Geleneklerimiz, yaşıyor mu, unutuluyor mu?

Çok güzel hazırlanmış bir düğünü izlemiştim. Giysilere önem verilmişti. Geçmişten günümüze ulaşan giysiler, yerel müzik ve kına türküleri, oyunları. Çok hoştu doğrusu insanın yüreğine naif duygular düşüyordu. Ezgiler, izleyenlerin gözlerini yaşartıyor, gelini ağlatıyordu.

Gerçek bir düğünde çektim ben bu iki fotoğrafı, Amerika’da okuyan Ayşenur Ataman orada tanıdığı Amerikalı Zach Beneveto ile evlenmeye karar vermiş, eşiyle birlikte düğünü Kemaliye’nin Toybelen köyünde yapmaya karar vermişlerdi. Köydeki evlerinin bahçesinde düğün, kına yakma töreni ile başlamıştı. Toybelen ve komşu köy Apçağa’dan gelenler sandıklarındaki eski giysilerini giymişler başlarına renk renk kozalarını örtmüşler ve gelinin çevresinde toplanmışlardı. Amerika’dan gelen damata da yerel giysiler giydirmişler başına yine sekiz köşeli bir Harput şapkası geçirmişlerdi. Kına koyma işleminden sonra, kına türkülerini kadınlar hep bir ağızdan söylüyorlardı. Ayşenur önce ağladı, sonra kalktı kına türkülerinin ritmiyle oynadı.

Ayşenur, ortada Kızardı Kayalar türküsünü dinliyor. Başına pullu örtülmüş. Damat Zach de yerel giysiler giymiş.

ÖNCE KIZARDI KAYALAR

Gelinin etrafında toplananlar önce “Kızardı Kayalar” türküsünü söylediler. Gelinin başı örtülmüş yüzü görünmüyordu. Kızardı kayalar türküsü şöyleydi:

Kızardı kayalar al giydi dağlar

Yeşil yaprak ile bezendi bağlar

Anadan babadan ayrılan ah edip ağlar.

Doldur pınar doldur ben gider oldum.

Anamı babamı terk eder oldum.

Acılı bir ezgi ile söylenen bu türküyü dinleyen gelin hıçkırarak ağlamaya başlar kadınlar da içlenir onlar da ağlar. Ana gururludur/onurludur, acısını içine akıtır. Başına pullu örtülüp, bu türkünün nağmeleri ile hüzünlenip ağlayan gelin sonra, kalkar neşe içinde oyunlar oynar. Hüzünden coşkuya geçişi simgeler bu anlar. Ailenin büyükleri, kına tepsisini de alıp kına oyununu oynarlar. Aslında, kına geçmiş yaşamda Eğin’in rıhtım kapı damlarında oynanırdı. Bu sahneleri, Eğin üçlemesinin ikinci kitabı “Sevda Zamanı” nında anlattım. O rıhtım damlarda çekilen halayları.

Kemaliye’de çok sevilen rahmetli Avukat Haci Ali Ataman’ın kızının kına gecesinde, yöremizin ünlü folklorcusu Apçağa köyünden Haci Hüseyin Duru ve Ayşenur.

GELENEKLER NASIL ADLANDIRILIR

Ansiklopedik bilgiye göre, gelenek, “Kuşaktan kuşağa iletilen yaptırım gücü olan bilgi töre ve davranışlar”. Geçmiş yaşam biçimlerinin içinde yaşayan/yaşatılan maddi ve manevi değerler; örf,adet anane gibi de söylenebilir. Yaşayan bu gelenekler değişime uğrar mı çağın gelişimi/değişimi mutlaka geleneklere de tezahür eder. Ancak çok katı gelenekler de var. Hiç değişmeden sürdürülür. Gelenekler toplumu bazen olumlu etkiler bazen olumsuz davranışlar da yaratabilir. Batıl bazı düşüncenin, yanlış yaşam biçimlerinin gelenek olduğunu söyleyip yanlış söylemler yapılabilir. Kültürel kalıntılar önemli. Türküler halaylar. Bazı geleneklerin bozulmadan yaşaması için insanların çaba verdiği de görülür. Kutsal derinliği olan gelenekleri de toplum önemser ve yaşatır. Zaman süzgeci içinde bazen değişime uğrasa da gelenekler yaşatılır. Birlik olmanın birlikte yaşamanın harcı olur zaman zaman. Toplumu bir arada tutar.

DÜĞÜNLER VE GELENEK

Düğünler kız istemeler her yöreye göre detaylarda değişkenlikler gösterir. Modern ve çağdaş yaşam biçimi yaşayan Batı’ya yakın düşüncede olan aileler bile düğünlerde geleneksel adetleri önemserler. Çok modern bir müzik eşliğinde dans edenler, solona çağrılan davul zurna eşliğinde halay çekmeye başlarlar. Birden yüzlerine mutluluk tebessümü yapışır. Yani gelenek ve görenekler çağdaş bir düşüncenin içinde de insanı mutlu eder.