Uzmanlar: Mülteci kışkırtması örgütlü

ABD'nin kaos planı çerçevesinde yaptığı kışkırtmalar, uzmanlar tarafından örgütlü bir kışkırtma olarak adlandırılıyor. Milat Gazetesi'ne konuşan uzmanlar, mülteciler üzerinden yapılan provokasyonları yorumladı.

Türkiye'de mülteci kışkırtıcılığının başını çeken Ümit Özdağ'ın yaptığı provokasyonlar, Türkleri özellikle Asyalı mültecilere karşı kışkırtıyor.

Asyalı mültecilerin kaçırılarak işkence edildiği görüntülerin paylaşılması, Türkiye'deki provokasyonların hangi noktaya geldiğini gösteriyor.

Milat Gazetesi'ne konuşan Akademisyen Yazar Dr. Necdet Subaşı ve Akademisyen Dr. Eray Güçlüer, bu provokasyonların örgütlü olduğuna dikkat çekti.

"ÖRGÜTLÜ BİR KIŞKIRTMA VAR"

Hem göçmen topluluklarını hem de yerleşik ahaliyi birbirine karşı kışkırtıp süreci devletin ve toplumun kontrolünden çıkarıp başka bir bağlamda yönetmeye çalışan bir zihnin varlığına dikkat çeken Dr. Necdet Subaşı, “Biz göçü biraz planlanmamış bir şekilde karşıladık. Bir sürecin içindeydik; insani bakış açımız, kültürümüz, geleneğimiz, bu dalgayı karşılamak konusunda bizi yönlendirdi, bu dalgayı karşılamak zorundaydık. Makul bir şekilde gelen göçmenleri ağırlamakla mükelleftik. Devlet ve toplum olarak da bunu yaptık. Bu yerleşim süreci, göçmenlerin Türkiye toplumuna adaptasyonu, toplumun da göçmenlerle yakınlaşması, süreçten kaynaklanan gerilimin ölçülü bir noktada yumuşatılması konusunda sanki başarılı değiliz gibi görünüyor. Birdenbire örgütlü ve problem yayan, sıradan vatandaşı da tedirgin eden bir hareketlilik var” dedi.

"KİMSE KEYFİNDEN GÖÇ ETMİYOR"

Paniğe kapılacak bir durumun olmadığını ifade eden Subaşı sözlerini şöyle noktaladı: “Devletin geliştirdiği göçmen politikasını ağzına yüzüne bulaştırması için fırsat kollayan bir dil var ve bu dil bizi yaptıklarımıza pişman etmek istiyor. Zaman zaman göçmen topluluklarının da buna alet olduklarını ne yazık ki görüyoruz. Bununla birlikte Suriye göçü dolayısıyla demografik yapımızın değişeceğini iddia etmek fantastik bir değerlendirme, çok zorlama, provokatif ve ekstrem analizlerden ibaret. Çünkü bu coğrafya sağından solundan, kuzeyinden güneyinden göçmen nüfusuyla şekillenmiş bir yapı var. Gerek Balkanlar’dan gerekse mübadele süreçlerinde, bir dönem Irak savaşı dolayısıyla şimdi de Suriye’den göçünü yaşıyoruz. Kimse evini, topraklarını keyfinden bırakıp buralara gelmiyor, çok insani bir durum. Tabi bu coğrafyada insanların tadını kaçıracak bir sosyolojiye de izin vermemek lazım.”

"TÜRKİYE’DE KALICI DEĞİLLER"

ABD’nin her yıl binlerce göçmen alıp kendi ekonomik sistemine entegre ederek üretim aracı olarak kullandığını belirten Dr. Eray Güçlüer, “Bu durum Türkiye’de doğal olarak gerçekleşmiş durumda. Türkiye bu insanları kendi ekonomik sistemine entegre edip sosyal dokuyla uyumlu hale getirirse sorun olmaz, aksine ülkemize zenginlik katarlar. Geçici göçmen statüsü taşıyan yabancıların kanunen Türkiye’de kalıcı olarak bulunmaları söz konusu değil. Bununla birlikte Türkiye son derece insani davranıyor” diye konuştu.

"PARAYLA VATANDAŞLIK YALANI"

Türkiye’nin Rusya ve İran arasında Suriye’de yeniden kurumsal bir devlet yapısının inşa edilmesi için görüşmeleri sürdürdüğünü kaydeden Güçlüer, “Suriye topraklarından PKK’nın gönderilmesi ve geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin hayatlarının garanti altına alınarak geri dönmesi hususunda şartları olan Türkiye bunun için ciddi bir çalışma içerisinde. Bazı kesimlerin iddia ettiği gibi mülteciler parayla vatandaşlık almıyor, sadece uzun süreli iskân alıyor” ifadelerini kullandı.

"MÜLTECİLER MUHALEFETİN SON KOZU"

Seçime yaklaşılan bir süreçte yurtdışı kaynaklı mihrakların mültecileri şeytanlaştırıcı politikalarını Türkiye içerisine servis etmeye başladığını belirten Güçlüer sözlerini şu şekilde noktaladı: “Muhalefetin seçim öncesi son kozu mülteciler üzerinden kışkırtma çabası. Oysa Türkiye göçmenleri entegre edip ucuz iş gücü sağlayarak Türk ekonomisine de katkı sağlıyor. Hata yapanlar zaten sınır dışı ediliyor. Fakat gettolaşmayı önlemek için Kilis, Antep, Urfa hattında yoğunlaşmayı önleyici tedbirlerin de alınması önemli. Türkiye’nin asayiş ve operasyonel kabiliyeti çok yüksek, bu yüzden kimsenin tedirgin olmasına gerek yok.”

Sonraki Haber