Namuslu soyguncuların öyküsü

68’li bir grup genç, banka aracındaki 4 milyon liraya ‘Halk adına’ el koyarlar. Hapis yatarlar. Aldıkları parayı kuruşu kuruşuna öderler. Bankacı onlara; ‘Soyguncunun sizin kadar namuslusu bu dünyaya bir daha gelmez’ der

Hikmet Çiçek - Aykut Diş

Gazeteci ve araştırmacı yazar Sinan Onuş’un yeni kitabı “Halk Adına Paralara El Koyuyoruz” çıktı. Doğan Kitap’tan yayınlanan çalışma, 1968 yılında gençlik içinde yükselen siyasi dalganın en ilginç olaylarından birini işliyor. Kitap, Ankara Üniversitesi bünyesindeki Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okuyan bir grup sosyalist gencin, “mücadelelerini ilerletebilmek için” giriştikleri ve başarılı oldukları 4 milyon liralık banka soygununu aktarıyor. Olayın özne ve tanıklarıyla yapılan görüşmelere dayanan kitap, kendisini “devrimci” olarak adlandıran dönem gençliğinin ülkeye ve halka bağlılık konusundaki gözükara ve naif yanlarını göz önüne seriyor.

Sinan Onuş ve olayın başrolündeki isimlerinden Hikmet Çiçek, “Halk Adına Paralara Koyuyoruz”u Aydınlık’a anlattı.

Sinan Onuş

‘ATATÜRK’E SIKI SIKIYA BAĞLIYDILAR’

Sinan Onuş, “Dönemi ve dönemin devrimcilerini, ruhunu, günümüz gençlerine aktarmayı, tarihe not düşmeyi amaçladım” dedi. Bugün Vatan Partisi üyesi olarak siyasi kariyerini sürdüren Çiçek de “Tam bağımsızlıkçı, anti-emperyalist geniş kitle eylemlerinin yerini bireysel serüvenci eylemlere bıraktığı günlerdi” ifadelerini kullandı.

Halk Adına Paralara El Koyuyoruz, üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde 1968 hareketinin genel ekseni hatırlatılıyor. Onuş, 1968’i “Türkiye’deki öğrenci hareketinin beslendiği kaynak anti-emperyalizmdi. Çünkü onlar, Atatürk’e ve onun devrimlerine sıkı sıkıya bağlı 38 kuşağının çocuklarıydı ve eylemlerindeki Kemalizm vurgusu buradan kaynaklanıyordu” cümleleriyle tanımlıyor.

‘SOYGUNCUNUN NAMUSLUSU’

İkinci bölümde soygunun ayrıntıları, üçüncü bölümde cezaevi günlerinde yaşananlar konu ediliyor.

Kitap, cezaevinden çıktıktan sonra bankadan gelen ödeme emri ve Hikmet Çiçek’le arkadaşlarının eksik parayı faiziyle kuruşu kuruşuna kadar ödemesiyle son buluyor. Banka müdürünün “Biz seni soyguncu olarak görmüyoruz, sen bizim için müşterisin. Kredi çekmiş de ödememiş gibisin” yaklaşımı ve banka hukuk servisinin, “Borcu yoktur” yazısını almak üzere şubeye geldiğinde Çiçek’e söylediği “Soyguncunun sizin kadar namuslusu bu dünyaya bir daha gelmez” sözleri kitabı tebessümle kapatmanıza neden oluyor.

Sinan Onuş’la yeni kitabı ve hikâyesiyle ilgili konuştuk.

BİR ÇOCUKLUK PLANI

  • 68 kuşağına ilginiz nereden geliyor?

“Sol görüşlü bir aileden geliyorum. Bu sebeple kendimi bildim bileli 68 kuşağı ve sonrasının mücadelesini dinlerim, okurum. İlk gençlik yıllarımda da bugün de onların devrimci duruşları ve bir o kadar da naifliklerini hep örnek almışımdır.”

  • Bu hikâyeyi yazma fikri nasıl çıktı? Ne kadar sürelik bir çalışmanın ürünü?

“1992 yılında 2000’e Doğru Dergisinde gazeteciliğe başladığımda derginin Ankara temsilcisi Hikmet Çiçek’ti. İlerleyen yıllarda Ertan Günçiner ile de tanıştım ve onunla da çalıştım. Çiçek’i ve hikâyeyi çocukluğumdan beri bilmem bu fikri doğurdu. Ankaralı gazetecilerin yakından tanıdığı, kendisi de bir dönem aktif gazetecilik yapan, şu an bir işçi sendikasında danışman olan Hasan Tahsin Benli’nın ısrarları da etkili oldu. Ancak eyleme katılanların çoğunu tanıyor olmam ve samimi ilişkilerim nedeniyle kolay reddedilebileceğim düşüncesi kitabı birkaç yıl ötelememe sebep oldu.

ASKERİ MAHKEMEDE BELGE ARAYIŞI

“Sonrasında ise özellikle Ertan Günçiner’in konuşma ricamı kabul etmesiyle endişelerim silindi ve çalışmak için kolları sıvadım. Çünkü Ertan Günçiner bu olayda anılarını bugüne kadar hiçbir yerde yazmamış ya da anlatmamıştı. Eylemin bir anlamda ‘kara kutusu’ydu. Gazete taramalarına ve belge toplamaya başladım. Bu süreç birkaç ay sürdü. Araştırma sürecinde beni en çok oyalayan meselelerden biri iddianameyi bulmak oldu. Dava askeri mahkemelerde görüldüğü için belgeler de oradaydı ancak benim ya da sanıkların resmi başvurularında kapı hep yüzümüze kapandı.

“Olayın asli ve fer’i faillerini bulmak ve konuşmak noktasında da çok uğraştığım birkaç isim oldu. Biri, soyulan banka aracındaki personel, diğeri Kadir Kaymaz’dı. Banka aracında bulunan üç personelden ikisinin yaşamını yitirdiğini öğrendim. Şoför Yalçın Berber ise hayattaydı. Nihayetinde Denizli’de onu buldum. Artık Kadir Kaymaz’ı bulmak gerekiyordu.

KAYIP FAİLİ BELGESELDE YAKALADI

“Kadir Kaymaz ise yurtdışına kaçmış ve adını değiştirmişti. Ancak belki şans, bir gün dijital platformlardan birinde Estonya feribot faciasını anlatan ‘MS Estonia’ isimli belgeseli izlerken kendisini tanık olarak gördüm. Adını Karl Ovberg olarak değiştirmişti. Belgeselin yönetmeni gazeteci Henrik Evertsson’a ulaştım, ama Kadir Kaymaz, telefonunun verilmesini istememiş.

“Tabii yılmadım. En nihayetinde kendisine eski arkadaşlarının biri üzerinden ulaştım. Çifte vatandaşlık aldığını ve sık sık Türkiye’ye geldiğini öğrendim. Türkiye’de yaşadığı ile gittim ve söyleşiyi gerçekleştirdik. Öte yandan sadece olaya şöyle ya da böyle dahil olmuş kişilerle konuşmayı yeterli görmedim. Aileler, avukatlar, cezaevinde birlikte yattıkları mahkumlarla da görüşmek için yoğun çaba sarf ettim ve önemli bir kısmını buldum ve konuştum.”

‘HÂLÂ YAZILMAMIŞ OLAYLAR VAR’

  • Bu hikâyeyi kitaplaştırmadaki amacınız neydi?

“68, üzerinde en çok konuşulan ama hâlâ önemli olaylar ve yazılmamış hikâyeler barındıran bir dönem. Bu dönemi ve dönemin devrimcilerini, ruhunu, günümüz gençlerine aktarmayı, tarihe not düşmeyi amaçladım.”

  • Yazım aşamasında başka ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

“Soygunun asli failleri aslında beni dosyaların içeriği hususunda uyarmışlardı. Diğer arkadaşlarını kurtarmak için gerçek olmayan beyanlarda bulunmuşlar, bu da dava dosyasına girmişti. Dava dosyası süreci anlatırken yanılgıya sebep olabilirdi. Nitekim elimdeki sınırlı sayıdaki dava dosya parçalarında bunu net olarak gördüm.”

‘KAHRAMANLIK MENKIBESİ DEĞİL DERS SAYFASI’

  • Hikâyede sizi en etkileyen olay neydi? Baştan sona ne hissettiniz?

“Ertan Günçiner, Siyah Beyaz gazetesinde 12 Mart’ın 25. yılı dolayısıyla hazırladığı ‘Bir Dönemin Eylemcileri Anlatıyor’ isimli yazı dizisini mühim bir son sözle şöyle noktalamıştı: ‘Gençlik, toplum ağacının sürgün veren dalı gibidir… Bahar geldiğinde sabırsızca hayata atılır. Bazen gelişip güçlenir, bazen don vurunca kurur, bazen de hoyrat eller tarafından kırılır. Bu yazı dizisinde ‘öykülerini’ anlatanlar, ‘68 gençliği’ diye bilinen o ‘en genç’ kuşağın, en sabırsız ve delifişek kesiminin bir ‘kırım’dan arta kalan bölümüdür. Çeyrek yüzyıl sonra bu insanlar, ‘71 günleri’ni ne övünmek ne de yerinmek için anlattılar. Konuşmalarım sırasında gördüm ki hepsinin yüreği ‘96 gençliği’ için titriyor. Hepsi, gözlerinin önünde serpilen bu yeni fidanların, kendilerinin yaşadığı ‘kırım’ı yaşamalarını istemiyor. Gençlerin bu anıları bir ‘kahramanlık menkıbesi’ olarak değil, ders çıkarılacak tarih sayfaları olarak okumasını istiyor. Bana düşen burada bu isteği ‘son söz’ olarak bir kere daha belirtmek.”

‘ABD, LABORATUVAR OLARAK KULLANDI’

“Kitabı yazarken bu cümleler hiç aklımdan çıkmadı. Çünkü ABD, Soğuk Savaş döneminde Türkiye’yi bir laboratuvar olarak kullanmıştı ve o dönemin ülkedeki en zeki, en çalışkan, en iyi eğitimli gençlerini kırmak üzerine bir siyaset izlemişti. Acaba ‘O gençler kırılmasaydı bugün Türkiye nasıl olurdu’ diye sordum hep kendime.”

  • Kitabınızı diğer 68'in hikâye yazıtlarından ayıran yanları neler?

“68 gençlik hareketi bir süre sonra bölünse de 1970’lerin ortasına kadar bu bölünme keskin değildi. Bu sebeple dönemi dışarıdan bir gözle yazmaya ve kitabı örerken örgütsel tartışmalara girmemeye gayret ettim. Herhangi bir kişi ya da örgüte mal etmemeye çalıştım. Olanı verdim.”

  • 68 içindeki başka hikayelerle devamı gelecek mi?

“Evet, gelecek. Bu dönemin gençleri bugün 70’li yaşlarının ortasında ya da sonunda. Bugün hayatta olanlarla konuşmak ve döneme ilişkin tarihe notlar düşmek bir gazeteci-yazar olarak görevim diye düşünüyorum. Bir kitap hazırlığım daha var. Belli bir noktaya da geldi. Bir yerde takıldı. Tanıklardan bir ya da iki kişi düğümü çözecek. Onları konuşturmak için ikna etmeye çalışıyorum. Olursa eğer, seneye de o kitap gelecek.”

  • Elinize sağlık. Teşekkürler.

‘12 MART’IN YOLUNU DÖŞEDİ’

Olayın öznelerinden Hikmet Çiçek’le de Eski Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü önünde buluşarak kitap üzerine sohbet ettik. 1968’i ve eylemlerini değerlendiren Çiçek, Sinan Onuş’un 68 çalışmalarıyla gelecek nesillere önemli bir hizmette bulunduğunu dile getirdi. Çiçek, çıkarılması gereken dersler olduğu için bu çalışmalarda yer aldığını ekleyerek şunları kaydetti: “Deniz Gezmiş bizi dağa çıkmaya çağırmıştı. Biz onu ‘maceracı’ bularak reddettik ama gittik banka soyduk.

‘SÜREÇLERİ DOĞRU OKUYAMADIK’

“Süreçleri doğru okuyamadık, kitle hareketlerinin inişli çıkışlı olduğunu bilemedik ve öğrenciler ile halktan kopan yollara başvurduk. 1968’in tam bağımsızlıkçı, anti-emperyalist geniş kitle eylemlerinin yerini, bireysel serüvenci eylemlere bıraktığı günlerdi. Başarı şansı olmayan, nitekim bütün gruplar için yenilgiyle sonuçlanan eylemler oldu. O siyasi çizgiyle de kitleleri kazanmamıza imkân yoktu. Yanlış eylemler 12 Mart darbesine giden yolun da taşlarını döşedi. Darbe içi darbeler, iç çatışmalar, ihanetler, tasfiyeler, devrimci gençleri kullanmalar, ajan faaliyetleri ile dolu geçen birkaç yıllık bir süreç.

GENÇLERE TAVSİYELER

“Sayın Doğu Perinçek bu süreçleri en sağlıklı okuyan lider oldu. ABD izlerini ve görevli isimleri de açıkladı. Bu da bizlerin o yıllarda Vatan Partisi’ne katılmasını sağladı. Bugünün devrimci eğilimli gençlerine Türkiye Gençlik Birliği’nde (TGB) oluşan tecrübeye katılmalarını öneririm. TGB’ye de doğru eylem çizgisinde daha militan bir yaklaşımla hareket etmesini tavsiye ederim. “Sinan Onuş, 68 çalışmalarıyla ders çıkarma fırsatı sunarak gelecek nesillere önemli bir hizmette bulunuyor."

Sonraki Haber