Helalleşerek kimin 'iktidar'ı kurulacak?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun helalleşmek suretiyle kimleri birleştirmeyi ve iktidarında ne tür bir ortak programı hayata geçirmeyi hedeflediği tartışılması gereken esas konudur. Kılıçdaroğlu’nun başından beri izlediği neoliberal sol ve kimlik siyaseti çizgisi herkesin malumu. CHP nerede Cumhuriyet’e, Atatürk’e, uluslaşmaya ve milli devlete yan bakan varsa, onlara mavi boncuk dağıtan, yönetim kademelerine taşıyan veya himaye eden bir partiye dönüştü. Şimdilerde bu fiili siyaseti açık bir kimlik beyanına dönüştürmeye hazırlanıyor.

CHP lideri, iktidar olmanın bir ittifak meselesi olduğu gerçeğinden hareket etse de, daha önce CHP’nin çatısı altında birleşmemiş güçlerin şimdi birleşmesini sağlamak için kendi programını açmak yerine başka bir programa evrilmeyi tercih etmiş görünüyor. İktidar aritmetiği oluşturan her parti, birleştirdiği bütün güçlerin ortak programının temsilcisi olmak zorundadır. O parti bir zamanlar sadece “kendi partililerinin partisi” iken şimdi birleştirdiği bütün güçlerin ortak çıkarlarının sözcüsü ve icracısı olur. Bu noktada, birleştirilen güçlerin ortak çıkarları ile onları kendi etrafında birleştiren partinin kuruluş amaçları arasında asgari bir oydaşmanın varlığı şarttır. Aksi halde birleşmek, birleştiren (helalleşen mi demeliyiz?) partinin kendini inkârıyla sonuçlanır.

Kılıçdaroğlu’nun helalleşme açılımında dikkat çeken bir nokta var: Geçmiş hükümetlerin bütün hata ve yanlışlarını yüklenip onlar adına helallik dilemiyor. “Devlet”in yanlışları adına konuşuyor. Cumhuriyet tarihimizi “devlet” paydasında eşitleyerek konuştuğunuzda, helallik isteyebileceğiniz tek bir “hata” olabilir: Milli devlet kurmuş olmamızın ve milletleşme pratiğimizin bizatihi kendisi! Küreselleşme sürecinin baş düşmanı milli devlet ve milli toplum örgütlenmesidir. Onları helallik istemenizin baş sorumlusu olarak suçladığınızda, milli devlete ve milli kimliğe karşı konumlanan her tür feodal gücü; din, mezhep, cemaat örgütlenmelerini; etnik ve cinsel kimlik taleplerini öne çıkarır, kendi etrafınızda örgütlenmeye ve ortak iktidarı kurmaya davet edersiniz.

Milli devlet karşısındaki küresel dili bir tarafa, Kılıçdaroğlu’nun devleti tarihsel ve toplumsal koşulların üzerine yerleştirerek bir “özne” kılması da başka bir sorun. Sivil toplumcu yaklaşımın tipik bir tezahürü. Bu yaklaşım geçmişteki hataların ideolojik ve siyasi boyutunu “devlet” halısının altına süpürerek görünmez kılıyor. Devlete karşı toplum ikiliği temelinde bir okuma yaparak, ceberrut devletin karşısına koyduğu bütün güçleri her ne olurlarsa olsunlar demokrasi güçleri olarak algılıyor. Bunun solculuk ya da ilericilikle ilgisini kurabilen beri gelsin!

Şeyh Saitlerin, Seyit Rızaların savunulması, heykellerinin dikilmesi, FETÖ’yü masumlaştırma çabaları, HDP’ye hamilik yapmalar, partiyi Alevileştirme eğilimleri ve LGBT ideolojsinden etkilenmeler vb. Hepsi “Dersimli Kemal”in CHP’yi sivil toplumcu, neoliberal kimlik siyasetinin amiral gemisi olarak örgütleme programının somut görünümleriydi. Şimdi helalleşme adı altında bir taraftan bu listede eksik kalan halkaları tamamlarken, diğer tarafta fiili olanı resmileştirmek ve CHP’yi bu çevrelerin geniş cephe partisi olarak örgütleme noktasına gelindi. Kılıçdaroğlu’nun helalleşme açılımı doğrultusunda bazı tarikatlara vb. gitmesi şu saatten sonra kimseyi şaşırtmamalıdır.

Böyle bir CHP iktidar olsa, kendisini Atatürkçü olarak tanımlayan CHP’li seçmen kendisini iktidar olmuş sayabilecek midir? Milli devlet ve milletleşme pratikleri karşısında konumlanan bir iktidarın milli bayramlarda havai fişek gösterileri yapma veya Nazım’ın ölüm yıldönümünde şiir dinletisi yapma türünden sol seçmenin gazını alıp susturmak dışında ne gibi yapısal çözümleri olacaktır? Yanlış bilmiyorsak eğer, CHP’li seçmen kendi partilerinin iktidarından tam bağımsızlık ekseninde, üreten, kalkınan, demokratik, laik bir ülkenin inşa edilmesini beklemektedir. Oysa Kılıçdaroğlu’nun helalleşip özür dilediği kesimlerle paylaşacağı iktidar, HDP yöneticilerini canlı yayında konuştururken arka fona etkisiz bir Atatürk büstü kondurmaya benzeyecektir. Maksat zevahir kurtulsun!

Helalleşme açılımı yoluyla elde edilebilecek iktidar umutları karşısında bugün CHP seçmeni bir ahlaki kriz yaşıyor. Bir tarafta biçimsel ve kültürel bazı pratikler karşılığında Atatürkçülüğün özünü değiş-tokuş etme yolu uzanıyor. Ancak bu kendileri olmaktan vazgeçmek demek olan Faustvari bir anlaşmadır ve böylesi bir durumda partilerinin izlediği Amerikancı siyasetlerinin karşılığında devrimcilerin siyah çelenklerini kapılarından toplamaya hazır olmalıdırlar. Bu süreç başladı bile.

Öte yanda Godot’yu bekler gibi bir kurtarıcının gelip CHP’yi içeriden düzeltmesini beklemeyi bırakmak seçeneği var. CHP türünden parlamentarist partiler, ancak onları devrimci siyasetlere yaklaştıracak oy ağırlıklarının oluştuğunu görürlerse o yöne doğru çark ederler. Nasıl bu yüzden son kırk yıldır sağa yanaşıyorsa, CHP’nin bugün Atatürkçü siyasetlere dümen kırması da ancak ve ancak kendi dışından bir Atatürkçü sıklet merkezinin oluşmasına bağlıdır. CHP seçmeni bunu anlayabilecek mi yoksa “hayırlısı olsun” deyip bekleyecek mi, göreceğiz.