Cumhurbaşkanlığı ödülü sahibi İzzet Keribar’la sohbet

Önceki yıl Cumhurbaşkanlığı büyük ödülünü alan İzzet Kehribar iyi fotoğrafçılığın sırrını Aydınlık’a anlattı. Yıllardır yaptığı çalışmalarla önemli bir Türkiye fotoğraf arşivi oluşturduğunu belirten Kehribar, fotoğrafçılığın en önemli sırrının “yaptığın işi sevmek” olduğunu söyledi.

İzzet Keribar, fotoğraf alanında dünyada tanınan bir sanatçı. Geçen yıl Cumhurbaşkanlığı büyük ödülünü aldı. Büyük kültür sanat ödülünün bir fotoğrafçıya verilmesi biz fotoğrafçılar için çok önemli. Çünkü bizler yıllardır ülkemizin kentlerimizin tanınması için çok yoğun çabalar verdik. Çok fedekarca kendi olanaklarımızla ülkemizi adım adım dolaştık fotoğrafladık. İzzet Keribar çok önemsediğim bir sanat adamıdır. Prensipli her dakikasını değerlendiren asla çalışmaktan vazgeçmeyen başarılı bir sanat adamı. Gerçekten çok önemli fotoğrafların sahibidir. Ülkemizde ve dünya ülkelerinde çok önemli sergiler açtı ödüller kazandı. İçten samimi ve fotoğrafın sevilen bir ağabeyidir. Onun yaşamı sitesinde var. Oradan okuyabilirsiniz. Bu yazıyı sorular ve cevaplar şeklinde yaptım. Herşeyi çok güzel anlatmış değerli İzzet... Okumak size kalıyor.

Kırmızı kapı Kapadokya, Nevşehir

Değerli İzzet, biraz çocukluğunu yaşadığın mekanları anlatır mısın? Okuduğunuz okullardan söz ederek, fotoğrafa ilk ne zaman ilgi duydunuz, ilk çektiğiniz fotoğrafı hatırlayabilir misiniz?

1936 yılında, İstanbul’da Taksim’de doğdum, ilkokulu da günümüzde artık olmayan bir okulda Yenikolej’de okumuştum. Ortaokul ve liseyi de Osmanbey’de Saint-Michel Lisesi’nde okudum. Dolayısıyla, çocukluğumda, hem Taksim’i ve Gümüşsüyu’nu, hem Cihangir’i, hem Beyoğlu’nu ardından da Şişli semtlerini bayağı tanımıştım. Her Cumartesi günü, arkadaşlarımızla, İstiklal Caddesi’ndeki sinemaların birine gider, Orman’dan sıcak sandviç ya da İnci Pastanesi’nde pasta ya da profiterol yerdik. 2,5 liralık haftalığımız da böylece tükenirdi. Gine o yıllarda, annem beni ara sıra Saray sinemasındaki konserlere de götürürdü. Klasik müzikle çok ilgilendiğim için 11 yaşında piyano dersi almaya başlamıştım. 2. Dünya Savaşı’nın karanlık günlerine rağmen, karne ve yokluklara rağmen, rahat bir çocukluk yaşadığıma inanıyorum. Okulda iyi bir öğrenciydim sınıfımı hep “Pekiyi” ile bitirirdim. Saint-Michel’de de iftihar tablolarına girerdim.

Fotoğrafa ilgi duymam lise 2’de iken başlamıştı. Benden 8-9 yaş büyük olan ağabeyim de fotoğrafla ilgilendiği için onun yolundan gitmek nisbeten daha kolaydı. O bana çok şey öğretti. 1952’de biriktirdiğim paralarla ilk makinemi satın aldım (REGULA 35 mm) ve İstanbul’u gezmeye başladım. O yıl özellikle, Büyükada’da, Karaköy ve Eminönü civarlarında, Sultanahmet meydanında fotoğraf çekmiştim. 1953 yılında bir LEICA sahibi olmuştum.

Bodrum kalesi ve mehtap, Muğla

Özgeçmişinizi okudum çok başarılı bir fotoğraf serüveniniz var. İki defa büyük ödüller verilmiş size devlet tarafından. O ödüllerle ilgili duygularınızı öğrenmek isterim.

O ödüllerin ikisi de büyük sürprizler oldu. 2011’de Kültür ve Turizm Bakanlığının büyük ödülü haberini o zamanki Bakan Sn. Ertuğrul Günay bizzat telefon ederek bildirmişti. Ve herhalde “bir sanatçının yaşarken alabileceği en büyük ödül bu olmalı” diye sevinip büyük onur duymuştum. 6 yıl sonra Cumhurbaşkanlığı’nın Büyük Kültür ve Sanat Ödülünü kazandığımda ise demek ki daha da büyüğü varmış diye bu defa sevinçten göklere uçtum.

Son bir yıl içinde çok önemli sergiler açtınız. Kısaca anlatır mısınız?

Son bir yıl gerçekten de tüm hayatımda en fazla sergi açtığım yıl oldu diyebilirim. Karacasu’da “Türkiye” sergisi, Aya İrini,’de “Akdamar” sergisi, Zeytinburnu Belediyesi’nde “Doğudan gelen Işık”, İzmir Fotograf Derneği’nde “Lofoten adaları”, Galeri Işık’ta “Türkiye”, Pendik’te “İstanbul ve Pendik”, İtalya, Roma’da “Göbeklitepe”, ABD, New York’ta “Akdamar Adası”, Maslak 42 de “Geçişkenlik”, Galeri Işık’ta “Afrodisias”, Dünyanın Renkleri lokalinde “Romanya’da sonbahar”, Şanlurfa’da “Göbeklitepe” ve de ilerdeki aylarda hazırlanacak olan farklı sergiler şu an sponsorlarla konuşuluyor. Bütün bu sergilerin gerçekleşmesi büyük ve yorucu çalışmalar demek, fakat ekibimle bunu yapmayı başardığımız için çok mutluyum.

Fotoğrafın ülkemizin tanıtımındaki önemini, fotoğrafın ülkemizdeki gelişimini anlatır mısınız?

Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülünü aldığım gün, Ankara’da yaptığım konuşmada en büyük mutluğumun fotoğraflarımla Türkiye’yi tanıtmak olduğunu altını çizerek belirtmiştim. Bu durum 65 yıllık fotoğraf serüvenimin en başından beri hep öyle oldu. Ve böylece gerçekten de çok büyük ve de önemli bir Türkiye Fotoğraf arşivi oluşturdum. Bu arşivin benden sonra gelecek olan nesillere ışık tutmasını diliyorum. Ayrıca gerek kitaplarımda, gerek internette, turizm broşürlerinde ve ajandalarda, ve de her yıl çıkan takvimlerimde Türkiye’yi en güzel yönleriyle, tanıtmaya çalışıyorum.

Genç fotoğrafçılara birkaç cümle ile önerilerileriniz neler olur?

Bu soru her zaman bana soruluyor. Fotoğrafçılığın bir tek önemli sırrı var. Yaptığın işi seveceksin! Sevgi her şeyin vazgeçilmez anahtarıdır. Teknik, kompozisyon, öğrenilir ancak sevgi olmadan yollar çabuk tıkanır. Ayrıca grupla fotograf çekmek, proje bazında çalışmak, sabırlı olmak, ışığı tanımak, bazı klişelerden uzak durmak, yarışmalara katılmak ve hem Türkiye’de hem dünyadaki önemli fotoğrafçıların çekimlerini inceleyerek, bir tarz oluşturmak çok önemlidir. Fotoğrafları başkalarıyla paylaşırken güzel sunumlar yapmanın da çok önemli olduğunu hatırlatmak isterim.

Yelken Yarışı Boğaziçi, İstanbul
Sonraki Haber