Livaneli'nin bira içen halife sevgisi

Zülfü Livaneli'nin son romanı Kaplanın Sırtında hakkında, henüz romanı okumadan çeşitli basın kuruluşlarına verdiği söyleşiler üzerinden bir değerlendirmede bulunmuştuk. Dileyenler, 29 Temmuz tarihli "Livaneli'nin Abdülhamid'i" yazımıza göz atabilirler.

UNESCO 40. Konferans Başkanı emekli büyükelçi Sayın Altay Cengizer'in T24'te "Zülfü Livaneli'ye açık mektup" başlığıyla yayınlanan eleştirileri ve Teori Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Cemil Gözel'in "Kaplanın Sırtında: Bir Abdülhamid güzellemesi" başlıklı yazısı da mutlaka incelenmeli.

ROMANIN AMACI

Geçen hafta romanı bitirdim. Herhangi bir haksızlık yapmamak için, bütün önyargılardan sıyrılıp öyle okudum.

Sonuçlar şunlar:

Zülfü Livaneli, Kaplanın Sırtında'yı, Abdülhamid'i güzellemek kadar, İttihatçıları gömmek için de yazmıştır.

Zülfü Livaneli, Kaplanın Sırtında'yı, 1908 devrimine düşman, hatta devrimden tiksinen duygularla yazmıştır.

Zülfü Livaneli, Kaplanın Sırtında'yı, Batıcılığı kutsamak, Doğu'yu ve kendi halkını yerin dibine sokmak için yazmıştır.

Zülfü Livaneli, Kaplanın Sırtında'yı, kendisinin de söyleşilerinde imâ ettiği üzere, Türkiye'nin muhafazakâr-milliyetçi kitlelerini Abdülhamid üzerinden Batıcılığa çekmek üzere yazmıştır. Bugünkü siyasi amacı budur.

YANLI HÂKİM

Roman boyunca sürgündeki Abdülhamid temize çekilirken, ülkeyi ayakta tutmaya çalışan Batı kafalı ve Batı hayranı bir reformcu olarak tanıtılırken, onu tahttan indiren İttihatçılar, barbar, beceriksiz, cahil, maceracı, vatansever kılıfına girmiş berbat diktatörler olarak resmediliyor. Abdülhamid, roman boyunca uygulamalarının gerekçelerini anlatıyor. Olabilir. Onu tarih içinde nesnel bir konuma yerleştirme çabası anlaşılabilir. Ancak roman bunu, İttihatçıları yerin dibine sokarak yapmayı tercih ediyor. Bu bilinçli bir çaba.

Livaneli, kadın hakları alanı da dâhil olmak üzere ülkeye sayısız özgürlüğü kazandıran, orduyu yeniden ele alarak disiplinle ve gençleşmeyle en azından Çanakkale'de, Kut'ta direnmemizi sağlayan, Milli Mücadele ile Anadolu ve Trakya'da tutunmamızın zeminini hazırlayan 1908 devrimine ve İttihatçılara ateş püskürüyor. Onların mazeretlerine, dünyada ve ülkedeki tarihsel koşullara yer vermiyor. Tarihin hâkimi Livaneli, Abdülhamid'in savunmasını zapta geçirip hak verirken, İttihatçıları duruşmaya bile almamış.

TANZİMATÇILIK ARIZASI

Abdülhamid yönetiminin uyuşukluğuyla, evhamlarıyla, asker korkusuyla, 'denge politikası' ile Türk devletinin devamı mümkün değildi. Düşmanın güle oynaya Yeşilköy'e gelebildiği devirleri övüp, halkı teşkilatlandırarak vatan savunmasına seferber eden bir devrimci nesli hedef almak, ancak büyük ideolojik arızalarla mümkündür.

O arıza, Batıcılık, Tanzimatçılıktır. Livaneli'nin fikir dünyası, sırf Batılı rafine zevkleri olduğu için Abdülhamid'e sempati duyuyor. İçki içen, opera dinleyen, Batı ilmine meraklı bir Padişah... Livaneli, oğluna bira içirmeyi düşünen, gençliğinde yaptığı Paris-Londra gezilerini ballandıra ballandıra anlatan, 33 yıllık saltanatında bütün çabasının ülkeyi Batı'ya benzetmek olduğunu gururla anlatan bu Halife/Padişah ile bütünleşiyor. Baskılar, hafiyeler, jurnaller, meclis kapatmalar? Olur o kadar.

1908 FRANSA'DA OLSAYDI?

Hepsi bir yana, Zülfü Livaneli 31 Mart'ı nereye koyuyor? Romanda yanıtı yok. Ama Rumeli'den giden Hareket Ordusuna düşmanlığından nerede durduğunu anlayabiliyoruz. Bulunduğu yer, kabul etse de etmese de Derviş Vahdetî'nin yanı oluyor. Meşrutiyet'ten ve onu savunanlardan bu derece rahatsızlık, bizi ancak böyle bir sonuca ulaştırıyor. Saltanat hayatını, saray sakinlerinin nasıl Batılı çağdaş insanlar olduklarını anlatan Livaneli, İttihatçıların ve halkın 'şarklılığından' roman boyunca rahatsız. Aslında kendi şarklılığından da utanıyor. Romanda dümdüz, en kaba hâliyle Batılılara benzedikçe insan olacağımız fikri işleniyor. Onlara benzeyip, onların denetimine girdikçe geriye gittiğimizi unutarak...

1908, bir Fransız devrimi olsaydı, Livaneli coşkuyla karşılardı. Resneli Niyazi ya da Enver, Fransız olsalardı, şiirlerini yazardı. Ama o bir Türk devrimi olduğu için, 'şarklı' buluyor ve Batıcı diye Padişah'ın yanında saf tutuyor. Batıcılığın bu kadarını insanın aklı almıyor.

Bu tarihî romanla Livaneli, söyleşilerinde de ifade ettiği gibi, aslında bugüne mesaj veriyor. Mesaj şu: Abdülhamid, Ak Parti çevresinin iddia ettiği gibi biri değildi. Yüzünü Batı'ya dönmüş bir şahsiyetti. Livaneli bu tespitiyle, “Madem Abdülhamidçisiniz, o halde niye Batı'yla kavga ediyorsunuz.” diyor. Türkiye'ye Batı'nın zincirlerini kırmaya başladığı bugünlerde, yeniden kendisini yutmak, esir etmek isteyen Atlantik istikametini gösteriyor.