Büyükşehirleşme: Ama hangi ilkeye göre?

Basında yer alan bazı haberlere göre, ülkemizde 81 il belediyesi ve 921 ilçe belediyesi =1002 belediyeli (az daha ilçe kurulursa biraz daha çok) bir sistem olacak. İl özel idarelerinin (51 adet), beldelerin (396 adet) ve köylerin (18 bin adet) geriye kalanları da kapatılacak. Bu türler yok olacağı için, yerel yönetim demek, belediye demekle özdeş olacak. İşte bu “reform”un adı, bütün illeri büyükşehirli yapmak.
İyi mi olur kötü mü?
Belde belediyeleri israftan başka bir işe yaramıyor, iyi olur diyen elbette çıkar. Büyükşehirliği falanca ile yakıştırdın da, bize mi yakıştıramadın! diye siteme kalkışan da olur.
Ama mesele ne odur ne diğeri.
***
Mesele şu:
Aynı yerlerden sorumlu 81 büyükşehir+921 ilçe belediyesi kurulacak aynı yerlerde, hali hazırda aynı alanlarda iş gören 81 valilik + 921 kaymakamlık var. Bir ipte iki cambaz misali...
Eyaletçiler/federasyoncular, işte bu manzaraya bakıp sönmüş heyecanlarını tazeliyorlar. Ne de olsa çağımız yerel yönetimler çağı. Zaten 2005’te Anayasa’ya aykırılık bile göze alınmış, Avrupa Birliği’nin istediği uyum yasaları çıkarılmış, belediye yasalarına bunların “idari ve mali özerk” kurumlar olduğu hükmü yerleştirilmişti. Özerklik hakkı kazanılmış bir kere, büyük mevzi! O halde, valilik/kaymakamlık sembolik hale getirilirse, il ve ilçelerin patronu fiilen belediyeler olur. Hatta, sonra uygun bir zamanda valilik-kaymakamlık kurumlarının kendileri tümüyle ortadan kaldırıldı mı, tamam!
Tamam mıdır gerçekten?
Evet, gerçekten “tamam”dır!
Merkeziyetçilik ilkesinin istinat duvarı valilik ve kaymakamlık sistemidir, öbür adıyla il genel idaresidir. Merkezi idarenin organik parçası olan bu idare sembolik kılınır ya da ortadan kaldırılırlarsa, merkeziyetçilik ilkesi ortadan kalkmış olur.
Peki, yerine ne gelmiş olur?
Elbette “özerk iller sistemi”. Eyalet/federasyon isteyenlerin ana hedeflerine kıyasla geri bir aşama, ama hedeflerine doğru çok büyük bir adım. Üniter devlet yapısı için ise, büyük bir çözülme...
***
Gerçekten böyle olabilir mi?
“Böyle olmaz” demek için ortada dişe dokunur bir önleyici yok.
Olabilir.
Çünkü “her ile büyükşehir belediyesi” diyenler, aynı ipe çıkarılacak olan bu iki cambazın ilişkilerini nasıl düzenleyecekleri konusunda sistematik ve açık şeyler söylemiyorlar. Parçalı laflarından yayılan hava, il genel idaresinin, yani valilik-kaymakamlık görevleriyle yetkilerinin azaltılacağı, sınırlandırılacağı yönünde.
Öte yandan, 2005 yılında Anayasa’ya aykırı şekilde yasalara yerleştirilmiş olan AB-ev ödevi ürünü “belediyeler idari ve mali özerk kuruluşlardır” hükmünü geri almak gibi hiçbir söz de yok.
Oysa bu işi illa yapacaklarsa, olması gereken şey, merkeziyetçilik ilkesinin gereklerini karşılamaktır. Herşeyden önce, üniter devlet kuruluşuna uygun olarak, yerel yönetimlerin yanı sıra il idaresi sistemini de -daraltmak değil, güçlendirmek gerekir. Aynı zamanda, Anayasa’da yazıldığı gibi, yasalara da yerel yönetimlerin idari vesayet sistemine ait kurumlar olduklarını gösteren açık bir hüküm yerleştirmek şarttır.
Model sahibi siyaset çevresinden şimdiye kadar böyle sözler duymadık.
***
Bu konulara açıklık getirmek için sormakta büyük yarar vardır:
Her ile büyükşehir modeli düşünenler, üniter devlete uygun idari kuruluş konusunda hassaslar mı? Yoksa bu modeli üniter devlete aykırı olan ademi merkeziyetçilik esasına göre mi kurmayı düşünüyorlar?