Türk Halk Müziği Sanatçısı Soner Özbilen: Türkü biziz

‘Biz kendimiz yaşıyoruz ve türkülerle bu duyguları aktarıp dizelere ve melodiye döküyoruz. Türkü kısacası bu. Bizi neşelendiren, hüzünlendiren, çoğu zaman oynatan, ağlatan, duygularımıza tercüman olan dizeler, ezgiler.’

Türkü söyleşilerinde bu haftaki konuğumuz Soner Özbilen. Halkın sanatla buluşturulmasının devlet politikası olduğu dönemlerin sanatçısı. Bir köyde doğuyor, radyo bile yok... Sonunda o dönemin ustalarına ulaşıyor, usta olarak yetiştiriliyor. İşte Özbilen’in hikâyesi...

‘AMCA OĞLU ARA TATİLDE GELİNCE...’

  • Emine Akfırat: Değerli hocam, Türkü yolculuğuna nasıl başladınız?

Yozgat’ın Boğazlıyan kazasında büyüdüm. İlkokul çağlarında, Kayseri’de okumakta olan amcamın oğlu ara ve yaz tatillerinde her geldiğinde, radyodan öğrendiği türküleri bize söylerdi ve öğretirdi. Biz de türküleri beller, söylemeye başlardık.

  • E.A: Kulaktan dinlemeyle mi başladınız?

Tabi kulaktan. O zaman yayın kuruluşu olarak sadece radyo var. Üstelik bizim kasabamızda, evimizde radyo yok... Sonra ortaokul korosunda devam ettim.

Daha sonra İstanbul’a Pendik’e taşındık. Pendik Lisesi’nde halk müziği korosunda yer aldım. O güne kadar Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği diye bir ayrımım yoktu. Hepsini okurdum. Kulağıma hoş gelen her ezgiyi söylerdim. Koro çalışmalarımızda zamanla halk müziği ağır basmaya başladı. O günlerin isimleri Nezahat Bayram, Muzaffer Akgün, Ahmet Sezgin, Selahattin Erorhan. Hepsini dinleyip, onları taklit etmeye, onlar gibi söylemeye çalışırdım. Bilhassa Ahmet Sezgin’i çok beğenir, severdim. Onun türkülerini okurdum. Hatta ‘Pendik Lisesi’nin Ahmet Sezgin’i’ diyorlardı o dönem bana.

Bilahare Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nden Orhan Dağlı’dan ders aldım. Bu hemen hemen bir buçuk, iki yıl sürdü. Lise bittiğinde Nida Tüfekçi’nin dershanesine gitmeye başladım.

Nida Tüfekçi ile tanışmam da çok enteresandır. Ben şimdi radyodan dinliyorum. ‘Çalanlar Yücel Paşmakçı, Orhan Dağlı, Adnan Ataman ve Nida Tüfekçi...’ anonsunu duyar duymaz ben telefona sarılıyorum. Radyo Evini arıyorum, Nida Tüfekçi ile görüşebilir miyim, diyorum... Karşımdaki ses “Nida Tüfekçi şu anda, burada değil efendim” diyor. Ben, ‘Efendim nasıl olur biraz önce ben anonsunu duydum, İstanbul program yaptı...’ Karşıdaki ses “Yok efendim o banttan yayındı” diyor. Benim tabi teknik konularda bilgim yok o zaman. Bant nedir, canlı yayın onu da bilmiyorum. Başka bir gün yine bir anons, ben yine telefonun başındayım. Yine arıyorum, soruyorum. Yine olmadığını söylediler. Sonunda bir zat çıktı, “Ne yapacaksın evladım Nida Tüfekçi’yi” dedi. Ben de hemşerisiyim, Yozgatlıyım, kendisinden ders almak istiyorum, dedim. Bana adresini söyledi. Rahmetli hocamızın yaşadığı evinin adresi aldım. Hiç not bile etmedim. Beynime nakşettim. Hemen o gün gittim. Gittiğimde Hayriye Temizkalp, Neriman Altındağ Tüfekçi’nin annesi, dedi ki “Evladım Cağaloğlu’nda İstanbul Erkek Lisesi’nin arkasında Aksaray Musiki Cemiyeti var. Orada ders veriyor Nida Tüfekçi”.

Aynı gün gittim orayı buldum. Üç buçuk yıla yakın Nida Tüfekçi Hocamın öğrencisi oldum. O musiki derneğinde Rahmetli Hocam her kayıt olan öğrenciyi o gün dinlerdi. Kim bugün kayıt olmuşsa “Gel bakayım, nerelisin, bir türkü söyle bize” diye onu prova ederdi ve dinlerdi. Tesadüfen beni dinlemedi.

Önde kıdemli arkadaşlar var. Ben arka sıralarda oturuyorum. Nida Tüfekçi benim kim olduğumu, sesimin ne olduğunu bilmiyor. TRT’de sınav açıldı 1966 yılında. Beni de sözcü seçti arkadaşlar. Yoksa Nida Tüfekçi’ye böyle bir soru sormak zor. Çünkü sahneye çıkanlara ve plak okuyanlara kızardı. “Hazırlanmadan, iyice yetişmeden sakın ola ki böyle şeyler yapmayın yoksa sizi harcarlar. Kendiniz yetişin, olgunlaşın ondan sonra çıkın sahneye.”

KAZANAN SESLER: ÖZBİLEN, TOKCAN, AKKUŞ, GÜNAYDIN

  • İbrahim Can: Şu sonuç çıkıyor mu o zaman Hocam. Şuandaki piyasadaki gereksiz yere kaset, plak yapan, kirlilik yaratan sesleri de bir şekilde önlemiş oluyor.

Evet evet... Ben sözcü seçildim arkadaşlar tarafından. El kaldırdım: “Hocam TRT sınav açtı. Biz arkadaşlar tereddüt ediyoruz, acaba bu sıva katılalım mı katılmayalım mı?” Dedi ki “Elbette, ben sizi bugünler için yetiştiriyorum, bugünler için hazırlıyorum. Elbette TRT’nin bazı şartları var. Kimin şartları uyuyorsa sınava girebilir”.

İlk sınavda dokuz ses ve dört saz sınavı kazandık. Orhan Gencebay, Arif Sağ, Mustafa Günaydın, Mustafa Hisarlı dört saz, seslerden de dokuz arkadaş kazandı. İkinci sınav oldu. 1966 yılında TRT’nin açtığı üçüncü sınav sonunda dört saz, dört ses kaldık. Diğer arkadaşlar elendi. Kazanan sesler ben, Ümit Tokcan, Muharrem Akkuş ve Baksen Günaydın. Sazlardan da Orhan Gencebay, Arif Sağ, Mustafa Günaydın, Mustafa Hisarlı.

Radyodaki çalışmalarımız başladı stajyer olarak. Batı müziği solfej hocamız Halil Bedii Yönetken, halk edebiyatı hocamız Ahmet Kutsi Tecer, repertuvar hocamız Neriman Tüfekçi, halk bilimleri ve halk müziği nota derslerini veren de Nida Tüfekçi. Böyle bir as kadrosundan üç yıl staj gördük. Altmış altı yılında kadroya atandık. İki yıl da koroda okuduktan sonra, solist olarak kırk altı yıl TRT’de hizmet ettim. Türkü okudum. Sanat hayatımın son yirmi sekiz yılında Yurttan Sesler Korosu şefliği yaptım.

  • İ.C: İlk hangi türküyü söylediniz?

İlk benim rahmetli ablamdan, çocukluğumda ablamın sesinden duyduğum, öğrendiğim, bildiğim bir Boğazlıyan türküsünü söyledim:

‘Samanlık dolu saman aman efendim aman,

‘Eller düğün ediyor bizim düğün ne zaman lillari...’

  • İ.C: Bu arada Soner abiyle biz Boğazlıyan’a gittik. Cavlak diyorlar, sıcak suda çimdik: yüzmek, duş almak anlamına geliyor. Soner abinin ailesi Balkan göçmeni. Onun Balkan göçmeni olarak oraya taşınması ve Yozgatlı olarak büyümesi çok enteresan. Bunu da kısaca anlatır mısın?

Ailem 1927 yılında Kosova’dan ana vatana göç etmişler, yirmi yıl sonra ben dünyaya gelmişim. Göçmen mahallesinde, yerel söyleyişle ‘muhacir mahallesinde’ büyüdüm. Aynı zamanda Orta Anadolu kültürü ile yetiştim. Kulağım hep orada söylenen türkülerle doldu. İstanbul’a gelince daha çok iletişim araçları, radyo, sahneler... İlk Pendik’e geldiğim zamanlar sabaha kadar konserler olurdu. Aklınıza gelen her sanatçı oraya gelir, mutlaka konser verirdi.

BİR GÜNDE YEDİ SAHNE!

  • İ.C: Sanatçılar İstanbul’u turluyorlarmış. O nasıl oluyordu?

Eskiden açık yazlık sinemalarda, Kızılay gibi kurumların düzenlediği sünnet törenleri olur, fakir çocuklar sünnet edilirdi. O sinema salonlarında duvar diplerine karyolalar konulur. Ailelerin ve akrabalar katılır, kalabalıklaşırdı. Akşam sekizde, dokuzda konser başlardı. Sabah dörtte gün ışır, insanlar hâlâ son assolistleri dinlemeyi beklerlerdi. Çünkü assolistler en son çıkar.

Sevgili İbrahim ben, onu yaşadım. Şöyle: Ben TRT’de okumaya başlayınca, çeşitli plaklar okudum, çeşitli kasetler yaptım. Bu arada rahmetli Şinasi Çiçek’in organize bürosu vardı. Beni çağırdı. “Sende ışık görüyorum. Bir yıldız yaratacağım” dedi. Ahmet Sezgin’i de o tanıtmıştı... Kabul ettim ve bir günde bana yedi görev verdi. Bir Cumartesi gecesi Gölcük’te başladım. Hava karardı, ilk konserin ilk solisti olarak başladım. Sonra Hereke’ye geldim, sonra Gebze’ye geldim, sonra Üsküdar’da bir yerde, Bağlarbaşı’nda bir yazlık sinemada okudum. Eskiden Kabataş arabalı vapurları vardı, biliyorsunuz, köprüler yokken. Arabayla yanaştık, oradaki polise ‘Lütfen, sahneye yetişmem lazım’ dedim, sıraya girmeden hemen vapura bindim, karşı tarafa geçtim. En son konserim Güngören’de bir yazlık sinemadaydı, şafak söküyordu. Yedi yerde program! O zaman Pendik’te oturuyordum. Arabam da yoktu. Sabah trenine biniyordum, Haydarpaşa’dan Pendik’e gidiyordum. Eve giderken kıyafetim yanımda, yolda hâlâ türkü söylüyordum...

  • E.A: Peki türkü nedir?

Türkü biziz. Duygularımız, acılarımız, kederlerimiz, doğumdan ölüme kadar olan yaşantımızın her safhası, her evresi türkülerde. Biz kendimiz yaşıyoruz ve türkülerle bu duyguları aktarıp dizelere ve melodiye döküyoruz. Türkü kısacası bu. Bizi neşelendiren, hüzünlendiren, çoğu zaman oynatan, ağlatan, duygularımıza tercüman olan dizeler, ezgiler.

DİYARBAKIR DERLEMELERİ...

  • İ.C: Soner Özbilen değişik yörelerden çok türküler derledi... Çünkü Hoca, ülkenin bütün yörelerine eşit mesafede davranan bir kültürle yetişmiş. Ben radyoya geldiğim zaman Soner abiyle tanıştık, ardından doğuya gitti... Kaç yıl kaldın?

Diyarbakır’a gittim. Yıl değil ay kaldım. Size uzun geldi. Bir geçici görevdi o. Diyarbakır Radyosunda devlet hizmetlerini, GAP’a yapılan hizmetleri ve yatırımları o yöre insanına nakledebilmek için türkülerle süslenmiş sözlü programlar yapıyorduk.

TATLISES HEMEN ALMIŞ TÜRKÜYÜ...

  • E.A: Kaç derlemeniz var?

İnanın sayısını bilemiyorum, gerçekten, ama çeşitli yörelerden, Gümüşhane, Karadeniz, Orta Anadolu zaten benim yörem, Rumeli türküleri var. Yüzü geçer.

  • E.A: Diyarbakır’dan ilginç türküler derlediniz mi?

‘Diyarbakır Küçeleri’ (Sokakları) türkümüz, ‘Seyrantepe bağlıktır” türkümüz var. Bir de herkes tarafından bilinen ‘Bir mumdur, iki mumdur, üç mumdur...’

  • E.A: Düğün türküsü değil mi? Hikayesini anlatır mısınız? Kaynak kişisi kim?

Kaynak kişi Giyas Coşkun diye Diyarbakırlı bir arkadaşımız.

  • E.A: Kaynak kişiyi nasıl buldunuz? Sizin arkadaşınız olduğu için mi size verdi?

Öğrencimdi. Uzun çalışmalardan sonra türkünün ses kayıtlarını aldık, notalarını yazdık. Giyas Coşkun ile İbrahim Tatlıses, Tatlıses’in popüler olduğu dönemlerde bir yerde karşılaşmışlar. Kendisinde böyle bir türkü olduğunu söylemiş. İbrahim Tatlıses hemen almış türküyü. Fakat orijinal ve otantik sözlerini kaldırarak daha bilinen, anonim maniler koymuş türkünün sözlerine. Sonra bu türkümüz İbrahim Tatlıses’in okuduğu sözlerle, ara bağlantı aynı fakat birinci, ikinci dizeleri farklı şekilde bilindi, sevildi, söylendi. Ama bizim TRT arşivlerinde ve bizim hafızamızda ilk orijinal haliyle kayıt altında. Bugün bile Diyarbakır ve yöresinde türkü bizim derlediğimiz orijinal haliyle söyleniyor.

Hikayesine gelince: bu türkü aslında düğünleri ifade eden, düğünlerde geline, damada ve çevresine yakılan methiyedir (övgüdür) aslında: gelinin güzel olması, damadın yakışıklı olması, şık olması gibi.

‘HANİ DAVULUNUZ LO!’

(Bir Mumdur, erkek kına halayı)

Hani davulunuz lo, hani ya davulunuz

Hani düğününüz lo, hani ya düğününüz

***

Hani gelininz lo, hani ya gelininiz

Hani kaşmeriniz (1) lo, hani ya kaşmeriniz

***

Kalenin bedeninde halay çek, ah dibinde

Evsel’in (2) uşakları çifte liver(3) belinde

***

Acem uşakları çifte liver belinde

Mumlar yakın çevirin, kına yaka eline

***

Bir mumdur, iki mumdur, üç mumdur

Dört mumdur on dört mumdur

Bahan (4) bir bade doldur

Bu ne güzel düğündür ha ninna

Ha ninna heyran ninna

Ha ninna kurban ninna

(1) Kaşmer: Düğünlerde davetlileri eğlendiren maskot (maskara).

(2) Evsel: Diyarbakır Dicle kıyısında bahçelik semti.

(3) Liver: Rize çevresinde kullanılan tabanca.

(4) Bahan: Bana.

  • Yöresi: Diyarbakır
  • Kaynak: Giyas Coşkun
  • Derleyen: Soner Özbilen
  • Notaya alan: Soner Özbilen

TRT’DE 46 YIL

Kosova göçmeni bir ailenin oğlu olarak 1947 yılında Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesinde dünyaya geldi. İlkokul ve ortaokulu Boğazlıyan’da, liseyi İstanbul Pendik Lisesi’nde tamamladı. Ardından İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne devam etti. Müziğe olan ilgisi orta öğrenimi sırasında öğrenci korolarında başladı. Bir süre Kadıköy Halk Eğitim Merkezi ve Aksaray Musiki Derneği’ne devam ederek Orhan Dağlı, Nida Tüfekçi, Neriman Tüfekçi ve Yücel Paşmakçı’nın öğrencisi oldu.

1966 yılında TRT’nin açmış olduğu Türk Halk Müziği Ses Sanatçılığı sınavını kazandı, Stajyer sanatçı olarak İstanbul Radyosu’nda göreve başladı. Üç yıl süren stajyerlik döneminde Nida Tüfekçi, Neriman Tüfekçi, Halil Bedii Yönetken ve Ahmet Kutsi Tecer gibi üstatlar ile çalıştı. 1969 yılında TRT İstanbul Radyosu THM Ses Sanatçılığı kadrosuna asaleten atandı. Usta halk sanatçılarının tavır ve üslupları üzerine çalışarak kendi üslubunu geliştiren Özbilen, çalışmalarını son yirmi beş yıldır da Rumeli Türküleri üzerine yoğunlaştırdı. Başta Orta Anadolu ve Rumeli olmak üzere ülkemizin çeşitli yörelerinden birçok türkü derledi.

Özbilen, Makedonya, Fransa, İspanya, Kosova, Sırbistan, Almanya, İsviçre, Rusya, Libya ve Finlandiya’da yapılan otantik müzik festivallerine katılarak Türkiye’yi temsil etti. Ayrıca ülkemizin pek çok yöresinde konserler verdi. Soner Özbilen, THM ses sanatçılığı yanında 25 yılı aşkın süre İstanbul Radyosu Yurttan Sesler koro şefliği görevi yaptı. TRT’deki 46 yıllık ses sanatçılığı ve koro şefliği görevinden 2012 yılında emekli oldu.

Özbilen, Türk Halk Müziği icra ve derleme çalışmalarına devam ediyor.

Sonraki Haber