Köroğlu Balesi’nin bestecisi Ceren Türkmenoğlu’yla konuştuk: Bütüncül ve kapsayıcı kültürümüzü yansıtmak istedim

Ceren Türkmenoğlu, Köroğlu Balesi’nin müziklerini besteledi. Müziği kalıpların dışında bir bütün olarak düşünen Türkmenoğlu, eserde Doğu ve Batı enstrumanlarıyla homojen bir tını yarattı

Mâî adlı albümüyle tanıdığımız keman sanatçısı ve besteci Ceren Türkmenoğlu, Köroğlu Balesi’nin bestesini yaptı. Halk ozanı ve efsane Türk kahramanı Köroğlu'nun hikâyesi, Erhan Güzel ve Gökçe Sönmemiş’in koreografisiyle bale sahnesine taşındı. Erberk Eryılmaz’ın da orkestra şefliğini üstlendiği eser, müzikal bir şölene dönüştü.

Ceren Türkmenoğlu’nun müziği; yaylılar, vurmalılar, arp ve Türk müziği enstrumanlarının ustalıklı bir bileşiminden oluşuyor. Özgün ve dokunaklı bir tema, kadim ney enstrumanının büyülü sesiyle, Köroğlu’nun sevdiğiyle ilk buluşması sahnesinde izleyicinin karşısına çıkıyor. İlerleyen sahnelerde farklı enstrumanlar ve tutti pasajlarda tekrar duyulan tema, Köroğlu’nun hikâyesini unutulmaz bir esere dönüştürüyor.

Prömiyerin ardından 10 Mart’ta ikinci temsilini yapan eser, 7 Nisan’da tekrar CRR Konser Salonu’nda sanatseverlerle buluşacak.

Devlet Opera ve Balesi orkestrasında keman sanatçısı olan Ceren Türkmenoğlu, etnomüzikoloji çalışmalarıyla ve rebap enstrumanına yönelmesiyle müzik yolculuğunu başka bir kulvara daha taşımıştı. 2021 yılında çıkardığı Mâî adlı albümde geleneksel tınılarla özgün bir dil yakalayan Türkmenoğlu, Köroğlu Balesi’nin bestesiyle büyük bir yapıta imza attı. Türkmenoğlu’na beste sürecine dair sorularımızı yönelttik.

  • Sizi opera ve bale eserlerinde çalan bir keman sanatçısı olarak, rebab gibi geleneksel enstrumanlarla ve solo çalışmalarınızla tanıyoruz. Bir bale eseri bestelemek ve eserin hayata geçtiğini görmek nasıl bir duygu, nasıl bir deneyim oldu?

Benim için harika bir deneyim oldu. Dediğiniz gibi, hem klasik müziğin, hem de bireysel ilgi ve çalışmalarımla geleneksel müziğin içinde bir insan olarak halk kahramanı Köroğlu’nun hikâyesini bale sanatının dilinden anlatan böyle bir projede yer almak ve müziğini, dolayısıyla ruhunu şekillendirme sorumluluğunu üstlenmek benim için çok heyecan verici oldu.

Projenin sahibi, balet ve koreograf Erhan Güzel beni ilk arayıp bu fikrinden bahsettiğinde birkaç gün uyuyamadım. Bestelediğim müzikle bunca kişinin dans edeceğini düşünmek, kültürümüzü, bizi yansıtan bir hikâye anlatacak olmak çok heyecan vericiydi. Nihayet proje onaylanınca çalışmalara başladık. Bir müzik bestelemenin en zor kısmı başlamak, bembeyaz, bomboş bir sayfaya ilk notaları yazmak diye düşünüyorum. Çünkü o an sonsuz olasılıklar denizi içinden seçimler yapmış oluyor insan ve yolculuğun seyrini belirliyor. İlerleyen haftalarda bale sanatçılarımızın danslarıyla müziğe hayat verdiğini görmek benim için çok duygulandırıcı oldu ve böylece bir hayali beraber inşa ettik.

CRR Konser Salonu’nun ev sahipliğinde, İBB’nin desteğiyle gerçekleşen Köroğlu Balesi’nin koreografisini Erhan Güzel ve Gökçe Sönmemiş yaptı. Başta Mehmet Nuri Arkan, Deniz Kılınç ve Yücel Emre Kaynarsu olmak üzere birbirinden değerli bale sanatçılarımız, özellikle genç balet ve balerinlerimiz projede yer aldı. Bugüne kadar yaptığımız temsillerin kapalı gişe oynaması, seyircimizin gösterdiği yoğun ilgi bizi çok mutlu etti. Köroğlu Balesi’ni ülkemizin her köşesine götürmek istiyoruz.

TRENDE BİTİRİLEN SON BÖLÜM

  • Besteleme süreci nasıl geçti? Karşılaştığınız zorluklar neler oldu?

Besteleme sürecinde beni en çok zorlayan şey kısıtlı zamana sahip olmaktı. Müziği 2,5 ay gibi kısa bir süre içinde ortaya çıkarmam gerekti. Bu esnada çalıştığım kurumdaki ve kurum dışındaki konserlerim yoğun bir şekilde sürüyordu. Öyle ki, o dönem pek çok şeyin üst üste geldiği bir süreç oldu benim için, ancak belki de bu durum benim üretkenliğimi kamçılamıştır.

Bale sanatı aynı zamanda bir hikâye anlatıcılığıdır diyebiliriz. Dolayısıyla müziğinin de hikâyeyi ve olay örgüsünü desteklemesi çok önemli. Köroğlu Balesi’nin senaryosu, projenin ortaya çıkış sürecinde adım adım şekillendi. Bu benim için yer yer zorlayıcı bir durum olsa da müziğin tam olarak Köroğlu Balesi’nde yer alan dansçılar için yazılmasını sağladı diyebilirim. Bu süre içinde koreograflar Erhan Güzel ve Gökçe Sönmemiş ile sık sık haberleşip fikir alışverişinde bulunduk.

Müziğin onların hayal ettiği dans figürleri ve hikâye akışı ile uyumlu olmasına gayret ettim. Onlar da benim hayal ettiğim müziğe uyum sağlamakta büyük özveri gösterdiler. Müziği bestelemek için benim az zamanım olması gibi Erhan ve Gökçe’nin de koreografiyi oluşturmak için kısa bir zamanı vardı, dolayısıyla müzik ana hatlarıyla ortaya çıktığından itibaren bitirdiğim bölümleri kesitler halinde MIDI ses dosyaları olarak onlara yolladım. Onlar bu bölümlerin koreografisini yazıp bale provalarına başlarken ben diğer bölümler üzerinde çalıştım. Provalardan bana gönderdikleri kısa videolar hayal gücümü besledi. Nasıl devam edeceğimi bilemediğim zamanlarda gözlerimi kapatıp baleyi sahnelediğimiz günü ve sahnedeki dansı hayal ettim, zihnimde canlananları izledim.

Baleyi bu şekilde adım adım tamamladık. En son bölümün orkestrasyonunu orkestra provaları için İstanbul’a giderken trende bitirdim. Trenden inince notaların çıktısını aldık ve provaya yetiştirdik. Yeterli sayıda orkestra provası yapma imkânımız da yoktu. Sayısız opera ve bale temsilinde çalmış biri olarak bir eseri sahneye koymanın ne kadar zahmetli ve zaman alıcı bir süreç olduğunu çok yakından biliyorum. Oysa biz orkestralı iki prova yaptık ve üçüncü buluşmamız prömiyer günü oldu. Orkestramızın üstün gayreti ve desteği sayesinde başarılı bir temsil gerçekleştirmemiz mümkün oldu. Bu süreçte hep besteci ve orkestra şefi Leonard Bernstein’ın o ünlü sözünü düşündüm. Harika şeyler başarmak için iki şeye ihtiyaç vardır; bir plan ve tam olarak yeterli olmayan zaman.

Ceren Türkmenoğlu

‘SENTEZİ YANSITAN BİR TINI HEDEFLEDİM’

  • Eser hangi genişlikte bir orkestra için yazıldı? Hangi enstrumanlarla nasıl bir tını yakalamayı hedeflediniz?

Eser orta büyüklükte bir topluluk için yazıldı. CRR Konser Salonu’nda yaptığımız temsillerde 26 kişiydik ancak gelecekteki performanslarda salona ve orkestranın yerleşeceği alanın büyüklüğüne göre bu sayı biraz daha arttırılabilir veya azaltılabilir.

Orkestrada yaylı çalgılar (keman, viyola, viyolonsel, kontrbas), vurmalı çalgılar (timpani ve perküsyon), geleneksel çalgılar (kaval, ney, tütek, zurna, bağlama, asma davul) ve arp var. Bu çalgılama ile kültürümüzdeki sentezi ve çok yönlülüğü yansıtan bir tını yakalamayı hedefledim. Biz ne tamamen Doğu’yuz, ne de tamamen Batı. İşin güzeli; biri ya da diğeri olmak zorunda olmayan, bütüncül ve kapsayıcı bir kültürüz. Yemeklerimiz, geleneklerimiz, yaşayış şeklimiz ve dolayısıyla müziğimiz de öyle. Benim için bu projenin heyecan verici başka bir tarafı ise aynı zamanda orkestranın içinde kemanımla yer almak oldu. O anda müzik benden bağımsız bir şey haline geldi. Ortaya çıkmasında rol aldığım, şimdi ise yoluna hepimize ait olarak devam eden bir şey.

  • Geleneksel enstrumanlarla klasik müzik enstrumanlarını bir araya getirirken dikkat ettiğiniz hususlar, kullandığınız yöntemler nelerdir?

Dikkat ettiğim en önemli nokta topluluktaki bütün çalgıları doğal bir şekilde bir araya getirmek oldu. Geleneksel çalgılar ve klasik batı müziği çalgılarını iki kategoriye ayırıp bir onlar bir bunlar gibi ikili bir yaklaşımda bulunmak istemedim. Aksine homojen bir ortak tını yakalamayı hedefledim. Farklı çalgı kombinasyonları kullanarak farklı renkler oluşturmayı denedim. Mesela arp ile bağlamayı, ney ile viyolonselleri, kaval ile kemanları bir araya getirince nasıl bir tını elde edebileceğimi görmek istedim. Bununla birlikte çalgıları yerine göre tek başına kullanıp o kendine has tınılarının da tek başına duyulmasını hedefledim. Müzisyenler arasındaki iletişime çok önem verdim. Bir çalgının diğerine baskın olmadığı, tınılar arası bir sohbet ortamı yaratmaya çalıştım.

Tam bir senfonik orkestraya kıyasla daha az sayıda enstrüman çeşitliliğine sahip olduğum için müzik boyunca dokuyu yenilemek ve dinleyen kulaklardaki dikkati tekrar tekrar tazelemek için yeni tınılar ve yeni renkler bulmak çok önemliydi.

  • Çalan müzisyenlerin bu birleşime katkısı nasıl oldu?

İnanılmaz bir katkısı oldu. Onlar olmasaydı böyle bir şey ortaya çıkamazdı. Her şeyden önce en büyük şansımız orkestra şefimiz olarak Erberk Eryılmaz ile çalışmak oldu. Erberk ile arkadaşlığımız çok eskiye dayanıyor, konservatuara birlikte başladığımız ortaokul yıllarına. Aynı zamanda harika bir besteci, müzisyen ve akademisyen olan Erberk, bana vizyonu ve üretkenliği ile hep ilham vermiştir. Tüm bu süreç boyunca da desteğini benden hiç esirgemedi. Bağlamada Atakan Turaç ile kaval, ney ve zurnada Buğra Kutbay çok yönlü müzisyenlikleriyle bu birleşime büyük katkı sağladılar. Geleneksel müzik kültüründen gelen birinin bale çalması, enstrüman ve transpozisyon değiştirerek yoğun partileri takip etmesi, Batı sazlarıyla ortak tınılar yakalaması kolay şeyler değil ve onlar bunu çok güzel bir şekilde başardı. Tüm orkestra, müziği güzel bir şekilde hayata geçirmek için içten bir çaba sarf etti. Her birine müzisyenlikleri, arkadaşlıkları ve özverileri çok teşekkür ediyorum ve onlarla birlikte çalışma fırsatı yakaladığım için kendimi şanslı sayıyorum.

EZİLENDEN YANA BİZDEN BİRİ

  • Köroğlu destanının operası vardı fakat balesi ilk defa bestelendi. Bu eserin kültürümüzdeki yerine dair neler söylersiniz?

Evet, 1973’te Adnan Saygun’un yazdığı Köroğlu Operası’nın yanı sıra 1937’de Azerbaycanlı besteci Üzeyir Hacıbeyov tarafından yazılan Köroğlu Operası, Köroğlu’nun sadece bizim ülkemiz değil diğer Türki halklarınca da paylaşılan bir değer olduğunu bize hatırlatıyor. Bir halk ozanı olan Köroğlu’nun kültürümüzdeki yeri ve temsil ettikleri elbette çok önemli. Köroğlu Balesi de buna istinaden şiiri Köroğlu’na ait olan “Benden Selam Olsun Bolu Beyi”ne türküsüne yaptığım düzenleme ile başlıyor. Haksızlığa karşı olan başkaldırısı, adalet arayışı ve ezilenden yana olan duruşuyla Köroğlu hepimizin kendine yakın hissettiği bir halk kahramanı.

  • Bu topraklara ait enstrumanların Köroğlu Balesi gibi bir eserde kullanılmasının hayati öneme sahip olduğunu söyleyebilir miyiz? Bir bale yapıtını kendi kültürümüze ait bir yapıt olarak oluştururken klasik formların dışına çıkmayı, sınırları zorlamayı, Köroğlu Balesi özelinde nasıl anlatırsınız?

Evet, kültürümüze ait enstrümanların bu eserde kullanılması kesinlikle hayati bir öneme sahipti. Bununla beraber klasik kalıpların dışına çıkmak ve özgün bir müzik ortaya çıkarmak da aynı derecede önemli bir gaye oldu benim için.

Müziği bestelediğim süre boyunca odak noktamda devamlı geleneksel ile klasik arasında bir denge bulmak vardı. Bir tarafa fazla kaymak baleyi karakterinden uzaklaştıracaktı ve bizi olduğumuz gibi ifade etmeyecekti. Beni de ifade etmeyecekti. Bir müzisyen ve besteci olarak ancak kendi içimde olanı dışavurabilirim, bende olmayanı yansıtmaya çalışmam inandırıcı ve samimi olmaz. Bu dengeyi bulmaya çalışırken hislerime güvendim, çünkü yaratıcı süreçlerde bazen hislerden başka bir yol gösterici olmayabiliyor. Amerikalı yönetmen ve ressam David Lynch’in bir sözü vardır bununla ilgili. Der ki, fikir her şeydir. Eğer fikre sadık kalırsanız size bilmeniz gereken her şeyi söyler ve fikirden uzaklaştığınızda bunu hissedersiniz çünkü bir şeyler yanlış gelir.

Üstünde yaşadığımız topraklar, zenginliğiyle ve kapsayıcılığıyla büyüleyici bir yapıya sahip. Biz içinde olduğumuz için bazen bunun ne kadar harika bir şey olduğunu göremiyoruz. Doğu ve Batı’nın arasında bir köprü olan kültürümüzün eşsizliği bu zenginlik ve birliktelikten geliyor. Ancak her şeyde olduğu gibi müzikte de standartlaşmış kalıplar ve yaklaşımlar bize yön verebiliyor, bir şeyleri sınıflandırmamız ve birbirinden ayırmamız gerektiğini düşünüyoruz. Oysaki müzik bir bütündür ve aynı dil gibi, ifade gibi öznel bir dışavurumdur. Dolayısıyla kültürümüzü yansıtmasını hedeflediğim Köroğlu Balesi’nin müziğinde klasik baleye göre alışılmışın dışında bir enstrüman topluluğu da var, bizlere özgü motifler, tınılar da var. Ve yine klasik balede görmediğiniz ancak bizim müziğimizin karakteristik özelliği ve dansçılarımızın ustalıkla uyum sağladığı aksak ritimler de var. Ritim dansçılar için ne kadar hayati biliyorum ve bu konuda alıştıklarının dışına çıkmaya istekli olan koreograflarımız ve dansçılarımıza emekleri için teşekkür ediyorum.

Bu projede birbirinden kıymetli sanatçılarla çalışmak ve Türk Balesi’ne böyle bir katkı sağlayabilmek çok güzeldi. Nicelerini yapmak dileğiyle.

Sonraki Haber