Sınıfın trajedisini yaşayan heykel

İstanbul Tophane Parkı'na 1973 yılında dikilen Muzaffer Ertoran'ın ‘İşçi heykeli’ yıllar boyunca saldırılara maruz kaldı. İşçi sınıfımız da Küçük Amerika sürecinde türlü saldırılara, hak gasplarına, kıyımlara uğratıldı, en son kıdem tazminatına kadar uzandı.

Bir yandan normalleşme bir yandan yazla birlikte parklar, sosyal hayatın en başta gelen yeri oldu. Hele ki Beyoğlu gibi beton diktasının olduğu yerde yaşıyorsanız, bir avuç yeşillik çölde bir vaha gibidir. Tophane Parkı'ndayız, gözümüz haberlerde, yüreğimiz Sakarya'da, işçilerimiz can pazarında. Aklıma Muzaffer Ertoran ve İşçi heykeli geliyor. Yıl 1973, Almanya'ya işçi akının olduğu zamanlar, 865 bin yurttaşımız gitmiş. Aynı zamanda Cumhuriyetimizin 50. yılı, kutlamalar için İstanbul'a heykel siparişleri veriliyor. Kadroculardan Vedat Nedim Tör'ün fikriyle Almanya Göçmen İrtibat Bürosu olarak işgören Tophane’deki İş ve İşçi Bulma Kurumu binasının karşısına işçi anıtı dikilmesi kararı alınıyor. Göçmen İrtibat Bürosu'nun namı, Alman doktorların Türk işçi adaylarını küçük düşüren tıbbi kontrollerinden de bilinir.

'BİRKAÇ KEZ TAMİR ETTİM AMA ARTIK BIRAKTIM YAKASINI'

Heykeltraş olarak Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi'nde görev yapan ve aynı zamanda bir işçi modeli üzerine Muzaffer Ertoran seçiliyor. Ertoran, yaratısını Arkeoloji Müzesi'ndeki işine gidip gelirken karşılaştığı işçilerden alır. Vatanından, ailesinden ayrılan işçilere tanık olur. Elinde balyoz tutan, arkasında çark olan iki metrelik beton işçi heykeli aynı yıl Tophane Parkı'nda yerini alır. Heykele daha bir yılı dolmadan saldırılar başlar. Zaman içinde parmakları, kolu, balyozu kırılır, yüzü katranla sıvanır yetmez başı yok edilir, bacağı tahrip edilir. 2007'de kaybettiğimiz Ertoran, birkaç kez heykeli onardıysa da baş edemez ve şöyle der: “Tophane’de İş ve İşçi Bulma Kurumunun ilerisinde bir işçi heykeli vardır. Bu heykelin bir türlü iflah olmayan zavallı bedenini İstanbullular tanır. Daha heykel bir yılını doldurmadan, önce parmaklarını kırdılar, sonra balyozun sapını. Yetmedi, ziftle yüzünü boyadılar. Sonra, zifti silmek bahanesiyle, yüzünü yok ettiler. Birkaç kez tamir ettim. Ama artık bıraktım yakasını. Kaç yıldır, her gün bir yerini kırıyorlar. Yine de tükenmedi.” Bu arada Ertoran'ın Başkentte de bir eseri vardır, Kuğulu Park'ta 'Öpüşenler'.

Türk işçiler tıbbi kontrolde

'İŞÇİYLE AYNI KADERİ YAŞAMASI İRONİK'

2010 yılında Hafriyat Grubu, Yeni Sinemacılar ve Hazzavuzu ile ortaklaşa moloz yığınına dönen Ertoran'ın heykeli için bir eylem yapmaya koyulurlar. Heykeli yerinden alıp Harfiyat grubunun mekanında alıkoymak isterler, heykelin bir anda kayboluşuyla farkındalık yaratmayı amaçlarlar. Fakat, kazma, kürek, vinçle heykeli çalmaya geldiklerinde, hesapta olmayan trafik çevirmesi ve belediye görevleri tarafında farkedilmeleriyle eylem hayata geçiremezler. Hafriyat Grubu'ndan Antonio Cosentino ''Bir işçi heykelinin de işçiyle aynı kaderi yaşaması ironik. Heykelin başına gelenler incitici. Heykelin bugüne kadar yaşadıklarının yarattığı imgenin yanına kendi imgemizi dahil ediyoruz. Bu konuda bir bilinç oluşturmak istiyoruz'' diye anlatır eylemlerinin amacını.

ALMAN RÜYASI

2011'de İşçi Alımı Anlaşması'nın 50. yılında, Goethe Enstitüsü'nün, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi işbirliğiyle düzenlediği, küratörlüğünü Çetin Güzelhan, Johannes Odenthal ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğretim üyesi Emre Zeytinoğlu'nun yaptığı Tophane-i Amire'deki Fiktion Okzident başlıklı sergi için sanatçı İrfan Değirmen, Ertoran'ın heykelinin çikolatadan replikasını yapar. Çikolata, Alman Rüyası'nın simgesidir, işçilerimiz vatanlarına ziyarete geldiklerinde ellerinde çikolata eksik olmazdı, daha doğrusu çikolatan fazlasına sahip de olamazdılar.

2016 yılında Tophane Parkı bir kaç ay süren bakıma alındı. Bakımdan sonra paravanlar ortadan kalkınca Ertoran'ın heykeli yok olmuştu. Akıbeti bilinmiyor.

Heykelin başına gelenler işçi sınıfımızın yaşamıyla benzerdir. Küçük Amerika süreciyle başlayan, 12 Mart ve12 Eylül Amerikancı darbeleriyle, neoliberal saldırılırla gelen, örgütsüzlük dayatması, güvencesiz çalışma koşulları, ekmek teknelerinin peşkeş çekilmesi, işsizlik sopasıyla işçi sınıfımız yıkıma uğratıldı. Bu yıkım, işçi sınıfının yegane güvencesi kıdem tazminatına kadar uzandı. Ancak bu yıkıma karşı örgütlü bir direnişin de işaretleri de beliriyor.

GÖRÜYORUZ E BİLİYORUZ

Yeni ve güzel günlerin arifesinde olduğumuzu da görüyoruz. Asya'nın yükselen kamucu, devrimci dalgası dünyamızı sarıyor, büyük insanlık sömürüye, köleleliğe karşı baş kaldırıyor, ülkemiz Amerikancı kuvvetlerle göğüs göğüse savaşıyor. Ve biliyoruz, hayatı yaratanlar, gerçeğin bilinciyle işlenmiş baş yapıtların kılıncıyla cengi yönetende toplanarak, baş tacı olacakları yep yeni bir dünyayı kurmaya geliyorlar. Gelenler, sanatı da köhne sistemin esaretinden, saldırılardan kurtaracaklar ve tüm insanlıkla buluşmasını sağlayacaklar.

Sonraki Haber