Gürkan Hacır'dan Livaneli'ye mektup: Kimlik siyaseti ne abi?

Korkusuz Yazarı Gürkan Hacır, Zülfü Livaneli'nin Duvar gazetesine verdiği röportaja ilişkin bir yazı kaleme aldı. Hacır, Livaneli'ye "Bizim solumuzu kemiren şey kimlik siyasetidir. Siz bile o tuzağa düşüyorsunuz. Kimlik siyaseti ne abi?" sözleriyle seslendi.

Korkusuz yazarı Gürkan Hacır, Zülfü Livaneli'nin Duvar gazetesine verdiği ve çok konuşulan röportajı sonrası bir yazı kaleme aldı. Livaneli'ye seslenen Hacır, "kimlik siyaseti ne abi?" ifadelerini kullandı.

Hacır'ın yazısı şu şekilde;

"Sizinle yüz yüze tanışmadık.

Ama bi ara küsmüştük.

Daha doğrusu bana kırgındınız.

Bir tv programında eleştirilerimiz vardı size.

Bozulmuşsunuz.

Neyse çok sürmedi.

Bizim Barış’la selam yolladınız. “Gürkan ne yapıyor, iyi mi diye…” Sormuşsunuz.

Almış kabul etmiştim.

Tanışmadan barıştık yani.

Şimdi…

Güneş topla benim için”i kasetten dinleyerek yetişmiş biri olarak…

İzin verirseniz…

Size abi diyebilir miyim?

Zülfü Abi…

Duvar gazetesine verdiğiniz mülakatı okudum.

Üzüldüm abi.

ABD’nin üs kurduğu, nükleer silahları yığdığı ileri karakol ülkesinde gerçek manada solculuk yaptırmazlardı.

Demişsiniz.

İki paragraf sonra da…

Sol parti liderlerinin solculuk yapmadıklarını söylüyorsunuz.

Çelişmediniz mi şimdi abi…?

Sonra…

Sol partilerin genel başkanlarının solcu olmadıklarını söylemişsiniz.

Bülent Ecevit solcu muydu? Politikaya meraklı, hırslı, Robert Kolejli genç bir siyasetçinin önündeki bütün engelleri kaldırarak CHP’nin başına getirdiler.

Ecevit’in Robert Kolej mezunu olmasına takarsak kimi bulacağız abi.

Sosyalistliğinden gram şüphe duymayacağımız Behice Hanım nerden mezun?

Robert Kolej değil mi abi?

Veya…

Erdal İnönü için… “Devletin içinde köşkte büyümüştür” diyorsunuz.

Solcu kimi bulalım Zülfü Abi?

Mehmet Ali Aybar keser mi?

Güleryüzlü sosyalizmin mucidi.

Dedesi harekat ordusu komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa’ydı.

Biraz daha geriye gideyim…

Türkiye Komünist Partisi’nin kurucusu Mustafa Suphi mesela…

Babası Konya valisiydi.

Solda kurulmadık örgüt bırakmayan devrimci Sarp Kuray’ın babası Enver Kuray Bursa valisi.

Tıpkı sizin babanızın hakim olması gibi…

Devletin lojmanında doğup büyümüştü o da…

Şimdi ne yapalım söyle abi?

Hocaların hocası sosyalist Sadun Aren’in annesi Mevlevi tarikatındandı.

Dev-Genç’i kuran Bülent Uluer’in dedesi Nakşi şeyhiydi.

Onların solculuğundan mı şüphe edeceğiz?

Hatırlar mısınız Zülfü abi…

Siz Sabah gazetesinde yazmaya başlayınca sol çevrelerden yaylım ateşine tutulmuştunuz.

O zamanki sözünüzü ben hiç unutmadım.

Nerde yazdığım değil ne yazdığım önemlidir” demiştiniz.

Ben de sizin sözünüzden hareketle “Bir insanın nerde okuduğu veya ailesinin kim olduğu değil ne yaptığı önemlidir” dersem haksız mıyım abi?

Sonra…

İsveç Sosyal Demokrat Partisi, kapitalizmle sosyal demokrasi arasında bir çizgi tutturmuş olduğu halde Enternasyonal Marşı’yla yürür. Almanya Sosyal Demokrat Partisi başkanı Willy Brandt sol gelenekten gelmedir.” demişsiniz.

Ah Zülfü abi…

Sosyal Demokrasi örneği verdiğiniz ülkelere bakın.

İkisinin de kişi başına milli geliri 57 bin dolar… Bolluk bereket…

Tek bir mezhep… Tek bir etnik kavga yok…

Hele İsveç… Nüfus 10 milyon… Arazi nerdeyse bir kıta büyüklüğünde… Koca ülke…

Tam refah ülkesi… Arazi desen bol… Para desen bol…

Oralarda Sosyal demokrat olmak kolay Zülfü abi…

Gel de Ortadoğu da ol…

Bin türlü etnik mezhepsel hesap… Bin türlü kavga…

Bizim solumuzu kemiren şey kimlik siyasetidir.

Siz bile o tuzağa düşüyorsunuz.

Bir solcu kimlik siyasetinden söz eder mi?

Sınıftan söz eder emekten söz eder… Hakça eşit bölüşmeden söz eder…

Kimlik siyaseti ne abi?

Siz de çok iyi bilirsiniz…

Bizim sol bu yüzden ayrıştı.

Kürt meselesinden…

Bakın sizin türkü bestelediğiniz…

Deniz’ler, Ulaş’lar… Samsun’dan Ankara’ya 19 Mayıs’ta “Atatürk yürüyüşü” yapmışlardı.

Hatırlarsınız.

O yürüyüşte en önde kim vardı?

Ömer Ayna!

HDP’li Emine Ayna’nın amcası Ömer Ayna…

Diyarbakır’lı bir Kürt genci olarak en öndeydi.

Atatürk’ün yolundan gidiyordu.

Anti emperyalizm ve tam bağımsızlık isteyerek…

Kürdü Türkü tek bayrak altında kardeşçe bu vatanda yaşama hayaliyle yürüyorlardı.

Şimdi ise ABD’nin kuyruğuna takılmış örgüt, toprak istiyor.

Ulusların kendi kaderini tayin hakkı çoktan emperyalizmin aparatı oldu.

ABD nereyi dağıtmak istiyorsa etnik damarı kaşıyor, özgürlük vadediyor.

Mevzu nerden nereye geldi abi.

Neyse…

Bir gün uzun konuşuruz Zülfü abi…"

Sonraki Haber