Hulki Rıza İpek Aydınlık'a konuştu-2: Sazı çalmadan notayı öğrenmek, anlamını bilmeden Kur’an okumaya benzer

TRT İzmir Radyosu saz sanatçısı Hulki Rıza İpek, söyleşimizin bu bölümünde, lise yıllarında Fuar’da İzzet Altınmeşe’ye saz çaldığını, babasının saz atölyesinde nota dersleri verdiğini, o günlere özlem duyarak anlatıyor. İpek, radyo sınavlarına girdiğinde, babasının jüri üyesi olduğunu ve babasının jürideki arkadaşlarına oğlunun sınava gireceğini söylemediğini gururlanarak aktardı.

“Lise sona doğru İzmir Fuarı'nda da bağlama çalıyordum” dediniz. Kime çalıyordunuz?

İzzet Altınmeşe’ye çalıyordum. Baş bağlama, Kazım Alkar’dı. Necdet Mahir Ün, Kemal Kırmızı İzmir’in büyük bağlama üstatlarıydı. Saz çalanların kendi aralarında yaptığı gruplar vardı. Ben de girerdim aralarına. Fuar zamanları Radyo’dan bu şekilde gruplar oluşturulurdu. Fuar’a ses sanatçıları geleceği zaman, önceden haber verip “Kazım bana bir grup yap” derlerdi.

SAZCI OKUYUCUDAN

MEŞHUR OLMAYACAK!

Babanız Yılmaz İpek’in grubu var mıydı?

Babam o gruplara girmezdi. Daha önce benim yaşlarımdayken girermiş gruplara. Ahmet Sezgin fuara gelmişti. Orhan Gencebay, Ahmet Sezgin’in bağlamacısıydı ve işi bırakmıştı. Babama teklif etmiş, “Orhan işi bıraktı, Yılmaz gözünü seveyim akşama sahneye çıkacağım, sen gel çal” diye. Babam da tamam demiş.

Babamın takımı şöyleydi: Yılmaz İpek, Necat Batıgün, Alaaddin Sesgel, İbrahim Karataş. O yıllar, Ahmet Sezgin'in en parlak zamanıydı. Sezgin bir ara elbisesini değiştirmek için içeriye girerken Yılmaz İpek’e “sen bir açış yap2 demiş. Yılmaz İpek bir açış yapıyor, orada coşuyor, dışarıda alkıştan kıyamet kopuyor. Ahmet Sezgin sahneye çıkıyor, türkü okumaya çalışıyor. Seyirci durmuyor, alkışlarla, “Yılmaz İpek” diye bağırıyor.

O akşam Ahmet Sezgin, “Yılmaz gözünü seveyim, sen benden daha çok meşhursun burada. Sen ayrıl, ben bu akşam çıkmayayım. Biz Orhan ile anlaşırız” demiş.

Lise bittikten sonra ne yaptınız?

79-80 senelerinde üniversite sınavlarına girdim ve Ankara'yı kazandım. Babam, “Oğlum, sağ, sol olayları çok yaygın, çatışmalar var, sen gitme Ankara’ya. Önümüzdeki yıl radyoda sınavlar açılacak. Oraya girersin” dedi. Kazanamasam bile atölyemizde çok işimiz vardı. Oyma makinelerimiz vardı, bağlama yapılıyordu, işleri yetiştiremiyorduk.

“DERS KUYRUĞUNU

SENDE GÖRDÜM”

Siz de atölyede çalıştınız mı?

Bizzat değil de yanından geçiyordum mecburen. Aynı zamanda imalatçıydık. Baba mesleğiydi, okumaya zaman yoktu. Derken ben de lise sonda bir heves, ders vereceğim diye başladım. O zaman herkese ayrı ayrı ders veriliyordu. Bu tür ders almanın bir adabı vardı. Biri çalarken, öbürü dinleyecekti. Ben notalarını normal deftere yazardım fa, mi, re diye. Notaları öğretirken aynı zamanda öğrenmeye de başlıyorsun. Babam, 'Oğlum ben benzin kuyruğu, gaz kuyruğu, yağ kuyruğu gördüm ama ders kuyruğu görmedim.' derdi. Boyacı boya sandığını bırakıyordu bizim kursa geliyordu. Önce sazı çalsın sonra notayı öğrensin diyordum. Sazı çalmadan notayı öğrenmek, anlamını bilmeden kuran okumaya benziyor

RADYO SINAVINA SAZDAN DEĞİL TARDAN GİRDİM

Radyo sınavlarına nasıl girdiniz?

Bir gün kulakları çınlasın İzmir Radyosu’ndan Ziya Ezgin, “Hulki’ciğim radyo imtihanları açıldı. Ben seni kaydettim” dedi. Babam şaşırdı, “Ziya bağlama sınavı yok ki” dedi. O da “Tar dan kaydettim” dedi. Tarı biliyoruz da ne görmüşüm ne de dükkânda satmışız. Şaşırdım kaldım tabi… Tarın sesi, müzikleri kulağımda. Şinasi Özkan tar yapıyormuş. Babamla birlikte yanına gittik. Şinasi abi, “hemen sana bir tar yapıyorum” dedi. Yaptı ve aldık.

Tar yapımı kaç gün sürdü?

Hazırda teknesi varmış. Bir hafta da bitirdi. TRT saz sanatçısı Nejat Batıgün dinlemem için bana bantlar getirdi. Hem dinliyorum hem çalmaya çalışıyorum ama tarı bağlama gibi çalmaya çalışıyorum.

OĞLUNUN SINAVA GİRDİĞİNİ SÖYLEMEYEN JÜRİ ÜYESİ

Radyo sınavlarına girdim. Sınavda, Nida Tüfekçi, Yücel Paşmakçı, Tuncer İnan, Mehmet Erenler, Ali Can gibi değerli hocalarımız vardı. Hepsi babamın arkadaşları, radyo programlarında beraberler. Beraber yemek yiyorlar ama benim sınava gireceğimi hiç konuşmamışlar. Ben sınava girdim ve çaldım. Hadi bir tane daha çal dediler. Yılmaz Atalı eşlik etti. Üç beş eser daha çaldım. Birkaç arkadaş daha sınava girmişti. Aralarından beni beğenmişler. Ertesi gün bir sınav daha vardı, girdim. Nida Tüfekçi bana “soyadın İpek. Yılmaz İpek ile bir alakan var mı?” diye sordu. Babam da jüride. Dedim “babam!” Nida hoca söylendi: “İnsan söylemez mi oğlum!” Babam Yılmaz İpek böyle bir adamdı işte.

Sınavı kazandıktan sonra radyoda göreve başladınız mı?

Kazandık ama bu arada Jandarma kapıya geldi. Osman Kalay ve Nuri Esentürk’ün ve benim askerlik zamanı gelmişti. Zorlukları aştık, sınavı kazandık, sıra kadroya alınmaya gelmişti. Allah rahmet eylesin Ahmet Günday abimiz bir torpil yaptı, üçümüz de hak kaybı yaşamadan asker olduk.

AHMET GÜNDAY TORPİL YAPTI ELAZIĞ’A GİTTİM!

Nasıl bir torpil bu?

Eğitim birliğim Ankara Etimesgut’ta Tank Taburu idi. Osman Kalay İzmit tarafında… Komando eğitim bitti, geldim. Yılmaz İpek’in sağ kolu Ahmet Günday abi yine başrollerde. “Bir torpil yapacağım buraya geleceksiniz “dedi. Bir torpil yaptı, ben Ankara’dan Elazığ’a yollandım…

Elazığ’da tam teçhizatlı, yüz kilo ağırlıkla, günde 20 kilometre koşuyoruz dağlarda, bayırlarda. Orada bir asteğmen abimiz vardı. “ben bağlama çalıyorum” deyince “orduevine bağlamacı arıyorlar” dedi. Söyleyin beni alsınlar dedim. Söyledi ve ertesi gün hemen bir jip geldi, beni orduevine götürdü. Bir salonda on beş yirmi kişi dizilmişti. Yetkililer sırayla çaldırıyor, “olmadı” deyip gönderiyorlardı. Komutan’ın duruşuna baktım, konuşmasından Denizlili olduğunu anladım. Sıra bana geldi, ben de hemen Denizli yöresinden, “Gaydırı gubbak Cemilem” i çaldım. “Hepiniz gidin, sen kal İzmirli” dedi. Kalış o kalış. Düğünler bende, dernekler bende. Bir de “Stüdyo 23” çalışmaları da vardı.

SANATÇI OLARAK

GENERALDEN FORSLUYDUM

İ. Can: İbrahim Tatlıses de ilk kasetini orada yapmış.

Öyleymiş, söylüyorlardı orada. Ben 1983 yılında gittim. Benden önce olmuş.

Her yerde bağlama çalıyordum ve para da kazanıyordum. Askerlere bavul, takım elbise alıyorum, giydirip öyle gönderiyordum memleketlerine. Ahmet Günday abi yine yazıyordu “bir torpil daha yapacağım” diye. “Sakın yapma buradan Ağrı’ya verirler” dedim.

Askerde öyle bir forsum var ki, bağlı olduğumuz 8. Kolordu generali benim ağzıma bakıyordu. Nuri Esentürk’in Malazgirt’te bandocu olduğunu duydum. Hemen çıkıp “komutanım, radyodan bir arkadaşımızı Malazgirt’te bandocu yapmışlar” dedim. “Arkadaşın türkü söyler mi” diye sordu. Nuri’yi anlattım. Hemen ertesi gün Nuri oradan tezkeresini aldı ve yanıma geldi. Beraber askerlik yaptık.

DERE BOYU GİDERİM

Yöresi: Kütahya-Simav-Gökçeler Köyü

Kaynak Kişi: Semiha Çetin-Mehmet Çetin

Derleyen ve Notaya Alan: Hulki Rıza İpek

Makamsal Dizi: Uşşak

Türü: Aşk-Sevda

Ses Genişliği: 6 Ses

Türkünün Sözleri

Dere boyu giderim annem

Kara koyun güderim

O gelinin yoluna annem

Firar eder giderim

Bağlantı:

Yar yoluna annem kurşun geldi ciğer bağıma

Gelin kurşun geldi aslan yarime

Dere boyu han olsa annem

İçi dolu mal olsa

O gelinin yoluna annem

Üç beş sene dam olsa

Bağlantı

Dere boyu kestane annem

Gölge bastı üstüme

Ağılarım ölürüm annem

Varmam ortak üstüne

Bağlantı

Bahçede sarı çiçek annem

Dayansan yıkılıcek

İki gönül bir olsa annem

Nikah dediğin ne olcek

Bağlantı

KARANFİLİN FİLFİLİ

Yöresi: Tokat-Erbaa

Kaynak Kişi: İbrahim Karataş

Derleyen ve Notaya Alan: Hulki Rıza İpek

Makamsal Dizi: Segah

Türü: Aşk-Sevda

Ses Genişliği: 8 Ses

Türkünün Sözleri

serbest:

Karanfilin filfili

Nerden aldın bu dili

Bu dil buranın değil

İstanbul'un bülbülü

Bağlantı:

Haydi de yavrum şimd'olmaz

Şirin dillerin durmaz

Şirin dillerin dursa

Saran kolların durmaz

Karanfili budarlar

Işkın vermesin diye

Beni köyden kovarlar

Güzel sevmesin diye

Bağlantı

Karanfilsin tarçınsın

Niye böyle hırçınsın

Ne büyüksün ne küçük

Tamam benim harcımsın

Bağlantı

Filfili: yonca otu

Işgın: ışkın : yeni, taze sürgün

Sonraki Haber