İlhan Arsel’in 14. ölüm yıl dönümü! Düşünce ve ahlak dünyasına katkı

'Prof. Arsel, aydın sınıfları saplandıkları eziklikten, nemelâzımcılıktan, halka tepeden bakan anlayıştan ve ihanetten kurtarabilecek; Türk'ün fikir, düşünce ve kültür dünyasını çağcıl uygarlığın gerektirdiği seviyeye yükseltebilecek bir değerdir.'

Arsel, Türk'ün akılcı geleneklerine dönmesini önemli bulur.

Sanırım 2015 yılıydı. Anayasa hukuku profesörü İlhan Arsel'in çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış, sararmış gazete sayfaları arasında kaldığı halde güncelliğini kaybetmemiş ve ne yazık ki toplumun büyük bir kesimi tarafından bilinmeyen makalelerinin mutlaka kitaplaştırılması gerektiği yönündeki fikrimi Prof. Arsel'in eşi ve benim kıymetli dostum ve büyüğüm Hepsen Arsel'le paylaşmıştım. Kendisi bu fikrimi olumlu karşıladı ve kitabın birinci cildi "Cehaletin İktidarı/Makaleler I" (Kaynak Yayınları) adıyla 2017 yılında yayımlandı. 2023 yılının Nisan ayında ise "Bitmeyen Cehalet/Makaleler II" (Kaynak Yayınları) okurla buluştu. İki ciltten oluşan bu çalışma, cehalete hoşgörüyle bakan suç niteliğindeki davranışlarımızın, cehaleti fazilet niteliğinde gören alışkanlıklarımızın, bilgisizliği iftihar vesilesi kabul eden zihniyetimizin, siyasal ve kültürel alanlardaki bilgisizliklerimizin, aklen ve fikren yetersizliklerimizin, eleştirel düşünme gücünden yoksunluklarımızın, Anayasaya bile hıyanet noktasına gelen tutumlarımızın ve kısacası "çocuk zekâlı" davranışlarımızın pek kısa bir özetidir.

14. ölüm yıl dönümünde andığımız İlhan Arsel, millet olarak cahil bırakılmışlığımızın ve fikir ve kültür yoksunluğumuzun tarihsel nedenlerini ve sorumlularını kitap ya da makale olarak yayımladığı eserlerinde özel bir eleştiri konusu yapmış, hesabı da "din adamları"na ve "aydın" sınıflara kesmiştir.

Prof. Arsel'in din adamlarına ve aydın sınıflara yönelik sert eleştirilerinin yanlış algılanmasının önüne geçmek kolay değildir. Bu nedenle şu hususun altını kalınca çizmek gerekir ki, Arsel'in fikirsel bakımdan mücadele ettiği ve halkı cahil bırakmakla suçladığı "din adamları" ve "aydınlar", din verilerini akıl kıstasına vurmaktan kaçınan, hümanist ve hümaniter değerlere yabancı, müspet ahlâk anlayışından habersiz, her türlü zorbalığa, kötülüğe, şiddete, sömürüye ve yalana karşı çıkmayı gereksiz sayan, insanlığın acıları karşısında susan, Türk'ün akılcı geleneklerine ve hattâ Türk'e düşman ve kendisini şeriât zihniyetinin üstüne çıkarmayı başaramamış olanlardır.

TERK EDİLMESİ GEREKEN ANLAYIŞ

"Din adamı" ve "aydın", Prof. Arsel'e göre, "toplum olarak fikir-düşünce gelişmesi ve vicdan bilinçlenmesi gibi nimetlerden yoksun kalmışlığımızın"(1), yani toplumsal ve kültürel cehaletimizin, çok yönlü bilgisizliklerimizin, her bakımdan yetersizliklerimizin, Orta Çağ kafasını terk edemeyişimizin, vasat insan kertesini aşamayan hallerimizin ve felâket uçurumlarına sürüklenişimizin başlıca sorumlularıydılar. İlk sorumluluk din adamının omuzlarındaydı, çünkü hem gerçek aydının yetişmesine o engel oluyordu ve hem de din adamları, aklın özgürlüğüne kavuşmasına ve akılcı düşüncenin oluşmasına karşı çıkabilmek için şeytanın bile düşünemeyeceği kurnazlıkları ve kötülükleri düşünebilmekteydiler.(2)

İnsan beynini işlemez hale getirmede ve halk yığınlarını cahil bırakmada din adamlarının ve aydınların sorumluluğunu tartışmayı bir uygarlık ölçüsü kabul eden Arsel, tarih boyunca din adamlarının, toplumun diğer sınıflarıyla ve özellikle de iktidarlarla işbirliği halinde olduğunu belirtir. Arsel'e göre, geçmiş yüzyıllar boyunca Batı dünyasında, her türlü tehlikeyi göze alarak bu işbirliğine karşı direnenler ve insan beynini işlemezlikten kurtarıp yaratıcı kerteye yükseltmek isteyenler çıktığı halde, ne yazık ki İslâm dünyasında, geniş görüşlü sanılan din adamları dahi, tüm çabalarını ve enerjilerini "Ne yapalım da şu insan aklını ve zekâsını düşünemez ve yaratıcı şekilde iş göremez hale sokalım; ne yapalım da Tanrı'nın himmet edip bilgi verdiği kimseler dışındaki insanları, yani halk yığınlarını, gökten inme kurallara göre yaşamaya alıştıralım" sorununa yöneltmişlerdir. Bunu yaparlarken de halkı cehaletten kurtarmanın mümkün olmadığını ve aslında kurtarmaya da gerek bulunmadığını söylemişlerdir.(3)

Arsel'e göre, cahillerin sadece "din adamı" kılığında karşımıza çıkmaları değil, "iktidar" olarak başımıza geçmeleri de tehlikelidir. Cahillerin "iktidar" olarak ülke yönetimini ele geçirmelerinin yaratacağı tehlikeli sonuçları Osmanlı tecrübesine dayanarak açıklayan Arsel, "İktidarın Cehaleti ve Cehaletin İktidarı" başlıklı makalesinde şunları yazar:

"...şeriât eğitimli Osmanlı yöneticileri, 'genel kültürden' ve 'akılcı bilgilerden' öylesine nasipsiz, öylesine dar görüşlüydüler ki bu yetersizlik nedeniyle ülkeyi bir felâketten bir diğerine sürüklemekten kurtulamazlardı. Bu yöneticilerin başlıca özellikleri, yabancıdan aldıkları akla göre iş görmek, daha doğrusu Batı ülkeleri yöneticilerinin direktiflerini ve öğütlerini izlemekti. (...)

Şu bir gerçektir ki, yöneticilerin siyasal, sosyal, ekonomik ve askerlik alanlarındaki korkunç bilgisizlikleri ve tecrübesizlikleri nedeniyledir ki Osmanlı Devleti, dışa karşı zavallı ve çoğu zaman dilenci durumunda kalmıştır..."(4)

TOPLUMSAL ÇÜRÜME VE ÇÖKÜŞ

"Cehalet" denen şeyin kişiyi sadece düşünemez ve sorgulayamaz hale getirmekle kalmayacağını, fakat toplumsal çürümeye ve çöküşe de neden olacağını çok iyi bilen ve halkın cehaletinde kendi mutluluğunu arayan şeriâtçı "aydınlarla" fikirsel mücadeleye hayatını adayan Prof. Arsel, şeriat ülkelerinin aydın geçinen sınıflarının ve din adamlarının, sadece bilgisiz ya da dünyayla ilgisiz ve bu nedenle sadece iyiye gidişi önleyici değil, fakat halk konusunda "kötü" de olduklarını söyler. Halkın cehalet ve sefalet içinde kalmaları onların yaşam gücünü sağlamıştır. "İlmi Çin'de de bulsan ara bul" şeklindeki formüllerin fikirsel gelişmeyi sağlamadığını, çünkü "ilim" deyiminin özgür akıl ve araştırma yoluyla elde edilebilen bir şey değil, fakat gökten indiği farz olunan şeriât bilgilerini kapsadığını belirten Arsel, halkın cehaletinde kendi çıkar ve yararlarını bulan sınıfların, "(Tanrı) size daha analarınızın karnındayken dilediği gibi şekil verir..." ( l-i İmrân Sûresi, âyet 6), "Allah kime nur vermemişse bir nur yoktur ona..." (Nûr Sûresi, âyet 40) ya da "Tanrı dileseydi herkesi doğru yola sokardı..." (Nahl Sûresi, âyet 9) şeklindeki halkın aklen ve fikren yetersiz yaratıldığına dair olan hükümlere sarıldıklarını, fakat kendilerinin yine bu aynı Tanrı tarafından anlayış üstünlüğüyle yaratıldıklarını söyleyerek kendi saltanatlarını kurduklarını söyler.(5)

Arsel'e göre biz Türkler, "düşünce ayrılıklarına, düşünce çatışmalarına hoşgörüyle bakamayan ulus" ya da "uygarlıklara ve kültüre yabancı kalan Türk" gibi suçlamalara lâyık bir millet değilizdir. Dolayısıyla "okuma" ve "tartışma" geleneklerine karşı olumsuz tutumumuzun nedenlerini Türk'ün niteliklerinde değil, bu nedenleri biz Türkleri bu hale getiren, yani bizleri "cahil" kertede bırakan yöneticilerde ve geçmiş yüzyıllarda bu yöneticilerin uyguladıkları medrese eğitiminde aramak gerekir. Geri, cahil ve okuma alışkanlığından uzak bırakılmışızdır. Çünkü iktidarların ve iktidarlara her daim destek olan din adamının işine böyle gelmiştir.(6)

İktidarı her türlü şiddet ve zulüm vasıtalarını meşru kılarcasına kullanmak ve halkın fikir seviyesini mümkün olduğunca düşük kertede tutmak suretiyle fikir gelişmesi ortamını yok etmek, Arsel'e göre, despotizmi hareket noktası yapan rejimler için asayişi sağlamanın ve devlet güvenliğini kurmanın bir yolu olmuştur. Ve bizler, Selçuklular ve özellikle de Osmanlılar devrinde bu iki yöntemi de en etkili şekilde kullanan milletlerden olmuşuzdur. Bir yandan saltanatı yaşatacağız ve devletin ve milletin güvenliğini sağlayacağız diye kelleler uçurmayı, diğer yandan da o "kelleyi" işlemez hale getirme ve o halde tutma usullerini bir gelenek haline getirmişizdir.(7)

FİKİR ANARŞİSİ

Arsel'e göre, asayişi sağlama uğruna sadece insanlık ve acıma duygularımızı değil, fakat asıl "Hür fikir" ve "Hür düşünce" yaşantılarımızı kaybetmişizdir. Bu yüzden fikirsel bakımdan pek kısır ve zavallı kalmışızdır. Devlet güvenliği sağlansın diye fikir ayrılıklarına, düşünce serbestliğine ve tenkide imkân bırakmamışızdır. Bu fikir kısırlığı ve kültür zavallılığı, tarihimiz boyunca çektiklerimizin ve bugün hâlâ çeker bulunduklarımızın tek kaynağıdır.(8)

Arsel'in düşündüğü odur ki, "'Fikir anarşisi olur' ve bu olunca da 'sokak anarşisi doğar' şeklindeki ilkel ve zavallı bahanelerle okuma korkusu ve çekingenliği yaratmak yerine, uygarca tartışma ortamı sağlamanın çarelerini aramak gerek. Uygarlığın ve fikir ilerlemesinin var görüldüğü her yerde izlenen şey şudur ki fikir tartışmasının bulunduğu hallerde toplumlar çökmez ve devletler devrilmez. Aksine fikriyatın ve ona hayat veren tartışmanın olmadığı yerlerde sürü örneği insanlar yaşar ve bu insanlar, düşünce ve tartışmanın nimetleriyle gelişmiş olan toplumların her bakımdan kulu ve kölesi olmağa mahkûmdurlar."(9)

Kemalist Devrim sayesinde yaşadığımız akılcı ve uygar yaşamların ve devrimimizi tamamladığımız zaman en üst mertebelerine erişeceğimizden kuşku duymadığımız Akıl Çağı'nın mimarlarından olan İlhan Arsel, biz Türkleri düşünce ve kültür yaşamlarından uzak tutan güçlere karşı cepheden hücuma geçen, Türk'e eleştirel akıl rehberliğinde okuma, öğrenme, düşünme ve tartışma alışkanlığı kazandırabilecek, Türk'ü fikren ve ahlâken geliştirebilecek, halk yığınlarını medrese zihniyetinden kurtarıp çağcıl değer ölçüleriyle donatabilecek ve bizleri akılcı fikir ve düşünce ortamlarına kavuşturabilecek aydınlarımızdandır.

Prof. Arsel, sadece halk yığınlarını fikirsel ve ahlâksal gelişmelere sürükleyebilecek bir düşünce insanı ve ahlâkiyatçı değil, fakat aynı zamanda "aydın" sınıfları da saplandıkları eziklikten, nemelâzımcılıktan, halka tepeden bakan anlayıştan ve ihanetten kurtarabilecek, bu ülkede müspet bilim, müspet ahlâk, eleştirel düşünce, akılcı felsefe ve çağcıl uygarlık adına yükselen cesur sesleri çoğaltabilecek, Türk'ün fikir, düşünce ve kültür dünyasını çağcıl uygarlığın gerektirdiği seviyeye yükseltebilecek bir değerdir; fikir ve düşünce dünyasını ve ahlâk anlayışını şeriât'ın karşısında şekillendirmiş ve akılcı felsefenin üstünlüğüne inanmış bir bilgindir. Arsel’in bizlere bıraktığı eserler, o kapkara cehalet ortamını parçalamaya devam ediyor.

DİPNOTLAR:

(1) Bkz. İlhan Arsel, Toplumsal Geriliklerimizin Sorumluları Din Adamları, Kaynak Yayınları, 4. Basım: Haziran 2019, s.25.
(2) Arsel, A.g.e., s 25.
(3) Arsel, A.g.e., s.33-34.
(4) Bkz. İlhan Arsel, Cehaletin İktidarı, Kaynak Yayınları, 1. Basım: Eylül 2017, s.19-20.
(5) Bkz. İlhan Arsel, Aydın ve "Aydın", Kaynak Yayınları, 5. Basım: Eylül 2016, s.457-458.
(6) Bkz. Prof. Dr. İlhan Arsel, Cumhuriyet, Damgadan Kurtulmak, 21 Mart 1974, s.2.
(7) Bkz. Prof. Dr. İlhan Arsel, Asayiş-Anarşi-Despotism veya İktidar ile Hürriyet Arası Denge, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 1972, Cilt: 29, Sayı: 1-2, s.86-87.
(8) Arsel, A.g.m., s.99.
(9) Arsel, Cumhuriyet, 21 Mart 1974, s.2.

Sonraki Haber