Bütçenin yükü faizden tasarrufu emekçiden

Faiz artışlarının kamu bütçesine etkisini Aydınlık’a değerlendiren uzmanlar, Hazine’nin yüksek faizle borçlanmasının bütçe açığını artırdığını ve oluşan yükün emekçilerin ücretlerinden ve kamu yatırımlarından kesintilerle karşılandığını aktardı

Sıkılaştırma politikaları, henüz enflasyon ve talepte beklenen düşüşün oluşmasına yetmedi ve bütçe açığının 2023 yılında 1,4 trilyon liralık rekor düzeylere yükselmesini önleyemedi. Bu durum, ekonomi medyasında enflasyonla mücadelede vatandaşların desteğinin alınması ve devasa bütçe açığının önlenmesi için bütçe tasarrufu vurgularının öne çıkmasına neden oldu. Öne sürülen kalemler ise kamu çalışanları ve emeklilerin ücretlerinden, kamu yatırımlarından tasarruf. Yükselen faiz oranlarının kamu bütçesine yükü ise tasarruf haberlerinde kendine yer bulamadı.

513 MİLYARLIK YENİ BORÇLANMA

Hazine ve Maliye Bakanlığının 29 Şubat’ta açıkladığı gelecek üç aylık döneme ilişkin iç borçlanma stratejisine göre, 515 milyar liralık iç borç servisine karşılık 513,2 milyar liralık iç borçlanmaya gidilecek. Bu borçlanma Merkez Bankasının politika faizini yüzde 45’e çıkardığı koşullarda yapılacak. Peki yüksek faiz koşullarında yapılan borçlanmaların kamu bütçesine etkisi nedir? Sorularımızı yanıtlayan uzmanlar, faiz artışlarının bütçeye etkisini değerlendirdi. Yüksek faizin bütçeye devasa yükünün, emekçilere yansıyan kesintilerle telafi edilmeye çalışıldığını aktaran Prof. Dr. Ercan Enç, şu ifadeleri kullandı:

FAİZİN DE FAİZİ

“Ticari harcamaların içerisinde faiz ödemeleri de var. Hatta Ecevit’in Başbakanlığı döneminde vergi gelirleri faiz giderlerini bile karşılamıyordu. Bütçe giderleri içerisinde faiz giderleri de olduğu için faizler yükselince devletin borçlanma faizleri de yükseliyor. Faiz dışı kavramı ortaya atılmıştı. Yani faiz giderleri olmazsa bütçenin vereceği fazla. IMF buna yüzde 5 şart koşmuştu ki faiz giderleri o faiz dışı fazladan ödensin diye. Çünkü bütçe gelirleri faiz giderlerini karşılamadığı zaman, ‘ki karşılamıyor’ tekrardan borçlanma zorunluluğu çıkıyor. Dolayısıyla bütçe açığı yeniden borçlanarak artıyor. Ana parayı bırakalım, faiz bile tekrar borçlanarak ödeniyor. Faiz oranlarındaki artış da doğal olarak bütçe açığını artırıyor. Faizlere ödenecek miktar, her bütçe yılında artıyor. Bu giderleri ödemek için de yatırımlardan kısma, kamudaki ücretlerden kısma gidi tasarrufları ortaya çıkıyor. Kamu işçisi, memur ve emekli ücretleri baskılanıyor.”

PARA VE MALİYE POLİTİKASINDA EŞ GÜDÜM

Bütçede tasarrufu yapılırken, fedakarlığın ekonomideki tüm aktörlerden değil ücretlilerden beklendiğinin altını çizen iktisatçı Prof. Dr. Serap Durusoy, şöyle konuştu:

“Para ve maliye politikası ekonomik faaliyetlerdeki değişikliklerde rol oynayan temel politikalardır. Maliye politikası hükümet tarafından belirlenirken para politikası Merkez Bankası veya parasal otorite tarafından uygulanır. Bu politikaların parasal ve mali otoriteler tarafından makroekonomik hedeflerle tutarlı olarak uygulanması dışında, koordinasyonları da gerekmektedir. Ülkemizde Haziran 2023’ten beri para politikasında dezenflasyon sürecinin etkili bir aracı olan faiz artışı uygulansa da politikanın maliye politikasıyla desteklenmesi zorunluluğu sık sık dile getirdiğimiz bir durum. Her ne kadar orta vadeli programda para ve maliye politikasının eş güdümüne ilişkin vurgu yapılsa da maliye politikasının daha çok gelir ayağının çalıştığı, gidere ilişkin sıkılaşma konusunda aynı ısrarın olmadığı görülüyor. Nitekim hem Sayın Şimşek hem de Sayın Yılmaz yaptıkları değerlendirmelerde daha çok bütçe disiplinine vurgu yapıyor. Öyle ki emeklilere yönelik maaş artışlarında da bütçe disiplini bir gerekçe olarak gösterildi. Hiç şüphesiz fiyat istikrarını sağlamak için bütçe açıklarının kontrol edilebilmesi ve belirli bir düzeyde tutulması önemli. Ancak kamu bütçesinde tasarruf veya bütçe disiplini tüm ekonomik aktörleri kapsaması gereken bir durum iken fedakarlığın ücretlilerden beklenmesi ve bu tasarrufun ücretler üzerinden yapılması enflasyonun yükünü ücretlilerin taşımasına neden oluyor.

TASARRUF TAKİBİNDE TAVİZ

“Her ne kadar kamuda tasarrufu teşvik etmek adına temmuz ayında yayımlanan ve kamu kurumlarına gönderilen Tasarruf Genelgesi’nde kamu, deprem kaynaklı maliyetler haricinde tüm harcamaların yeniden gözden geçirilmesi gerektiği belirtilerek, tasarruf takibinin tavizsiz sağlanacağı bildirilse de seçim konjonktürü içerisine olunmasından dolayı uygulama olanağının sınırlı kaldığı bilinen bir gerçeklik. Ayrıca enflasyonun en büyük suçlusunun tüketim harcamasının olduğu düşüncesi daha az tüketerek, daha az gelire razı olarak ekonomik ve sosyal maliyeti ağır olan bu sürecin yükünü üstlenmek zorunda bırakılan düşük ücretli geniş halk kitlelerinin, katlandıkları büyük fedakarlıktan dolayı mağduriyet yaşamasına neden oluyor ve yoksulluğu daha da görünür kılıyor. Nitekim TÜRK-İŞ Araştırmasının 2024 Ocak ayı sonucuna göre, dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcamalarını kapsayan açlık sınırı 16 bin 257 liraya yükselirken; yoksulluk sınırının yoksulluk sınırı 52 bin 955 liraya, ulaştığı belirtildi. Hal böyle iken ücretleri enflasyona göre güncellemenin yoksulluğu yok etmeye değil; yönetmeye yaradığı görülüyor.”

‘BÜYÜMEYİ YAVAŞLATIR’

Uzun vadeli faiz oranları ile bütçe açığındaki pozitif ilişkinin ekonomik büyümeyi yavaşlatacağını dile getiren Durusoy, şu vurguları yaptı: “Diğer yandan faiz artışlarının bütçe dengesi üzerindeki etkisi de bir diğer önemli noktayı oluşturuyor. Bazı ampirik çalışmalar Merkez Bankasınca uygulanan kısa vadeli faiz oranının etkisinin, bütçe açığının olası kısa vadeli etkisini gizlemesi gerektiğini, uzun vadeli oranın ise para otoritesinin eylemlerinden daha az etkilendiğini ortaya koymuştur. Bütçe açıkları, uzun vadeli faiz oranları ve dışlama hipotezi arasındaki ilişkinin önemi üzerine hükümetin bütçe açığı ile uzun vadeli faiz oranları arasında pozitif bir ilişki varsa, o zaman daha yüksek açıkların özel harcamaları dışlayacağını ve ekonomik büyümeyi yavaşlatacağını göstermektedir.”

Sonraki Haber