Atlara ağıt

Felsefeyi düşünce dünyasında şiirsel gezintiler olarak gören Nietzsche (Niçe), kendi özlü cümleleri ve anlatımı üzerinden onun aynı zamanda tüm aydın ortamların günlük konuşmalarında çerez olarak yaygınlaşmasını sağlamıştı. İnsanın varoluşunda köklü kusurlar bulan düşünür, insana “iyinin ve kötünün ötesinde”, her anlamda güçlü üstinsanı oluşturucu yüksek düşünceler için sanatsal yöntem ve yaratıcılıktan yararlanmaya çalıştı; felsefe ve sanatın arakesitindeki yapıtlarıyla sistem ötesi düşünceler geliştirdi, “Tanrı’yı öldürdü”. İnsanın karanlık dünyasını çözüp anlama çabasında yer yer Dostoyevski’den de esinlendiği öngörülen felsefeci, denir ki, Suç ve Ceza’da Raskolnikov’un yaşadığı “sahibi tarafından kırbaçla dövülen at” sahnesinden çok etkilenmişti.

İnsanın son derece acımasız, bencil, nankör ve zalim bir varlık olduğuna inan Nietzsche, tarihin ve talihin cilvesine bakın ki, yıllar sonra, güçsüz ve yorgun halde yere yığılmış bir atın sahibince kırbaçlandığı gaddarlığa kendisi bizzat tanık olur; aklı başından giderek çıldıran düşünür, ömrünün geri kalan 10 yılını ruh sağlığı bozuk ve yarı deli halleriyle geçirir. Onun üstinsan görüşünü Nazilerin üstün ırk safsatasına yamayan kız kardeşi, Nietzsche’nin ilerici aydınlarca dışlanmasına yol açmış, düşünürün faşist olmadığı yönündeki yorumlara karşı Nusret Hızır, “kullanılmaya müsait olan kullanılır” diyerek, onun düşüncelerindeki faşizme yatkınlığı ima etmiştir.

ATLARIN AŞKI

İnsanın özel mülkiyet sahibi olunca dünya ve doğa karşısındaki acımasızlığını kendi türüne karşı da her türlü araç kullanımıyla sürdürdüğünü Hegel’in Efendi ve Köle diyalektiğine getirdiği yorumlarla daha açık kavramış bulunuyoruz. Nitekim atları evcilleştiren insanın sahiplik güdüsünü hem güç kullanımı, hem dostluk, hem de efendi ve köle ilişkisinin birlikte ve tüm duygusal bağlarla somutlaşmasını atlarda gözlüyoruz. Denebilir ki kapitalizm, insanoğlunu onbinlerce yıllık uygarlığın taşıyıcısı olan atları makineli tarım ve ulaşıma geçildiği anda yüzüstü bırakmakla kalmayıp sistemli olarak yok etmeye yöneltmiştir. “Dolar avuçlama” tutkusuyla, doğa üzerindeki üstünlüğünü en kıyıcı yöntem ve uygulamalarla sürdüren ve İkinci Dünya Savaşı’nda 50 milyon insanı ölüme gönderen kapitalizm, Babage ve Taylor’dan beri, varını yoğunu dijital teknolojiyle donanmış insanın, “Siborg”ların yaratılmasına harcayarak yeryüzünü üstün insanlar oligarşisinin denetimine sunmak üzere Yapay Zekâ aşamasına gelmiştir.

ATIN GÜZELLİĞİNE ANIT

Ressam Esat Acet Nuhoğlu’nun atları konu alan olağanüstü duyarlı ve gerçekçi resimlerini izlerken bu düşüncelerin basıncı altında yoğun trajik duygular yaşadım. Ama öbür yandan, insanın ata ve kendisine yönelik duygularının yumuşak, coşkulu, tüm renklerle kaynaşarak geleceğin doğa ve insan diyalektiğine dair uyumlu bir varoluş için buluşan çizgilerinde umut verici özler duyumsamanın mutluluğunu yaşadım. Nuhoğlu’nun at resimlerinden oluşan sergilerini her fırsatta mutlaka izleyin; insanlık tarihini savaşı ve barışıyla bugüne kadar taşıyan birlikteliğin anıtsal düzeyde anlatımı sizde yaşamı ve doğayı daha çok savunma gücünü pekiştirecektir.
Çok uzak olmayan bir gelecekte insanın kendinden vazgeçerek yerini tekno-köleye terk edeceği bir çağın eşiğindeyiz Çok geç olmadan, denebilir ki, insanın kendi varoluş amacını ve uygarlığını geçersiz kılacak sonuçlara ramak kala, kendi çile ve mutluluklarımızdan insana ve doğaya ne kalacağını anlamak zorundayız. Atlarla ilgili bütün romanlar, şiirler, filmler, ezgiler, yontu ve resimler atların müzelik anıtlara dönüşmesinin yanı sıra, onların öyküsünde insanın trajedisini de capcanlı yansıtıyor.