Sıra geceleri kutlu kültür odaklarıdır

'Yemek pişirmekten yerleri süpürmeye hatta sofra kurmaya kadar bir sürü görev paylaşımı ile hizmet edilir. Tutuk olmamak ve çeneyi çalıştırmak temrinleri (yineleterek alıştırma) yapılır, yaptırılır.....Gerektiğinde hak aramak vardır, muhakeme vardır, mantık vardır, ortak iş yapma becerisi vardır.'

TRT sanatçımız İbrahim Can ile birlikte İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Sanatçı Öğretim Görevlisi, araştırmacı, yazar Dr. Süleyman Şenel ile söyleşimize İstanbul-Eyüp bölgesinden derlenmiş Pir Sultan’dan bir deyiş “Aşık Senin Kıya Kıya Bakışın” ile devam ediyoruz. Değerli hocamız geçen hafta işlediğimiz sıra geceleri ve köçeklik arasında benzerlikleri ve farklılıkları anlattı. Sıra gecelerinin Anadolu’da ortak özelliklerine değinmeden edemedik. Gerisini hocamızdan dinleyelim.

Geçen hafta erkek meclisinde köçeklik kültürünü işlemiştik. Sıra geceleri ile bir benzerliği var mı?

Sıra geceleri, esasen erkek egemen kültür ortamlarıdır. Gençlerin kendi aralarında yaptıkları eğlencelerle, yaşlılar ve din adamlarının kendi aralarında yaptıkları toplanmaları bir tarafa bırakırsak; büyük ölçüde sıralı yapılan ve akşamdan sabah gün ışıyana kadar süren bu toplantılarda yemek yenir, sohbet edilir, zeka işletilir, nefis terbiye edilir.



SIRA GECELERİNDE İŞ BÖLÜMÜ

Sıra gecelerinde iş bölümü nasıl?

Yemek pişirmekten yerleri süpürmeye hatta sofra kurmaya kadar bir sürü görev paylaşımı ile hizmet edilir. Tutuk olmamak ve çeneyi çalıştırmak temrinleri (yineleterek alıştırma) yapılır, yaptırılır... Tehlikeleri sezmek yeteneği, atik olma, hızlı karar verme yeteneğini geliştirmek vardır. Savunma refleksi ve yeteneğini geliştirmek vardır, cezâ vardır, ama cezaya katlanma tahammülü de vardır. Gerektiğinde hak aramak vardır, muhakeme vardır, mantık vardır, ortak iş yapma becerisi vardır. Yani takım oyunculuğunu ve paylaşımı geliştirme vardır. Bu bağlamda omuzdaşlık, arkadaşlık, yoldaşlık, birbirini koruyup kollama vardır.

Toplumun ahlaki kurallara göre yetiştirilmesinde ve eğitilmesinde sıra gecelerinin olumlu katkısı oluyor mu?

Bedeni kullanmak, iyi ahlâklı ve iyi huylu olmak ideali, büyüklere saygılı olmak ve küçükleri koruyup kollamak düsturu vardır... Oturulacak, kalkılacak yeri bilmek vardır... Hizmet etme, sır saklama vardır. Ve seyirlik oyun, halk oyunu, saz, çalgıcılık vardır... Usulünce dinlemek ve oyuna, müziğe eşlik etmek vardır. Kısacası disiplinli hareket etmek vardır. Toplantılarda dini nasihatler de olur, memleket meseleleri de konuşulur. Ufak yaşta başlayan bir kaynaşma iklimidir bu ortamlar. Ve bu erkek egemen ortamlarda, ideal erkek tipini yetiştirmek amacı vardır gerçekte. Asya steplerinden Anadolu’ya taşınan bu erkek egemen toplantıların toplumsal eğitim ve öğreti alanına sağladığı katkı; çağlar boyunca Anadolu kültür ocaklarının birbirine bağlanmasında da çok etkili olmuştur. Kadınlar arasında olduğu kadar, kadın ve erkekler bir arada da dayanışma misyonunu yerine getirir, getirmektedirler. Kesinlikle korunması ve diri tutulması gereken, kutlu kültür odaklarıdır buraları. Adları "şın" olur, "cem" olur, "perde" olur, "âlem" olur, "sıra" olur, "gezek" olur, "erfene" olur, "ziyâfet" olur, "zevk" olur, "yığılma" olur, "oturma" olur, "oturak" olur, "oturak alemi" olur, "cümbüş" olur, "muhabbet" olur...

KÖÇEKLİK İÇİN BIYIĞI TERLEMEMİŞ OLMA ŞARTI

İ. CAN: Bayram Bilge Tokel’in "Neşet Ertaş" kitabında, Neşet Ertaş "çocukken köçeklik de yaptım" diyor. Kırşehir’deki köçeklerle, Kastamonu’daki köçekler arasında bir bağ var mı?

Bütün köçeklerin bir ortak bağı, kendi aralarında bir bağlantıları olmalı. Köçeklerin oyun oynadığı ortamlar, erkeklerin eğlence ortamı. Diğer taraftan, köçekliğin, bir meslek olduğu da kesin. Yine rahmetli Sadi Yaver Bey anlatmıştı. Köçeklerin yetiştirilmesinde, yani mesleğe hazırlanmasında, bazı öğretim yöntemleri varmış eskiden. Mesela henüz bıyıkları bile terlememiş ergen gençler, zembille tavandan sallandırılır ve fırfır döndürülürmüş. Dönmeye alışmaları için, başları dönmesin diye... Aslında köçeklik, daha ziyade bir erkek çocuğun bıyıkları terleyene kadar yapılırmış; bıyıklar terlemeye başlayınca da ya davulcu ya kemaneci, ya zurnacı vs. olunurmuş. Ama günümüzde öyle mi? Orta Karadeniz’de, İstanbul'da, Ankara'da... Televizyonlarda gördüğümüz manzara şudur ki, koca koca bıyıklı sakallı adamlar, üçeteklerini ve üç etek üstüne yelek/cepken, gömlek her ne ise giyip oynuyorlar, mesleklerini ifa edip paralarını alıp gidiyorlar. Eskiler, bilgiyi ve kimliği de kendine göre ayrıştırmış. "Tavşanca" diye de bir tabir varmış mesela eskiden, müzikleri de varmış. Rum oğlanlarını "tavşan", onların oyunlarına ve müziklerine de "tavşanca" deniyormuş. Rahmetli hocam İsmail Hakkı Özkan Bey'in ruhu şâd olsun... Günümüzde de buna benzer ayrıştırmalar yapılıyordur muhakkak...

KÖY TİYATROSU BU

İ. CAN: Ben onu bir espri, yani tiyatral bir şey olarak da görüyorum. Rahmetli yengem, kadın toplantılarına çok ciddi makyajla erkek kıyafeti giyip baskın yaparmış. Kadınlar da şakayı anlayana kadar perişan olurlamış...

Köy Tiyatrosu bu... Köy tiyatrosunda bunlar da var.

Mübadele döneminde Kastamonu'dan Batı’ya yani Yunanistan'a göç oldu. Bu kültür oraya da gitti mi? Şu anda orada bu kültür yaşıyor mu?

Tabi gitti. Yaşadığını da Ufuk keşfetti. Onların ortamlarına girdi. Ama ne kadar yaşıyor, onu tam bilmiyorum. Belli festivallerde köçekler de rol alıyor; ama gündelik hayatta yaşatılıyor mu onu bilmiyorum. Mesela düğünlerini köçeklerle yapıyorlar mı? Bizim Orta Karadeniz’de köçek olmadan düğün yapmazlar. Üstelik kaç defa Valilik ve Belediye Başkanlığı yasakladı. Kimse de dinlemedi, dinlemez de...

Bu bir kültür, nasıl yasaklanıyor?

Yasaklıyorlar işte! Davul, zurnayı da yasaklıyorlar... Köçeklerin oynamasını ve oynatılmasını da yasaklıyorlar... Herhalde, ahlâka mugayir bir iş olarak görüyorlar... Bu yasaklara benim aklım ermiyor. Kimi zaman aşırı iddia, kültürel bölücülük anlamına da geliyor bu yasaklar. Bu yasaklara inanan ve doğru bulan müzikologlar, televizyoncular, siyasetçiler de var. Esas tuhaf olan burası. Bir televizyon programda bir milletvekili çıktı ve öyle laflar söyledi ki resmen Kastamonu merkezde yaşayanlarla sahilde yaşayanları ikiye böldü. Bir belediye başkanı kültürel tercihleri terbiye etmeye kalktı aklı sıra. Gerekçelerini de köçeklikle, seymenliği birbiri ile karşılaştırarak, kıyaslayarak oluşturuyorlar işin garibi. Kültür varlıklarının kendi aralarında karşılaştırılmaları, yarıştırılmaları olur mu?

İ. CAN: Süleyman Hoca, çok önemli bir şey söyledi. Anadolu'da bizim en eski ulaştığımız kültür on iki bin yıl öncesi, Göbeklitepe... Hatta onun yanında on dört bin yılına kadar ulaşıldı diyebiliriz. Belki, daha da eski medeniyetlerin beşiği burası. Burada görünen çoğu şey izâfidir. Arkasındaki derinliği, o büyük kültürü bilmemiz gerekir.

Mesela köçek repertuarını ne yapacaksınız? En az beş kuşaktır devam ediyor. Çok önemli.

Bir de eğitim süreci var dediniz. Bu da çok önemli.

Tabii… Eğitim süreci var. Bir müziğin anlamlarını ortaya koymada, bu bilgiler bize çok farklı dersler veriyor.

BEHLÜL BAHTİYAR'IN DEFTERİ

“Aşık Senin Kıya Kıya Bakışın” deyişinin kaynak kişilerden birisi Bektaş Bahtiyar ile nasıl tanıştınız?

- Zeytinburnu'nda babam esnaf olduğu için, bizim komşu esnaftan birisinin güzel saz çaldığını öğrendim. Bunlar, Bulgaristan göçmeniydi: Berber Bektaş Abi... Bektaş Bahtiyar... Konservatuvar'dan sınıf arkadaşım Cihangir Terzi de Bektaş Abi'ye gidip geliyor; hatta beraber top oynuyorlardı. Bektaş Abi de duymadığımız mahalli eserler okuyordu.

Fakat kısa süre sonra, Bektaş Abi'nin babası Behlül Bahtiyar'ın esas kaynak olduğunu keşfettim. Behlül Amca bir Bektaşi Babası idi... Berber dükkanın arkasında bahçeli evleri vardı. Bir gün gittim evlerine...

-Selâmünaleyküm...

-Aleykümselâm...

-Buyur! Gel bakalım, kimsin, necisin, niye geldin?

-Ben, dedim derleme yapacağım sizden.

Kendimi tanıttım, dinledi...

-Ne istiyorsun benden? dedi.

Ben de:

-Ne biliyorsanız! dedim. Semah, nefes, nevruziye, türkü, ninni, tekerleme, miraciye, mersiye...

Pek sıcak yaklaşmadı önce, çok da anlamadı ne için yanına gittiğimi... Fakat bir defter çıkardı ve defterden birkaç nefes okudu... Ben defteri görünce kendimden geçtim adeta. Harita metot boyutunda, içi türkü güftesi dolu bir defter gibi geldi bana önce. Allah! dedim, yaşadık, Behlül Baba'nın hazinesi bu defter, doğru yere geldik, dedim kendi kendime...

-Baba şu deftere bir bakayım?

-Bakamazsın! Dedi.

-Baba bir fotokopisini alayım...

-Alamazsın! Dedi.

-Peki baba ne olacak?

-Dur bakalım hele! Sen kimsin, neyin nesisin, kimin nesisin bir anlayalım bakalım. Sen niye geldin benim yanıma?

Anlattım ama ikna olmuyor, bana sürekli:

-Niye geldin? Amacın ne? Diyor. Dur bakalım öyle olmaz! Diyor.

Dedim:

-Ne olacak?

-Önce seni bir sınav yapalım! Dedi.

-İyi, yapın bari! Dedim.

-Söyle bakalım, bir günde kaç rekat namaz kılınır? Dedi.

Hiç düşünmemiştim bir günde kaç rekat namaz kılındığını; hemen sabah, öğlen, ikindi, akşam, yatsı namazlarının rekatlarını topladım ve "kırk rekat" diye cevap verdim.

-Aferim! Dedi.

-Şimdi söyle bakalım bir yılda kaç rekat namaz kılınır? Dedi.

Bu kez kırkı, bir yılı üç yüz altmış gün hesabıyla çarptım ve 14.400 rekat diye cevabı verdim. Ondan da bir "aferim" aldım. İşin sırrı Hicri takvime göre bir yılın 360 gün olduğunu bilmekte, onu bilmiyorsanız yandınız. Bu kez sırayla;

"Bir yılda kaç rekat farz, kaç rekat sünnet, kaç rekat vitir vacip kılınıyor?” cinsinden sorularını sormaz mı!? Neyse hepsini de doğru cevapladım ve "Aferimleri" almaya hak kazandım. Neticede beni sıkı bir imtihandan geçirdi Behlül Baba...

Kaç yılıydı?

1983 veya 84 olmalı... Devlet Konservatuvarı'nda ikinci sınıf öğrencisiydim galiba... Daha 17-18 yaşlarında bir toyum. Ama o sınavdan sonra, Behlül Baba beni çok sevdi, ben de onu çok sevdim. Anabacı Server Anne de dünya tatlısıydı. Beni oğlu gibi beslerdi. Allah rahmet eylesin.

ÂŞIK SENİN KIYA KIYA BAKIŞIN'

Aşık senin kıya kıya bakışın (Ya Şah)

Kardaş mevaliye benzer gözlerin (Ya Şah)

Aşıkları aşk oduna yakışın (Ya Şah)

Kardaş mevaliye benzer gözlerin (Ya Şah)

Bildim şahım bildim sahip nazarsın (Ya Şah)

İstekli aşıkı dilde yazarsın (Ya Şah)

Ali şahım deyü deyü gezersin (Ya Şah)

Kardaş mevaliye benzer gözlerin (Ya Şah)

Üstattan mı aldın sen bu kemali (Ya Şah)

Bakışına değer dünyanın mali (Ya Şah)

Ya imam soyusun ya Nesl-i Ali (Ya Şah)

Kardaş mevaliye benzer gözlerin (Ya Şah)

Derviş olan hırka alır destine (Ya Şah)

Seher vakti uğrar yolu üstüne (Ya Şah)

Kıymayın kardeşler ali dostuna (Ya Şah)

Kardaş mevaliye benzer gözlerin (Ya Şah)

Erenlerin yolu inceden ince (Ya Şah)

Karınca çalışır hali halince (Ya Şah)

Pir Sultan'ım gezer hakk'ı bulunca (Ya Şah)

Kardaş mevaliye benzer gözlerin (Ya Şah)

Sonraki Haber