Rand Corporation Raporu-4: Türkiye'nin önündeki dört senaryo

RAND raporunda tablolar kullanılarak Türkiye ile komşularının, ABD ve NATO üyelerinin ortak ve çelişen çıkarları sıralanıyor. ABD ile Türkiye arasındaki çıkar çatışmaları ve gelecekteki güç dengeleri üzerinden Türkiye için dört olası senaryo hazırlanıyor.

RAND Corporation’ın “Türkiye'nin Milliyetçi Rotası” başlıklı raporunu değerlendirmeye devam ediyoruz. Raporun en can alıcı bölümlerinden birisi “ABD Dış Politikası, Savunma Planlaması ve ABD Ordusu İçin Çıkarımlar” başlığını taşıyor. Tablolar kullanılarak Türkiye ile komşularının, ABD ve NATO üyelerinin ortak ve çelişen çıkarları listeleniyor. ABD ile Türkiye arasında hala pek çok ortak çıkar olduğu ancak, politika farklılıklarının karşılıklı şüpheleri derinleştirdiği tespiti yapılıyor. Bu çıkar çatışmalarına, gelecekteki jeopolitik yönelimlere ve güç dengelerine göre, Türkiye için aşağıdaki dört olası senaryo öngörülüyor.

Zor müttefik: Türkiye, NATO operasyonlarına ve siyasetlerine bağlı kalan ve ittifakın kolektif güvenlik garantilerine güvenen, zor ve bazen tereddütlü (sallantıda) bir NATO müttefiki olmaya devam eder. Avrupa ve ABD ile ilişkiler etkileşimsel kalmaya devam eder; ancak farklılıklar çok fazla gerilim veya yarılma olmadan yönetilmektedir.

Yeniden Dirilen Demokrasi: Bir muhalefet lideri veya koalisyon 2023’ten sonra Erdoğan’ı yenmeyi başarır; 2017 referandumunda onaylanan anayasa değişikliklerinin bazılarından geri döner ve daha Batı merkezli bir dış politika ve güvenlik politikasına geri döner. Bu, ABD ve Avrupa ile politik ve savunma işbirliğinin güçlenmesine, Türkiye'nin İsrail ve Arap ülkeleriyle ilişkilerinin geliştirilmesine ve Kürt ve Kıbrıs sorunlarında ilerlemeye yol açabilir.

Stratejik dengeleyici: Türkiye, kimi zaman NATO’nun müttefikleri ve Avrasya’daki yükselen ortaklarıyla (özellikle Rusya, İran ve Çin) olan bağlarını daha açık şekilde dengelemek için harekete geçer; kimi zaman Batı pozisyonlarını destekler; ancak sıklıkla değişen koalisyonlar oluşturur. Bu, Erdoğan'ın 2018 seçim manifestosunda özetlenen bir stratejidir ve birçok AKP ve MHP’li politikacının dünya görüşünü yansıtmaktadır. Bu strateji Türkiye için riskler taşıyor ve ABD'nin Rusya, İran ve Çin'e karşı caydırıcılık ve savunma çabalarını zora sokacaktır. ABD ve Avrupa hükümetleri ile sorunlar çözülmezse, en muhtemel gelecek budur.

Avrasya gücü: Avrupa ve ABD ile karşılıklı şüpheler ve politik farklılıklar bir kırılma noktasına vardığında, Türkiye resmi olarak NATO’dan ayrılır; Avrasya ve Ortadoğu’daki ortaklarla daha yakın işbirliği ve muhtelif ortaklıklar sürdürmek için harekete geçer. Bu durum daha uzak, daha düşmanca ilişkilere neden olur ve askeri olaylar riskini getirir.

RAND’IN UMUDU CHP, İYİ PARTİ, HDP KOALİSYONU

RAND raporundaki Atlantikçi iktidar formülü şöyledir: “Eğer bu dönemde Türkiye’de yaşayabilir bir koalisyon ortaya çıkar, Erdoğan ve AKP’yi 2023’ten sonra iktidardan söküp atabilirse, 2018 seçimlerinde NATO müttefikleri ve Avrupa Birliği ile ilişkileri canlandırmayı savunan siyasi programlar açıklayan önde gelen üç muhalefet partisinin daha uzlaşmacı bir yaklaşım göstermesi beklenebilir.”

Bundan sonra raporda muhalefet partileri ve adayları ele alınıyor. 2018 seçimlerinin deneyimleri değerlendirilerek Erdoğan’ı devirmek için nasıl bir ittifak kurulması gerektiği detaylı bir biçimde tartışılıyor.

KILIÇDAROĞLU, GÜL, ARINÇ VE DAVUTOĞLU’NA ÖVGÜLER

Rapor, adayları değerlendirmeye Abdullah Gül ve Bülent Arınç’a övgüyle başlıyor: “Abdullah Gül partiler üstü bir politika benimsemişti, Bülent Arınç da aynı dönemde Parlamentonun sesini yansıtıyordu. Bu ikili Erdoğan’ın parti içindeki etkisini dengeleyen ve ılımlaştıran bir rol oynadılar” önce Gül ve Arınç’ın ardından da Davutoğlu’nun tasfiye edildiğini söylüyor.

Seçim değerlendirmesi Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a yaptığı “Adalet Yürüyüşü”ne övgüyle başlıyor. Yürüyüş, Gezi eylemlerinden sonraki en büyük ve etkili eylem olarak nitelendiriliyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine geniş yer ayrılmış, adaylar tanıtılıyor, seçimin neden “kaybedildiğini” tartışıyor, önümüzdeki dönem için taktik ve stratejiler öneriyor.

RAND’IN DİĞER GÖZDELERİ: İNCE, DEMİRTAŞ VE AKŞENER

Raporda Muharrem İnce’yle ilgili övgüleri yorumsuz aktarıyoruz:

“Duygusal bir tavırlarla çekici bir hatip olan (Muharrem) İnce, CHP tabanını hareketlendiren, dindar muhafazakârlara ve Kürtlere ulaşan, demokrasi için çabalayacak ve teröre ve yolsuzluğa karşı mücadele edecek kapsayıcı ve tarafsız bir başkan olacağını söyleyen, ilham verici bir kampanyacı olarak ortaya çıktı.” Rapor, İnce’nin kampanyaya geç başlamasına rağmen başarılı olduğunu, özellikle kadınlar ve gençleri etkilediğini de eklemiştir.

Selahattin Demirtaş’la ilgili bilindik propaganda tekrarlanıyor, “HDP lideri (Selahattin) Demirtaş, oy pusulasına girmeye hak kazandı ancak seçim yarışındaki etkisini azaltmak için hapishaneden kampanya yapmak zorunda bırakıldı.”

Meral Akşener hakkında ise şu değerlendirmelere yer verilmiş:

“Karizmatik bir siyasetçi ve eski bir içişleri bakanı olan (Meral) Akşener, merkez sağda muhafazakarlara ve laiklere hitap eden, hukukun egemenliğine saygılı, milliyetçi bir aday olarak Erdoğan karşısında zorlu bir tehditti.” “Güçlü bir kampanya yürüttü, milletvekili seçimlerinde oyların yüzde 9,96’sını aldı, bu da ilk seçim için oldukça başarılıydı.”

Raporda Abdullah Gül de unutulmuyor:

“Eski Cumhurbaşkanı (Abdullah) Gül de tek adam rejiminden bıkmış olanların ortak adayı olarak Cumhurbaşkanlığına aday olma olasılığını araştırdı, ancak geri çekildi.”

RAND’IN 2018 SEÇİMLERİ İKTİDAR FORMÜLÜ ‘İNCE, AKŞENER, DEMİRTAŞ İTTİFAKI’

Millet ittifakının seçime tek adayla mı, birden fazla adayla mı girmesi gerektiğinin tartışıldığını söylüyor, ancak “İnce, Akşener, Demirtaş ve Cumhurbaşkanlığı yarışındaki diğer birkaç adayla birlikte, Erdoğan'ın ciddi hile yapılsa bile ilk turda kazanmak için gerekli oyların yüzde 51'ini alması pek mümkün görünmüyordu” ifadesiyle hile olmasa bu yöntemin doğru olacağı değerlendiriliyor.

CIA’NIN SEÇİMLERDE HİLE İDDİASI

Seçimlerde Millet İttifakı'nın kaybetmesi hilelere ve fırsat eşitsizliğine bağlanıyor.

  • AKP, medyaya hâkim olmaları ve olağanüstü hâl durumunda kendilerine her avantajı sunan bir seçim süreci nedeniyle durdurulamadı.
  • Avrupa Uluslararası Seçim Gözlem Merkezi’nin hazırladığı “Adayların eşit temelde rekabet edeceği şartların yoktu” sonucuna ulaşan rapora atıf yapılıyor.
  • Muhalefet partilerini sonucu kabul ettikleri için eleştiriyor: “Açık usulsüzlüklere rağmen, muhalefet partilerinin hiçbiri bunların sonuçlara itiraz edecek kadar önemli olduğunu düşünmüyordu.”

Fakat tüm “haksızlıklara” rağmen “Önde gelen üç muhalefet partisinin 2018 başkanlık seçimlerinde yüzde 46 oy alması ve CHP adaylarının 2019 seçimlerinde Türkiye’nin en büyük altı şehrinde belediye başkanlıklarını kazanmaları; özellikle Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’daki belirleyici zaferi, Erdoğan ve AKP’nin yenilmez olmadığını göstermiştir” denilerek sonuçların kendileri açısından umut verici olduğu belirtiliyor.

‘DİNDAR LİBERAL KÜRTÇÜ İTTİFAKI’ FORMÜLÜ

Raporda izlenmesi gereken önemli politik gelişmelerden birinin “İYİ Parti liderlerinin seçimden sonra artık ihtiyaç duyulmadığına karar verdikleri Millet İttifakı’nın gelecekteki bir seçimde tekrar birleştirilip birleştirilemeyeceği” olduğu söyleniyor.

“Dindar muhafazakarların, liberallerin ve Kürtlerin koalisyonunu Özal’ın Anavatan Partisi’nde yaptığı gibi bir araya getirecek başka bir siyasi lider veya partinin ortaya çıkıp çıkamayacağı” sorusunu yanıtlamaya çalışıyor.

“(Muharrem) İnce, 2018'de böyle bir koalisyona kapı açmaya çalıştı, ancak yeterli zamanı yoktu ve CHP hala gelecekteki liderliği ve stratejisi konusunda bölünmüş durumdadır” tespiti yapılıyor.

‘CHP İLE HDP ARASINDA KADER BİRLİĞİ’

CHP, pek çok yerde HDP ile birlikte değerlendiriliyor. “Parlamentonun ikinci büyük partisi olan laik, sosyal-demokrat CHP, son yıllarda, büyük ölçüde hükümet yetkilileri ve cumhurbaşkanının neredeyse sürekli medya varlığıyla siyasi söylemde marjinalleştirildi. CHP ve HDP temsilcileri yasal saldırılara uğradılar.”

“Ana muhalefet partileri marjinalleştiler” denilerek hem Türkiye’de demokratik bir yönetim olmadığı iddia ediliyor hem de CHP ve HDP arasından bir kader birliğine işaret ediliyor.

CHP ve HDP arasında “daha derin işbirliğinin” hayata geçmeyişi nedeniyle CHP içindeki gelenekçiler sorumlu tutuluyor. CHP’nin Kemalist Milliyetçi mirası ise, Kürtçülerle ittifak açısından CHP’nin sırtında bir yük olarak görülüyor. “CHP ve HDP arasında ortak sosyal demokrat, liberal değerlere dayanan daha derin işbirliği zaman zaman tartışılmıştır, ancak muhtemelen gelenekçi CHP’lilerden güçlü bir direnişle ve Kürtler arasında, CHP'nin Kemalist-milliyetçi mirası konusunda, şüphe ile karşılanacaktı.”

RAND’IN CUMHURBAŞKANI ADAYI: İMAMOĞLU

Rapor CHP HDP ittifakını açığa vuruyor, “HDP'nin de aralarında bulunduğu muhalefet partilerinin desteğini alan CHP adayları, 2019 yılında Türkiye'nin en büyük on kentinden altısında belediye başkanı seçildi.”

RAND’a göre en şanslı aday Ekrem İmamoğlu, “Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul Belediye Başkanı olarak kapsayıcı politikaları ve kararlı zaferi, 2023 genel seçimlerinde onu Erdoğan'ın en zorlu rakibi olarak öne çıkardı.”

AVRASYA’YA YÖNELEN TÜRKİYE’YE ASKERİ TEHDİTLER

RAND, Atlantikçi ittifak planları uygulanamaz ve Erdoğan iktidarı devrilemezse, Türkiye’nin “hizaya sokulması” ve ABD ve Türkiye arasındaki yıkıcı çöküşün önlenmesi için; ilişkilerin “Stratejik dengeleyici” veya “Zor müttefik” düzeyinde devam etmesini sağlamak amacıyla ABD’ye önerilerde bulunuyor.

RAND Corporation Türkiye’nin Atlantik ittifakından resmen koparak, Avrasya Gücü olmayı seçmesinin “askeri olaylar” da dahil sonuçları olacağını söylüyor. ABD Türkiye’yi açıkça askeri kuvvet kullanmakla tehdit ediyor. “Türkiye'nin iç siyaset, güvenlik ve ekonomik durumları bir süre daha istikrarsız olmaya devam edecek” diyerek tehdit ediyor.

EKONOMİK TEHDİTLER

RAND Türkiye’yi sıcak paranın ülkeyi terk etmesiyle tehdit ediyor. “Türkiye ekonomisi, yavaş büyüme nedeniyle doğrudan yabancı yatırımların azalmasına ve sıcak paraların çıkışına karşı savunmasız kalmıştır.”

Türkiye Avrupa Birliği adaylığından ayrılacak olursa, “Ticaret ve yatırım politikası üzerinde etkisi olacaktır ve henüz öngörülemeyen ekonomik maliyetlerle karşılaşacaktır.” “Bir takım dev AB yatırımlarından vazgeçilecektir”, “Gümrük Birliği anlaşması bir serbest ticaret anlaşmasına indirgenecektir.” Bu yöndeki gelişmelerin Türk ekonomisinde büyük zorluklara yol açacağı iddia ediliyor.

TERÖR TEHDİDİ

Raporda terörle mücadele konusunda, “PKK, YPG ve diğer terörist gruplarla mücadele etmek için alınan tedbirlerin artacağı kesindir ve Erdoğan'ın öngörülebilir gelecekte 2008-2015 yılları arasında sürdürülen PKK ile barış görüşmelerini canlandırması konusunda çok az ihtimal vardır” değerlendirmesi yapılıyor. Türkiye, “PKK’ya yönelik sert tedbirler devam ederse, iç güvenliğin endişe verici durumda kalacağıyla” tehdit ediliyor.

Raporda “Ülkedeki Eski ve Yeni Terör Tehditleri” başlığı altında, büyük şehirlere yapılan saldırılar anlatılıyor, “Başlangıçta şiddet esas olarak Türkiye'nin güneydoğusundaki az gelişmiş bölgelerle sınırlıydı. Oysa Türkiye'nin daha modern, Batılılaşmış bölgelerine, özellikle de İstanbul ve Ankara’ya yayılmış ve giderek artan sıklıkta intihar bombası saldırıları içermiştir. Bu durum halkta artan güvenlik endişeleri yaratmıştır” ifadeleriyle canlı bombalar hatırlatılıyor.

Türkiye satır aralarında, 1990’lardaki “iç savaşa dönmekle”, canlı bombaların büyük şehirlerdeki saldırılarını arttırmasıyla tehdit ediliyor: “Türkiye'nin Güneydoğusundaki sokağa çıkma yasakları ve polis kuşatması da dahil olmak üzere askeri tırmanış, 1990'lardaki iç savaş sırasında yürütülen operasyonları hatırlatıyor.”

Önceki yazıya ulaşmak için tıklayınız: "Rand Corporatıon Raporu-3: Türkiye gemisine nifak"
Sonraki yazıya ulaşmak için tıklayınız: "ABD’nin Türkiye’ye fitne raporu-5: RAND raporu uygulamaya konuldu"
Sonraki Haber