FETÖ’yü besleyip büyütenler 28 Şubat yaygarası koparıyor! 28 Şubat, ABD casusluk teşkilatı FETÖ ile mücadeleyi hedefine koymuştu

FETÖ ve PKK ile mücadele eden generaller de ne acıdır bugün ‘darbe yaptılar’ gerekçesiyle içeride tutuluyor. Oyna onlar o günlerde 15 Temmuz gibi darbe girişimlerinin önüne geçmeye çalıştılar. Onların uyarıları dikkate alınsaydı 15 Temmuz darbe girişiminin zemini ortadan kaldırılmış olacaktı

İsmail Hakkı Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun Genelkurmay Başkanlığı dönemleri ABD ile açık mücadele dönemleriydi. Türk ordusunun geleneksel vatansever, kararlı tutumu bu günlerde gösterildi.

Hükümete yakın gazete ve televizyonlarda her yıl 28 Şubat günü tekrarlanan “kara gün”, “kara leke”, “postmodern darbe” söylemleri bu yıl da yüksek perdeden tekrarlandı. Hem de devletin TRT’sinden bile… Gerçeklikten uzak bu propaganda FETÖ’yü aklarken, bir de insanın aklıyla alay eder gibi “28 Şubat sürecinden sonra FETÖ güçlendi” yalanını boca ediyorlar. Batı destekli irticayı ve etnik bölücülüğü hedef alan 28 Şubat süreci, onların yalanına rağmen devam ediyor. 15 Temmuz Darbe Girişimini bastırma da bir 28 Şubat’ın mücadele maddesiydi. Peki, yalanlara rağmen 28 Şubat süreci neyi hedefliyordu? İşte gerçekler:

28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Kararları, sadece basit irtica ile mücadele değil, aslında ABD’nin içimizdeki uzantıları ile mücadeleydi ve bununla simgeleşmişti. O gün yüz çevrilen kararlar, 15 Temmuz gecesi canımızla kanımızla mücadele ederek uygulandı! Şimdi de PKK ile mücadele edilerek uygulanıyor. 2008 yılında başlayan Ergenekon tertipleri sürecinde açılan 28 Şubat Davası ise, ABD’nin FETÖ eliyle Türk ordusundan intikam alma ve onu etkisizleştirme hamlesiydi. 2014 yılında tertibin bozulmasıyla bu dava da ortada kaldı. AK Parti döneminde devam ettirilmesi ve vatansever generallerin hapislerde çürütülmesi ise 15 Temmuz ruhuna da yakışmayan bir tutum!

28 Şubat 1977’de alınan MGK kararları.

ABD HAMLELERİNE KARŞI TUTUM

28 Şubat ve 15 Temmuz süreçlerine kadar süren önemli hamlelerin başlangıcı 1990 yılında Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla başladı. Dünya ABD etrafında tek kutuplu olarak şekillenmeye başladı. ABD uzun yıllardır tam manasıyla giremediği petrolün kalbi Ortadoğu’ya abanma hamlesini Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle fırsata çevirdi. 1991 yılında Irak’ı Kuveyt’ten çıkardı. Ardından Irak’ı fiilen üçe böldü. Kuzey’de Türkiye’nin çok rahatsız olduğu özel kukla Kürt bölgesi yarattı. Lübnan’daki PKK’yı buraya taşıdı. PKK burada büyüme alanı buldu. ABD özel kuvvetleri PKK’yı yeni konsepte göre eğitip donatmaya başladı. Küçük çaplı vur kaç eylemi yapan PKK, 150-200 kişilik gruplarla Türkiye’de şehir, kasaba ve karakollara saldırmaya başladı. 1992-93 yılları çok kanlı geçti. Yüzlerce Mehmetçik operasyonlarda şehit oldu. Bu dönemde yaşanan Sivas ve Başbağlar katliamlarıyla da Türkiye mezhep çatışmasına sürüklenmek istendi. Buna rağmen Türk ordusu, Irak’ın kuzeyine 21 Mart 1995 tarihinde 40 bin kişilik kuvvetle başlattığı Çelik Harekâtı gibi büyük operasyonlarla ABD’nin planlarını bozmaya çalıştı…

ABD içimizde de siyasi operasyonlara başladı. Cumhuriyet’in kurucu değerlerine aykırı şekilde etnik ve dini bölücülüğü ‘siyaset’ haline getirdi. PKK’nın siyasi kolu HEP ve DEP ve HDP gibi partileri büyüterek Türk siyasetini kilitlemeye çalıştı. Özellikle Fetullahçıları yeraltından yerüstüne çıkardı. ‘Ilımlı İslâm’ın en iyi örneği olarak sunmaya başladı. Hücreler şeklinde örgütlenen FETÖ, Türk Cumhuriyetlerinde de büyütülmeye çalışıldı. İçeride başta Emniyet olmak üzere bütün kurumlara sızmaya başladı. Fetullah ‘saygın bir sima’ olarak reklam edilmeye başlandı. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller Üsküdar’da BankAsya’nın açılışına katıldı…

1990’larda hem bölücü hem de yobaz terörle birlikte Gladyo eliyle düzenlenen tertipler, suikastlar yaşandı. Bu istikrarsızlığı ekonomik krizler izledi. Türkiye ve ABD arasındaki çatışmada tarihi kırılma anına doğru gidiliyordu.

HEDEF TÜRK ORDUSU’YDU

ABD ve FETÖ’nün en büyük hedefi Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) idi. Türk ordusunun denetim mekanizması bunun önüne geçti. Oraları zorlamaya devam ettiler. 2002’den sonra adım adım AK Parti’nin de yanlış siyasetleriyle TSK’ya ve bütün kurumlara sızmaya başladılar. Özellikle Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantılarında atılanlara konulan şerhler buna destek niteliğindeydi…

Bu tutum ordu içindeki FETÖ’yü büyüttü ve Ergenekon tertibiyle atağa kalktı. Daha sonraki süreçte de Erdoğan Hükümetini hedef aldı! Bu dönemde ABD, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’ni gündeme getirdi ve bunu adım adım kargaşalıklarla uygulamaya çalıştı. Türkiye dahil Irak- İran ve Suriye bölünerek bölgenin kalbine ‘İkinci İsrail’ denilen kukla Kürt devletini yerleştirmeyi planladılar. Bunu yayınladıkları haritalarla da ilan ettiler.

Türkiye bu faaliyetlerden çok rahatsız oldu. PKK terörünün aslında ABD sopası olduğunu saptadı. İsmail Hakkı Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun Genelkurmay Başkanlığı dönemleri ABD ile açık mücadele dönemleriydi. Türk ordusunun geleneksel vatansever, kararlı tutumu bu günlerde gösterildi. PKK terörü en alt seviyeye indirildi. Halk kazanıldı ve ABD planlarının zemini ortadan kaldırıldı. 1994-2002 yılları arasında büyük mücadelelerin yaşandığı dönem oldu. Bu kanlı süreçte Turan Dursun, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Korgeneral Hulusi Sayın gibi birçok aydın ve komutan Türkiye’nin direncini kırmak ve iç çatışma yaratmak için katledildi. Türk ordusu açıkça hedefe kondu. ABD ve Avrupa gazetelerinde “Türk ordusu hizadan çıktı” manasında yayınlar yapılmaya başlandı. Bu psikolojik yayınlarıyla Türkiye’ye sopa göstermeye çalıştılar. Bu süreçte Eşref Bitlis’in uçağının düşürülmesi en büyük tehditti. Bitlis Paşa ABD planlarını biliyor ve bunu bozmak için bölgede yoğun trafik içindeydi…

ABD’NİN UZANTILARI HEDEFTE

İşte 28 Şubat Kararları tam da bu süreçte gündeme geldi. Türk ordusu ve vatanseverliği yeni bir hamle başlattı. ABD’nin içimizdeki PKK ve FETÖ gibi uzantılarıyla mücadeleyi Erbakan-Çiller Hükümetinin önüne ‘acil yapılması gereken sorun’ olarak koydu.

Bu konu Anayasa gereği oluşturulan Milli Güvenlik Kurulu’nda ele alındı. Askerin de bu tür raporları hazırlama ve Hükümete verme görevi vardı. Yoksa Erbakan-Çiller Hükümetini zora sokarak yıkma amaçlı değildi. Bu girişime ‘darbe’ denmesi tamamen psikolojik savaş yöntemi gereği dillendirildi. Amaç hamleyi yapan kuvvetleri bölmek ve etkisiz hale getirmekti. Bu süreçte en çok FETÖ’nün sesi çıktı ve bu süreci baltalamaya çalıştı. Üzerine gidilince “Dersanelerimi vermeye hazırım”, “Bir mağaraya girmeye hazırım” dedi. Hakkında casusluktan dava açıldı. 1999 yılında Fetullah Gülen yurt dışına kaçırıldı. 15 Şubat 1999 tarihinde ise PKK ele başı Abdullah Öcalan Türkiye’ye getirildi. Yargılanarak hapse atıldı. Bu hamleler 28 Şubat ruhunun yarattığı hava içinde yapıldı.

28 ŞUBAT KARARLARI

Peki 28 Şubat Kararları neydi: Bu kararların en önemli hedefi uzun vadede tarikatların çocuklarımızı devşirmesinin önüne geçmek için 8 yıllık kesintisiz eğitime geçmeyi öngördü. İkinci olarak PKK gibi etnik, FETÖ gibi dini kullanan gerici örgütler ile mücadeleyi hedefine aldı. Irkçı milliyetçiliği ve mafyatik suç örgütleriyle mücadeleyi de hedefleri arasına koydu. Emniyet içinden bazı grupların suça bulaştığı MİT tarafından da saptandı. 22 Eylül 1996 tarihinde Aydınlık bu konuyu kapak haberi olarak duyurdu. Bu haberimiz büyük yankı yaptı... Ardından da 3 Kasım 1996 tarihinde yaşanan Susurluk kazası; Emniyetçiler ile suç örgütü mensuplarının birlikte olduğunu ortaya koydu… Bu olay kamuoyunda büyük tepki çekti. “Bir dakika karanlık” eylemleri ile bu yapılanmalarla mücadele edilmesi istendi…

Dönemin Erbakan- Çiller Hükümeti 28 Şubat 1997 MGK kararlarının altına imza attı. ‘Yapacağım, uygulayacağım’ dedi. Alınan MGK kararları Fetullah gibi Batı destekli irticai gurupların tepkisini çekti. Devlet içindeki karalık odakların da işbirliğiyle bu kararları yıpratmak için yayın ve eylemlere başladılar. Kamuoyunu gererek kararların uygulanmasını engellemeye çalıştılar.

Bu süreçte Hükümet Protokolü gereği (protokole göre bir yıl Erbakan bir yıl da ortağı Çiller Başbakan olacaktı.) Başbakan Necmettin Erbakan 30 Haziran 1997 tarihinde istifa ederek, görevi ortağı Tansu Çiller’e devretmek istedi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel kamuoyundaki tepkileri de dikkate alarak bu değişikliği onaylamadı ve Bülent Ecevit-Mesut Yılmaz ortaklığının yolunu açtı. İşte bu istifa “zorlamayla gerçekleşen bir darbe” olarak nitelendirildi. Bugünlerin yalanına malzeme oldu.

MİT RAPORU VE FETÖ

Bu dönemde MİT tarafından hazırlanan raporlarda, FETÖ gibi tarikatların faaliyetlerine de yer verilerek bunlarla mücadele edilmesi gerektiği savunuldu. 17 Aralık 1996 tarihli MİT raporunda saptanan şu gerçekler bugünler için de anlamlı:

“Fetullah Hocacıların, CIA’nın bölgemizdeki en önemli sivil toplum kuruluşu olduğu iddialarının, Maliye Bakanlığı müfettişlerinin Fethullah Gülen’in mali kayıtlarını incelemesi ile İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarının ilgili kuruluşlarla yapacakları koordine sonucunda çözülebileceği değerlendirilmektedir.”

Bu raporun altındaki imza, dönemin MİT Müsteşarı Sönmez Köksal’a ait. Köksal, 2017 yılında bu konuda yaptığı bir açıklamada şunları söylüyor: “Öncelikle MİT, bu FETÖ denen melanetten kendisini beri tutma konusunda devlet kurumları içinde en başarılı olanıdır. Son dönem atılanların teşkilata girişleri bir milattır ve ondan öncesinde teşkilat kendisini tertemiz tutabilmiştir. FETÖ’cü takımı iyi ki kısa sürede dışlandı. Ancak önemli bir nokta; bunların hepsi eğitim de almış oldukları için devlete karşı yürütebilecekleri gizli faaliyet, başka servislere hizmet verme, ajitasyon gibi muhtemel faaliyetler nedeniyle önemli birer kontrespiyonaj hedefi olarak, hayatları boyunca izlemede tutulmalıdırlar.”

MİT, Genelkurmay Başkanlığı ve Devlet Denetleme Kurulu’nun hazırladığı raporlar, Av. Nusret Senem tarafından Kaynak Yayınları’nca kitaplaştırıldı. Burada yer alan ayrıntılı bilgiler 28 Şubat sürecindeki hamleleri haklı çıkarıyor. FETÖ ve PKK ile mücadele eden generaller de ne acıdır bugün “darbe yaptılar” gerekçesiyle içeride tutuluyor. Oysa onlar o günlerde 15 Temmuz gibi darbe girişimlerinin önüne geçmeye çalıştılar. Onların uyarıları dikkate alınsaydı 15 Temmuz darbe girişiminin zemini ortadan kaldırılmış olacaktı.

ERBAKAN EN ÇOK ERDOĞAN DÖNEMİNDE ÇEKTİ

Bugün ne büyük çelişkidir ki, 28 Şubat’a “darbe, karanlık gün” diyenler, kendi elleriyle 2014’e kadar büyüttükleri “canavar”ın kurbanı olacaktı. Onları, FETÖ ile TSK içinde yıllardır mücadele eden Mustafa Kemal’in subayları ve vatansever vatandaşlarımız 15 Temmuz gecesi kurtardı, ABD casusluk teşkilatını yerle bir etti.

Hatırlatmamız gerekir ki, Necmettin Erbakan’ı siyasi olarak etkisiz hale getiren 28 Şubat süreci değil, onun partisi Refah’a bayrak açan Tayyip Erdoğan- Abdullah Gül ikilisi oldu. “Yenilikçiler” olarak Refah’ı ele geçiremeyince 14 Ağustos 2001 tarihinde AK Parti’yi kurdular. “Millî Görüş gömleğini çıkardık” diyerek övünmeye başladılar. Batı’ya yakın liberal politikaların en hararetli savunucuları oldular. Erbakan’ın “Hıristiyan kulübü” dediği AB’ye tam üye olmak için bir dizi tavizler verdiler. “Katolik nikahına hazırız” dediler… Yine Erbakan’ın kurduğu D-8 Teşkilatını etkisiz hale getirdiler. (Oysa Erbakan iktidara geldiğinde Müslüman ülkeleri ziyaret ederek işbirliği kapılarını açtı.) “Öğrencileri” ise ABD ve AB ülkelerinde kapı kapı dolaşarak ‘bizi süpürmeyin kullanın’ dediler… BOP eş başkanlığıyla övündüler.

28 Şubatçılar Erbakan’ı devirerek ev hapsine atmadı. AK Parti iktidarında Erbakan siyasi yasaklı hale geldi. Ev hapsinde tutuldu. Erbakan bu dönemde en ağır eleştirileri Erdoğan ve arkadaşlarına yaptı. 28 Şubat sürecine rağmen Erbakan hiçbir zaman TSK’ya olumsuz bir eleştiride bulunmadı… Hep saygılı oldu. Çünkü o orduyla 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nı gerçekleştirdi ve o günlerde hükümetin ortağı idi…

Dün FETÖ tertipleriyle Türk Ordusunu Silivri zindanlarına tıkarak komutansız bırakanlar, bugün boş teneke çalarak darbe çığırtkanlığı yapıyor. Yine dün olduğu gibi bugün de ordu düşmanlığında yarışıyorlar.

O zaman soralım, sizi 15 Temmuz gecesi kim kurtardı?

“Gelin ben sizi korurum”, diyenler kimin subayı?

Darbeci Semih Terzi’yi etkisiz hale getirmek için canını feda eden Ömer Halisdemir hangi ordunun fedai subayı?

TSK raporuna göre o gece darbeye katılan subay sayısı mevcut subayların yüzde 1,5’u… Bunun bir anlamı yok mu?

Her 28 Şubat günü darbe çığırtkanlığı ve çamuruyla bu ülkeyi nasıl savunacaksınız? Kahraman Mehmetçiğe moral vereceksiniz?

PKK’yı içeride bitiren, göğsünü feda ederek düşmanı hendeğe gömen Türk Ordusunu zan altında bırakmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz ve FETÖ’nün açtığı 28 Şubat Davası’nı sonlandıracaksınız?

Sonraki Haber