Helsinki'de 43 yılda ne değişti? İlki SSCB'yi bitirdi, ikincisi ABD'yi bitirecek

Trump-Putin Zirvesi bitti.

Zirveden çok somut bir sonuç çıkmadı ama Trump bu buluşmayla ABD’deki Neocon ve diğer elit hakim çevreler tarafından “Vatan Haini” ilan edildi.

Eski CIA Başkanı John Brennan, Neoconların ve Amerikan savaş makinasının kritik ismi Senatör John McCain, Temsilciler Meclisi Başkanı Paul Ryan, Eski Savcı Preet Bharara, Ulusal İstihbarat Direktörü Dean Coats gibi önemli isimler, zirveyi “ihanet, rezalet, utanç, fiyasko, büyük hata” gibi sıfatlarla niteledi.

Yani müesses nizam bu zirveden memnun olmadı, bilakis çok öfkelendi.

Trump’ın Putin ile fotoğraf vermesi, onu övmesi, Rusya ile sıcak bir dönemden söz etmesi haliyle kızdırdı.

En çok da Trump’ın görevden alınması için elde tutulan Rusya’nın ABD seçimlerine karıştığı iddialarının çürütülmesi, ya da en üst düzey iki ağızdan aynı anda yalanlanması kudurttu.

Mc Cain Zirve'yi "Bir Amerikan Başkanı'nın hafızalardaki en utanç verici performansı" olarak niteledi.

Muhtemelen Suriye ve Doğu Avrupa konularında bir miktar anlaşma ya da uzlaşma da sağlandı.

Suriye’den İran’ın çıkarılması karşılığında ABD ordusunun da çıkması ve Esad rejiminin tanınması vb.

Helsinki Zirvesi, Rus Basını ve kamuoyunda büyük bir başarı olarak kabul edildi.

1975 HELSİNKİ ZİRVESİ’NDE NE OLMUŞTU?

Herkes 1991’de dağılan Sovyetler Birliği’nin faturasını “Perestroika”cı Mihail Gorbaçov’a çıkarır ama işin aslı tam olarak öyle değil.

SSCB’yi esas bitiren, ya da sonunun başlangıcı olan olay 1975 Helsinki Zirvesi’dir.

Tarihin cilvesi midir bilinmez, 1975’teki zirve de dünkü gibi Temmuz ayında Helsinki’de yapılmıştı.

O dönem ABD Başkanı Gerald Ford, SSCB Başkanı ise Leonid Brejnev idi.

Bu zirvenin hemen ardından 1 Ağustos 1975’te, yine Helsinki’de 35 ülke, Helsinki Nihai Senedi veya diğer adıyla Helsinki Deklarasyonu’nu imzaladı.

Doğu-Batı ilişkilerine bir yumuşama ve yakınlık getirilmek istenen Helsinki Nihai Senedi'nin yürürlüğe girmesi, Doğu Avrupa'daki tüm Sovyet uydusu ülkelerinde aydınları ve milliyetçileri harekete geçirdi. İnsan hakları ve hürriyet hareketleri şeklinde başlayan gelişmeler zamanla Moskova'nın hegemonyasına karşı bağımsızlık mücadelesine dönüştü. Ancak, bunlar patlama şeklinde değil, yavaş yavaş gelişen bir seyir takip etti.

Sivil Toplum Kuruluşları’nın emperyalist siyasete alet edilmesi, dinci teröristlerin, Afganistan’da tuzağa düşürülen SSCB’ye karşı sürülmesi, Polonyalı Papa 2. John Paul’un göreve gelmesinde büyük etkisi olan Rockefeller’in esas adamı Polonya asıllı Amerikan Strateji dehası Kazimierz Breziznski’nin başlattığı ve turuncu devrimlerin ilki sayılabilecek Solidarnoj hareketi bu Helsinki Zirvesi’nin nihai sonuçlarındandır.

Brzezinski, aslen SSCB’nin Afganistan’da Vietnam tuzağına düşürülmesinin de mimarıdır.

1998’de La Nouvell Observatuer’e bunu kendisi söylemiştir.

Sosyalist Blok'un temellerini sarsan Helsinki Nihai Senedi; Mart 1985'te iktidara gelen Mikhail Gorbaçov'un ortaya attığı Glasnost (Açıklık) ve Perestrokya (Siyasi sistemin, devlet örgütünün ve hükümet organlarının yeniden yapılanması) fikir ve uygulamaları ile bütünleşince dağılma kaçınılmaz oldu.

Sovyet Sistemi'ni güçlendirmeyi düşünen Gorbaçov, ABD ile rekabet düzeyine ulaşacağını umuyordu. Bu iki ana hedefin yanında silahsızlanma gayretlerini de gözardı etmedi. Bir bakıma Sovyetler Birliği'ni kurtarmak için her yolu denedi. Ancak, tüm çabalarına rağmen başlamış olan çöküşü tamamlanmasını engelleyemedi.

Batılı dostları tarafından aldatılan Gorbaçov’un getirdiği büyük yıkım sonrası tüm SSCB coğrafyası “Büyük Satranç Tahtası”nın ana hedefi oldu.

Çünkü 1975’te Helsinki’de başlatılan şey, aslında 1917’den beri Batı emperyalizminin amacı olan şeydi: Komünizm ve Sosyalizm’in yok edilmesi.

SSCB 1975’te başlayan Helsinki süreciyle çöktü ama 2000’de göreve gelen Vladimir Putin ile o çöküşten kurtuldu.

Bu noktada genel strateji esasları açısından bakarsak, Putin’in Rusya’yı toparlamasında en önemli dayanağı, ideolojik olarak olmasa bile stratejik olarak Çin Halk Cumhuriyeti’nin çöküşe uğramadan kendini yenileme kabiliyeti oldu.

Ve 2000’den sonra Soğuk Savaşta görmediğimiz bir Rus-Çin ittifakı inşa edildi.

Bu ittifaka Asya güçleri, hatta bugün Avrupa bile yakınlaşmaya da başladı.

İşte 2018’deki Helsinki Zirvesi’ne 22 trilyon dolar toplam iç ve dış borçla gelen Trump’ın, ABD’yi gözlenen çöküşten kurtarması pek mümkün görünmüyor.

Kaldı ki bu zirve sonrası Amerikan derin devleti tarafından ihanet suçuyla görevden alınması bile ihtimal dışı değil.

YARARLANILAN KAYNAK: Mark Almond, “Revolution: 500 Years of Struggle for Social Change”, De Agostini Editions, Londra, 1996,