Senarist Deniz Tunçbilek: Diziler zavallı kadın imajı yaratıyor

Tunçbilek, dizilerde kadınların lüks hayat için güzelliğini ve bedenini kullandığını belirtti ve ekledi: “Yapımlarda şiddet gören, baskılanan, kıymeti bilinmeyen, zengin koca avcısı kadınlar görüyoruz.”

Her akşam evimize gelen, en değerli zamanımızı kendilerine ayırdığımız kimi zaman sanatçının oyunculuk başarısı, rol yapma maharetiyle bizi etkileyen ve hatta özdeşleştiğimiz karakterler olurlar. Rol bitip ölüm sahnesi çekildikten sonra gıyabında cenaze namazı kılındığı ve selâ verildiğini de biliyoruz.

Dizilerdeki kadın karakterler ve rollerini incelemek istedik ve "Tebeşir Sözler" isimli senaryo yazı ekibinden Deniz Tunçbilek'e sorular yönelttik.

  • Deniz hanım siz bir senaryo yazım ekibinin içinde dizilere senaryo yazıyorsunuz. Kadın karakterler ile ilgili birtakım izlenimlerimiz var, bunları sizinle konuşalım. Neden dizilerde, başarılı, kendi işini ve yaşamını yöneten ihtiyaç duyduğu yaşam becerilerine sahip kadın figürleri yok?

Haklısınız. Maalesef dizilerde uzun yıllardır bu tip karakterler yok, olanlar da hırslı, zalim ve gerçek olmayacak kadar akıl almaz hikayeleri olan karakterler. Aileden gelen zenginlik, eş tarafından kazanılmış itibar ve bunların etrafında dönen olaylar.

  • Bu tip kadın figürlerinin topluma ve aileye, gençlere yansıması nedir? Bir öğreticiliği ve rol model olması mümkün mü?

Kapitalist sistemin içine zorunlu çekilen bir toplum var. Gençler dizilerde yapılan yapımlarda lükse, gösterişe özendiriliyor. Lüks arabalar, markalı kıyafetler çantalar, lüks devasa evler, yalılar, son teknoloji telefonlar, tabletler, televizyonlar... Dünya ekonomisi de bu kadar kötüyken, alım gücü bu kadar düşükken bu özendirmelerle gençler bir şekilde hâyâl dünyasının içine çekilip yanlışa itiliyor. Nedir yanlış? Nasıl sahip olunur bu hayata? Bu hayatı almak bu şartlarda mümkün değilse, o zaman kadın gençliğini, güzelliğini ya da bedenini kullanarak mevki sahibi orta yaş ve üzeri erkeklerin dikkatini çekecek ve bir sürü strateji ve oyunla kendini o adama eş yapmaya, soyadını almaya çalışacak. Yapımlarda sürekli şiddet gören, baskılanan, sözünün değeri olmayan, zavallı kadın olmaktan başka hiçbir vasfı olmayan, kıymeti bilinmeyen ya da zengin koca avcısı kadınlar görüyoruz.

Bu tarifimiz her akşam çeşitli versiyonları ile evimize giriyor. Neredeyse herkes lüks plazalarda yaşıyor. Kırsalda bile olsa büyük konaklarda yaşıyor ve belli yaşa geldikten sonra söz sahibi oluyor. Oysa ki bu örnekler az da olsa varsa da toplumun gerçeği değil... Edilgen roller var genellikle.

  • Meslek sahibi olan eğitimli kadın rollerine de mesleğinin gerçeğini değil de "kahraman" olmak adına işi dışında roller yazılıyor. "Farkındalık" yaratmak adına şiddet gören, başarılı olmak için her türlü ahlâk kurallarını yok sayan, entrika ve kin üzerine kurulu ilişkiler normalleştiriliyor mu?

Hikâye elbette kendi topraklarından beslenmek zorunda ve toplumun gerçeğini, değerlerini içinde barındırmalı ve sebep-sonuç ilişkisi bu şekilde kurgulanmalı.

Uğradığınız haksızlık, şiddet her ne ise, çözümü için de gerçek mesajlarla vermeli, şiddet mağduru-taciz mağduru çareyi kendi yöntemleri ile değil, mutlaka yetkili mercilerle çözmeli...

Biz, bir illüzyon yazıyoruz. Ama çözüm olarak kamu spotu gibi diyaloglar yazarsak, iş TV yöneticileri tarafından reddedilebiliyor. Konunun sürekliliği adına kullanılan bir yöntem.

Yöntem bu olunca ne yazık ki "yengeç sepeti" sendromuna dönüşmesi kaçınılmaz.

  • Nedir yengeç sepeti sendromu?

Yengeci tek başına bir kaba koyarsanız, tırmanır ve çıkar. Sayı fazlalaştıkça biri diğerinin yükselmesine izin vermez ayağından çeker ve kendi içinde birbirini sokar.

Dizilerde kadın figürlerini böyle düşünebilirsiniz. Yapılan her iş elbette para kazanmak için yapılıyor ve yazan ekibin hayal gücü, yazma kabiliyetiyle başlayan yolculuk çok sayıda insanın kollektif emeğiyle izleyici ile buluşuyor.

  • Bu durumda kadının adı var mı? Türk kadını bu figürlerle anılmalı mı ya da Türk kadının kültürü bu mu?

Dizilerde kadının bir adı yok! Dizilerde ad sadece seslenilmek için. Elbette Türk kadını "Yasak Elma" ve diğerlerinde çizilen karakterlerden ibaret değil. Becerileri göz ardı ediliyor. Yaratılan bu sanal "bilinç" ile kendi gerçeğinden, kültüründen kopuyor... Yozlaşmış ilişkiler ve yaşam rolleri ile kendine yabancılaşıyor.

Şiddet ve haksızlık, amaca ulaşmak için her yol mübah durumu inandırıcı oluyor.

Yüzyıllardır bu toplumu besleyen yazısız kurallar bilince çıkıyor.

Ta ki başka bir senaristin aklına yeni bir hikâye gelene kadar birkaç sezon sürebiliyor.

Bu arada herkesin bilinçaltına gönderilen mesajlar, yepyeni, ama yabancı bir kültürün öznesi olabiliyor...

  • Bize sunulan bu kadın arketiplerini değiştirmek için hayatta ve sizin kalenizde neler değişmeli?

Bence ilk yapılması gereken, kadını hayatın her alanında üretime katmak, ürettiğine pazar açmak; Başarılarını görünür ve özendirici kılmak; karşılaştığı her yaşamsal sorunun üstüne korkusuzca yürüyebileceği özgüveni kazanmasını sağlamak.

Bize düşen bütün karakterleri bu toprakların gerçeği ile yazmak...

Sonraki Haber