Kaplan, Türkiye’yi yalnızlaştırma görevini mi üstlendi?

Yeni Şafak’tan Yusuf Kaplan, 'Bin yıllık büyük oyun: Fars emperyalizmi ve Şiî yayılmacılığı (I)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Yeni Şafak’tan Yusuf Kaplan şunları söylüyor:

“Türkiye, Gazze’de olmak zorundaydı. Gazze de, Ortadoğu da Fars emperyalizmine ve Şîî Haşdi Şabi vandalizmine terk edilemeyecek kadar güvenlik meselesidir hem ülkemizin hem de coğrafyamızın. İran’da Şiî devlet kuruldu ve İran adım adım Türkiye’nin güneyine, Körfez bölgesine, Lübnan’a, Filistin’e, Yemen’e kadar bütün Arabistan Yarımadası’na yerleştirildi! Batı emperyalizminden sonra, şimdi de gelecek yüzyılları ve İslâm’ın otantik yapısını, akîdesini ve tarihini tepetaklak ederek yeniden şekillendirecek ürpertici bir Şiî yayılmacılığı ve Fars emperyalizmi hâkim kılınmaya çalışılıyor! (…) Fars emperyalizmi ve Şiî yayılmacılığı, Sünnî dünyanın kalbine Batı emperyalizminden daha tahripkâr bir hançer saplayacaktır: Daha tehlikeli, dedim; çünkü bu hem Sünnî İslâm’ın kuşatılması, köleleştirilmesi hem de bitmeyecek, bizi perperişan edecek çok tehlikeli bir Şiî-Sünnî çatışmasının tohumlarının ekilmesi anlamına gelecektir.”

MEZHEPÇİLİK FELAKETE SÜRÜKLER

Ülkemiz için en tehlikeli olanlardan biri mezhepçi kafa. Emperyalizm, mezhep düşmanlığından besleniyor. Ne zaman bir bölgesel işbirliği süreci doğsa, Türkiye’nin içindeki “İran düşmanları” hortluyor. ABD’nin bölgemizde pek değişmeyen yöntemlerinden biri mezhepçilikle bölge ülkeleri arasındaki işbirliğini baltalamak ve İkinci İsrail’i kurmak. Washington bu hedefle, ilgili ülkelerin içindeki gizli unsurları kullanır. Türkiye’de bu durum şu sözlerle teorileştirilmeye çalışılıyor:

“Sadece ABD değil… Rusya ve Çin de emperyalist. İran’ın da emperyal planları var.” Bunun amacı ise, ABD’nin suçunu hafifletmek, ürkiye’yi doğal müttefiklerinden koparmak, yalnızlaştırmak.

5 MART MEDYANIN HALLERİ

ANTALYA DİPLOMASİ FORUMU

OĞUZHAN BİLGİN - AKŞAM

Foruma akademisyenlerin davet edilmesi de önem taşıyor. Daha önce bu köşede tartıştığım üzere Uluslararası İlişkiler disiplininde Batıcı ve bilhassa da Amerikancı bir hegemonya bulunuyor. Bu hegemonyaya teslim olmak yerine Türkiye'nin millî meselelerine hassasiyet gösterip haklı duruşunun altını çizmek, akademik zeminde bu duruşu daha güçlü bir şekilde inşa etmek konusunda uluslararası ilişkiler disiplininden akademisyenlerin ciddi sorunları ve eksiklikleri bulunuyor. Daha özgüvenli, cesaretli ve inisiyatif alan akademisyen tipinin oluşması hem akademik platformlarda hem medyada hem de diğer mecralarda bunun ortaya koyulması gerekiyor. Türkiye'nin başta millî meseleleri olmak üzere temel yaklaşımlarını, stratejik özerklik mücadelesi ile başlayan ve küresel bir aktöre doğru aşama kaydetmekte olan sürecine akademisyenlerin de katkı vermesi önem taşıyor.

ÖZGÜR ÖZEL’İN HÂL VE GİDİŞİ

AHMET HAKAN - HÜRRİYET

Liderliği bırakın genel başkanlığa bile alışamadı.
- Grup başkanvekili iken nasılsa öyle.
- Her sözünün didikleneceği bir makamda. Ama o bunun farkında değil.
- Mesajları çok dağınık.
- Durup dururken lüzumsuz konulara giriyor, gaf yapıyor, dili sürçüyor.
- Her konuşmasında apayrı mesajlar vermeye çalışıyor.
- Bir temel metni yok ve tekrardan kaçıyor.
- Keskin bir Erdoğan karşıtlığı dışında yaptığı bir şey yok.
- Üslubu gitgide daha çok hırçınlaşıyor. Sözcü’nün manşetleri gibi konuşuyor.
- Sosyal medyayı fazla ciddiye alıyor ve sosyal medyanın fazla etkisinde. Sonuç galiba aşağı yukarı şöyle: CHP, hem iyi bir ikinci adamdan oldu hem de kötü bir birinci adama sahip oldu.

SİYASAL AHLAK VE KUTADGU-BİLİG

PROF. DR. CENGİZ ŞAHİN - TÜRKGÜN

Yusuf Has Hacib'e göre ahlâk ve siyaset sistemi başlıca dört ilkeye dayanmaktadır: ‘Bilig/bilgi, ‘kılgı/uygulama, ‘könilik/adalet ve ‘kut/egemenlik’. Yusuf Has Hacib’e göre yönetenlerde olması gereken erdemler şunlardır: Adalet/könilik, iyilik/edgülük, bilgelik/biliglig, akıllılık/ukuşlug, merhamet/bagırsak, sabır/serimlig, cömertlik/akı, seçkinlik/talu, soyluluk/tüzün. Ayrıca yedirme, içirme, giydirme, para dağıtma, iyi ad bırakma, halkı güven refah-sevinç içinde yaşatma. Bin yıl önce yaşayan Yusuf Has Hacib’in, hükümdarlara, devlet adamlarına ve yöneticilere bıraktığı mesaj şu olsa gerektir:

"Bilgiye ve akla değer ver; yaptığın iyiliklere karşılık bekleme; kanun, düzen ve adaletten yana adil ol; gelenek ve göreneklere bağlı kal; ahlaki kurallardan şaşma". Yusuf Has Hacib'in üzerinde ısrarla durduğu bir konu var: Bilgi. İnsanı hayvandan ayıran bilgi; karanlık gecede bir meşale gibi bize ışık tutan bilgi; erdemin temeli olan bilgi. Yusuf Has Hacib'in ahlâk sisteminde bilgi, akıl ve uygulama birbirleriyle âdeta perçinlenmiştir. Kutadgu-Bilig’i okuduktan sonra bir yandan ‘bilig/bilgi’ ve ‘ukuş/akıl’ diğer yandan ‘kılgı/uygulama’ ve ‘konilik/adalet’ karşımıza hem teorik ve hem de pratik ahlâk sisteminin ana düşünceleri halinde çıkmaktadırlar. Kutadgu-Bilig'de yönetenlerin sahip olması gereken insani ve ahlaki nitelikler şu şekilde özetlenebilir: Yiğitlik ve cesaret, bilgelik ve akıllılık, erdemlilik, dürüstlük, ihtiyatlılık, zalim olmamak, adil olmak. Tün bunları hayatında içselleştirmek yani uygulamalarda da bunu göstermek.

Sonraki Haber