI YÜZÜNÜ ASYA'YA DÖNMÜŞTÜR

Tüm erdemini tarihteki köklerinden almaktadır. Çok yakında gördük Azerbaycan'ın kadınlarının duruşunu ve zaferini! Sadece ülkesi bağımsız olan toplumların kadınları özgürdür.

ÜRETEN KADIN ÖZGÜR KADINDIR

Diyarbakır'dan, Hakkâri'den duyuyoruz seslerini. Urfa'nın isot tarlalarında terlerini toprağa katıp çalışan, üreten kadınları. Kooperatifler kurup gelecek inşa edenleri... Üretimden koparılan, mutfakla tv arasında kendisine yabancılaştırılan, anti depresanların sağladığı geçici huzurla yetinen kadın değil, başı dik çalışıp üreten kadının kendisini daha güvenli ve huzurlu hissedeceği kesindir. Üreten ve üretim ilişkileri içinde olan, mutlu ve geleceğe güvenle bakan kadın, özgürdür. Sporda, sanatta, bilimde, kent yönetimlerinde hayata müdahale ediyoruz, edeceğiz. Hayatın her alanında cesaretle mücadele eden kadınlarımız göğsümüzü kabartan pek çok başarıyı elde etmiştir ve etmeye devam edecektir. Son yıllarda dilimize yerleşen bir söz var: "Nefret söylemi". Mealen, kendisi gibi düşünmeyen herkesi bu söylemle itham etmek anlamındadır. Bu ithamı, kendileri dışındaki herkes için kullananlar tarafından, toplumun değer yargılarını yönlendirerek yaratılan algıyı yıkacağız.

KADINLAR, TARİKATLARIN PENÇESİNDEN KURTARILMALIDIR

Laiklik ilkesi tüm yaşamı düzenleyen bir ilkedir. Kadınları, tarikatların pençesinden kurtarmak kadın özgürlüğünün birinci maddesidir. Cumhuriyetin Devrim Kanunları, bütün kanunların üstündedir ve tarikatlar kapatılmalıdır.

PEDOFİLİ İNSANLIK SUÇUDUR!

Çocuğa yönelik cinsel istismara izin verilemez. Netflix ortamında evlerimize kadar gelen ailesizleştirme, cinsiyetsizleştirme, milliyetsizleştirme gibi sapkınlıklara kesinlikle özgürlük tanınamaz. Onur yürüyüşü adı altında çocukların istismar edilmesi kabul edilemez.

İLAN EDİYORUZ!

8 Mart'lar, içinden emekçi sözcüğü ve anlamı çıkarılmış kapitalizmin ‘hediye al, çiçek ver’ günü değildir; ‘haydi eller havaya’ eğlence günü hiç değildir. Batı destekli fonlar ve yaratılan algı ile kadınlarımızın hayatlarının karartılmasına izin vermeyeceğiz.

Ruhumuz: Kurtuluş Savaşı'na omuz vermiş Nene Hatun’ların, Kara Fatma'ların ruhudur!

Cesaretimiz: Hacire Akar'ın cesaretidir!

Kararlılığımız: Kanla irfanla kurduğumuz Cumhuriyet'i sonsuza kadar yaşatma kararlılığıdır!

İrademiz: İstiklâl Marşımızın 'korkma' ile başlayan iradedir!

Gücümüz: Büyük Türk milletinin başı dik kadınları olmamızdır!

Nilüfer çiçekleriyiz. Bulanık sularda yetişen ama yaprakları her zaman tertemiz güneşe gülümseyen...

Gelincikleriz her türlü sert rüzgâra rağmen asla başını eğmeyen.

Gücümüzü, erkek kadın omuz omuza kurduğumuz Cumhuriyet'in kazanımlarından alırız.

Bu 8 Mart'ta, mücadele bayrağımızı daha daha yükselteceğiz!

Güneşten ışık yontarak, aydınlık yarınlara üreterek bölüşerek yürüyeceğiz.

Selâm olsun gülü gül ile tarttığımız günlere!

BİNDALLI kadın eliyle kadın diliyle

Sonraki Haber