Hem Atatürkçü hem Batıcı olunur mu 1: Atatürk Batıcı mıydı?

Kemalist Devrim’in yıkıcıları, yine Kemalist Devrim’in öncülerinin içinden çıktı. Devrimden sonra, Atatürk’ünhayatta olduğu süreçte de Batıcı eğilimler hep var oldu. Büyük Nutuk bu eğilimlerle de hesaplaşmanın adıdır.

Amerikan emperyalizminin Afganistan’da yenilmesi ve apar topar kaçması sürecinin Türkiye kamuoyunda da çok boyutlu yansımaları oldu. ABD uçağının tekerleklerine kafalarını uzatanlar emperyalizm, laiklik, bağımsızlık, kadın hakları kavramları Batı damgalarıyla yeniden imâl ederken, elbette Atatürk’ün kendisi de neoliberalizmin yeni maskesi olan sahte Atatürkçülükten nasibini aldı.

ERTUĞRUL ÖZKÖKLERİN KÖKLERİ

Ertuğrul Özkök, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in katıldığı 24 Ağustos 2021 tarihli Habertürk programına Nagehan Alçı aracılığıyla, “Batıcıyım ve Atatürkçüyüm. Doğu Perinçek ne derse desin, Atatürkçülük, Batıcılıktır” mesajını yolladı. 25 Ağustos 2021 tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde de “Türkiye’nin en Batıcısı deseydi itiraz etmezdim” diyerek devam etti. Ertuğrul Özkök’ün Batıcılığı ya da ABD uçağının tekerleklerine kafasını uzatması tercihi en sonunda kendisine aittir. Ancak Atatürk’e hiç benzemeyen bir Atatürk kurgulayıp, onu da bu çıkmaz yola sürüklemesine müsaade edemeyiz. Özkök’te kendisini yeniden gösteren, Atatürk’ü papyon kravata, rakı sofrasına, yaşam tarzına sıkıştıran, en sonunda onu Batıcı ilan eden ideolojik iklimin kökleri çok derin.

Atatürk, tarih içinde Atatürk oldu. Yaşamı, mücadele pratiği, başarıları, ustalığı tarihsel sürecin içinde serpildi ve gelişti. Özellikle 1945 sonra yaşanan süreç, Atatürk’ü tarihin içinden çıkarttı ve bulutların üzerinde yeni bir Atatürk imal etti. Atatürk dönemindeki Türkiye’nin dünyadaki yerinin Asyalılığı, emperyalizme karşı milli uyanışın öncülüğü, çağdaş medeniyetlerin önüne geçme hedefi, ters yüz edildi. Küçük Amerika sürecinde beliren ideolojik kırılma, Batı uygarlığına bakışta da kendisini gösterdi. Hayatı Batı’yla savaş içinde geçen, Doğu Milletlerinin öncüsü Atatürk, Atlantik’e hapsedilmeye çalışıldı. Kemalist Devrimin kireçlenmeye başlamasıyla birlikte, Atatürk’ün çağdaşlaşma amacı “Batılılaşma” diye ifade edilmeye başlandı. Kendilerine “Atatürkçü” diyen pek çok aydın da bu süreci hazırlamış, Atlantik’le uyumlu bir Atatürk icat etmişlerdir. Atatürk’ün çizgisi eğilip bükülerek yumuşatıldı ve devrim taşlaştırıldı. Amaç Atatürk’ü ve Kemalist Devrimi, köklerinden koparmak, gerçek dostlarının karşısına koymak, Atlantik’te konumlandırmaktır. Bu bir stratejidir. Çünkü Atatürk, Batı emperyalizmine karşı savaşında devrim yaptı ve Atatürk oldu. O devrim yarım kalıp Batı’ya teslim olduğunda, Kemalist Devrim sönümlendi. Bu açıdan Atatürk’ün konumlandırıldığı yer, aynı zamanda Türkiye için bir gelecek tartışmasıdır.

TANZİMAT AYDINI İÇİN ATATÜRK

Önce Mısır sorununu, İngiliz desteğiyle aşmak isteyen 2. Mahmut, siyasi desteği arkasına almak için, sömürgeleşmenin önemli adımlarından biri olan, İngilizlerin serbest mübadele engellerini kaldıran 16 Ağustos 1838 tarihli Baltalimanı Anlaşması imzaladı. Arkasından Batılı devletler, Osmanlı içindeki iş birliği yaptığı azınlıkların can ve mal varlığını sağlamak, ticari bağlantılarını sağlamlaştırmak için bazı kanunlar dayattılar. Aslında ülkenin kapıları dış ticaret kapitalizmine ardına kadar açılmış oldu. Bu anlaşma, sıradan bir ticari ya da hukuki bir anlaşma değil, aynı zamanda Batı hegemonyasının Osmanlı üzerine çökmesinin adıydı. Sömürgeleşmenin adı Batılılaşma olmuştu. 1876’larda Namık Kemallerle başlayan ve Mustafa Kemal Paşa ile doruğa çıkan demokratik devrimcilik, bu Tanzimat iklimine karşı mücadelede gelişti. Türkiye’de gerçek anlamda çağdaşlık adına ne geliştiyse, bu mücadele içinde filizlendi.

KEMALİST DEVRİMİN İÇİNDEKİ YIKICILAR

Kemalist Devrim’in yıkıcıları, yine Kemalist Devrim’in öncülerinin içinden çıktı. Atatürk sonrası başlayacak Batılılaşma nüvelerini o günlerde de görebiliyoruz. Devrimden sonra, Atatürk’ün hayatta olduğu süreçte de Batıcı eğilimler hep var oldu. Büyük Nutuk bu eğilimlerle de hesaplaşmanın da adıdır. Ancak esas itibariyle CHP, Atatürk’ün tarihsel portresini 1940’lı yılların başında değiştirmeye başlamıştır. İsmet İnönü’nün genç bakanı Nihat Erim “Küçük Amerika olacağız” derken bir ideolojik kırılmanın ve yeni rotanın adını koyuyordu. Yeni rota, yeni ilişkilerini, kurumlarını ve ideolojik kaynağını da bulmak, sembollerini yeniden üretmek zorundaydı. Türkiye ABD emperyalizmi ile, mazlumlar dünyası arasında bir tercih yapma durumuna geldi. 1914’te başlayan ve zaferle sonuçlanan İstiklal Savaşı, o seçimin adıydı. Ancak Altı Oktan adım adım vazgeçilmesi, Atatürk’ün son vasiyeti olan Sovyet Dostluğuna karşı alınan tavır, Kemalist Devrimin önderliğindeki zafiyetler ve dinamizmin kaybolması rotayı tersine çevirdi. Küçük Amerika süreciyle Batı’ya yönelen Türkiye’de elbette Asya’nın kalbindeki Atatürk’ün de konumu değiştirilecekti.

ARŞİVLERE KİLİTLENEN ATATÜRK

Kireçlenme dönemi tarihçileri Kemalist Devrim’in devrimciliğini törpülemeye başladı. Tarih kurumu, Atatürk’e ait belgeleri sunmak yerine, arşivlere kilitledi. Bazı tarihsel belgelerin önemli bölümleri sansürlendi. Gerçeğe rağmen metafiziğe inanmış bir Atatürk yaratıldı. Batı da bu yeni Atatürk’ü sorgulamadı, hatta sarıldı. Çünkü “Batıcılaştırılan” Atatürk, en çok Batı’ya yaradı, onların ısmarladıkları gibi tasarlandı. Bu üretim, en sonunda 12 Eylül Atatürkçülüğü olarak yeni bir boyut kazandı ve Kenan Evrenlerin Atatürk’üne dönüştürüldü. Atatürk ve Atatürk’ü korumak adına, kireçlenme dönemi tarihçilerinin dahi itiraz edeceği bir tarih yazılmaya başlandı. Yükselen Batı kaynaklı sivil toplumculuk ve neoliberalizm de bu “ideolojiler üstü” Atatürk’ü benimsedi.

Türkiye’nin 2014’lere kadar uzanan Atlantik’e bağlılık süreci, Atatürk’ü tarif ettiği gibi, Atatürk adına, Atatürkçülük adına ortaya çıkan aydınların da dramatik biçimde tarihe bıraktı. Atatürk’ün çağdaşlaşmasını, Tanzimat’ın ruhuyla yorumlayan prototip, Atatürk’ü bulutların üzerine çıkardı. Batıcı aydın, “Batıcı Atatürk” üzerinden ekmeğini kazandı. Batı ısmarlaması Atatürk’ü yazdı ve anlattı. Her şeyimizin “Batılı” olduğunu iddia eden bu aydın tipi, Atatürk’ü bu çizginin bayrağı yaptı. Yine aynı aydın, Tanzimat’tan beri süregelen Batılılaşmayı gerçek anlamda uygulayan kişinin Atatürk olduğunu ileri sürdü. Oysa Tanzimat, 1838 Baltalimanı Sözleşmesi’nin devamı olarak ülke kapılarını ardına kadar dış ticaret çağının kapitalizmine açtı. Tanzimat, emperyalizm işbirlikçiliği yanında feodal reformculuktu. Tanzimat’ı devrimcileşme olarak okuyan kafa, Atatürk devrimciliğini de bir biçimde bugünlere uzanan Tanzimatçılığın dar ufkunda ve Batı’ya yedeklenen bir yörüngede yeniden yarattı. Sonuç olarak kökü olmayanlar, Türk Devrimi’ni ve Atatürk’ü de köklerinden kopararak aslında hakikatten ve hayattan koparmaya çalıştı.

ATATÜRK’Ü HAZIRLAYAN ORTAM

Mustafa Kemal Atatürk, hem Türk Milleti’nin ve çağının ürünü hem de o çağı değiştiren, yedi iklimi etkileyen tarihsel bir şahsiyettir. Yani Atatürk bir anlamda Türk Devriminin eseridir. Türk devrimi içinde tarihteki yerini almıştır ve o devrime yön vermiştir. Tarihsel akış içinde de kendisini yaratmıştır.

Mustafa Kemal ve arkadaşları, Abdülhamid’in istibdat döneminde ilk gençlik yıllarını yaşadılar. Haritada Bosna’dan Basra’ya, Ağrı Dağı’ndan Orta Afrika’ya kadar uzanan sınırlarda idare de bitmişti. Ordu çökmüş, dağlar, yollar eşkıyanın elinde düşmüştü. İçerdeki azınlıklar ayrı bir millet gibi yaşamaya başlamış, kapitülasyonlar devletin mali ve siyasi egemenliğini zincirlemişti. Dışarıdaki itibarsızlık, bütün kara bulutları Osmanlı’nın üstüne indiriyordu. Milli demokratik devrimin kapısını açan 1876 Devriminin öncülerinden Namık Kemallerden vatanı, hürriyeti öğrendiler. Mithat Paşa, Atatürk’ün rüştiyeye yazılmasından on yıl önce Taif zindanlarında boğdurulmuştu. Tevfik Fikret’ten insanlığı, hümanizmi, mücadeleyi, Mehmet Emin’den Türklüğü ve milli kimlikle gurur duymayı öğrendiler.

Atatürk’ün 5 Ocak 1904’te defterine düştüğü “Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı” notu onu yetiştiren elverişli tarihsel ortama işaret ediyor. Aydınlanma hareketleri, Fransa önderliğinde demokratik devrimler, Rusya ve Doğu Avrupa’da yükselen Narodnizm (halkçılık), Genç Osmanlılarla başlayan vatan, millet, bağımsızlık, devrimcilik değerleri, yine o tarihlerde yükselen hürriyetçilik, milliyetçilik, sosyalistlik hep iç içedir. 1908 Hürriyet Devrimi’ne giden süreçte Türkçülük ve Sosyalizm aynı akım içinde yükseldi. Atatürk’ün en yakınındaki düşünürler olan Yusuf Akçura, Ziya Gökalp’leri de bu tabloya eklemek gerekiyor.

Bu iklimde, Tanzimat’a karşı mücadele ikliminde yetişen Atatürk’ü kendi kuşağından ayıran tutum, eski sistem içinde devleti kurtarmaya odaklanmak yerine, milli bir devlet kurma perspektifini taşıması ve onun gereğini yapmaya yönelmiş olmasıdır. Bu milli kurtuluş, ancak Batı’ya karşı verilecek bir bağımsızlık savaşıyla mümkün olacaktı. Bu rotada Atatürk’ün hayatı, devrimci köklerini inkâr eden emperyalist Batı’ya karşı savaşla geçti.

ATATÜRK’TE İKİ BATI

Atatürk’ün Batı’ya bakışında da iki Batı’yla karşılaşıyoruz. Birinci Batı, devrimler çağının Batı’sıdır; Genç Türk ve hürriyet davasının başlıca kaynağı Fransız Devrimi’dir. Atatürk, “Hepimiz Fransa’nın kültür kaynağından içtik” der. Sınıf arkadaşı Ali Fuat da “Memlekette hürriyet yoktu. Biz genç Harbiyeliler Fransız İhtilali beyannamesinde insan hak ve hürriyetlerine verilen önemi gizli de olsa okumuş ve öğrenmiştik. Mustafa Kemal’i üçüncü sınıfta meşgul eden önemli şey, bu hürriyet meselesiydi.” demektedir. Atatürk’ün Fransızcayla erken yaşta tanıştığını, D’Alambet, Rousseau, Voltaire, Montesquie, Desmoilens gibi düşünürleri öğrendiği ve tartıştığı çeşitli kaynaklarda belirtiliyor. Atatürk’ün Çankaya arşivinde bulunan okuduğu kitaplar arasında Aydınlanma döneminin eserleri önemli bir yer tutmaktadır.

İkinci Batı ise Emperyalist Batı’dır. Kemalist Devrimin önderliği, devrimci Batı’nın programını gerçekleştirmek, başka bir deyişle çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için Batı’ya karşı savaşmak zorunda olduğumuzu saptamıştır. Devrimci Batı, Atatürk’ün beslendiği büyük bir pınardır. İdeolojik kaynağının ciddi bir bölümü o pınar olsa da yine o pınarı kurutan iklime de meydan okumuştur. Batı uygarlığının devrimci döneminde geliştirdiği evrensel değerlere, Batı’nın emperyalist zincirlerini kırarak ulaşır. Bu bakımdan Batı’ya bağlanmak değil, Türkiye’yi Batı’dan bağımsızlaştırmak ve bu sayede çağdaş uygarlığın öncüsü olmak Kemalist Devrim’in hedefi olmuştur. Batı emperyalizmi, Atatürk’ün ve Türkiye’nin düşmanıdır. Fransız Gazeteci Pernot’ya, “Eğer yabancı düşmanlığından, o kadar pahalı elde edilen bir bağımsızlığa halel verecek her şeyden bir nefret manası çıkıyorsa, evet, bizim yabancı düşmanı olduğumuz söylenebilir.” demiştir. Batıcılık bir yana, bir miras olarak geçmişte kalan Devrimci Batı’nın da kurtuluşunu Doğu’da yükselen devrimlerin zaferine bağlamıştır: “Anadolu bu müdafaasıyla yalnız kendine ait vazifeyi yapmıyor, belki bütün Doğu’ya yönelik hücumlara bir set çekiyor. Efendiler, bu hücumlar elbette kırılacaktır. Bütün bu tasallutlar mutlaka nihayet bulacaktır. İşte o zaman Batı’da, bütün cihanda hakiki sükûn, hakiki refah ve insaniyet hüküm sürecektir.”

Bu yaklaşım, Atatürk’ün Birinci Dünya Savaşı yıllarından, ölümüne kadar, her dönemde mücadele pratiğine yön verdi. Atatürk, Amerikalı bir gazetecinin “Türkiye’nin hangi bakımdan Amerikanlaşmasının düşünüldüğü” sorusuna, “Türkiye bir maymun değildir ve hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak ne Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir” yanıtını vermiştir. İşte Atatürk’ün gözünde Batıcılık ya da Batılılaşma budur.

DİP NOT:

1- Attila İlhan, Hangi Batı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017, s. 88.

2- Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, 1.Cilt, 18.Basım, Remzi Kitabevi, 1999, s. 58.

3- Atakan Hatipoğlu, CHP’nin İdeolojik Dönüşümü, Kaynak Yayınları, 2012, s. 124.

4- ATABE, c. 16, s. 147.

5- Ali Fuat Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, s. 33.

6- Doğu Perinçek, Asya Çağının Öncüleri, 2. Basım, Kaynak Yayınları, 2015, s. 101,102.

7- ATABE, c. 16, s. 149

8- ATABE, c. 16, s. 149

9- ATABE, c. 12, S. 51

10- ATABE, c. 4, s. 299.

Sonraki Haber