Marx Hegel’le nerede ödeşti

Güncel olayların aşırı dozda diyalektik yüklenip kördüğüm olduğu süreçlerde düşün dünyasının Hegel’e dönüş krizine tutulması, Althusser’i çok rahatsız eden bir konuydu. 1950’deki bir Hegel’e dönüş kongresini değerlendirirken, “... burjuvazi için Hegel sorunu, Marx’ın yalancı çıkartılmasıyla ilgili bir konudur” demişse de, 1969 Nisan’ında bu kez kendisi Hegel’e yeniden ama Lenin üzerinden dönmüştü: Hegel’i 1915’te Dünya Savaşı’nın göbeğinde okuyan Lenin, emperyalizme ve uluslararası borazanlarına karşı felsefeyi, devrimci eylemin kuramını oluşturmak üzere en etkili silah olarak kullanma saatindedir.

Devrimin saati

Saati kuracak ilke Hegel’dedir: Teori olmadan pratik olmaz. İdealizmin bulaşıklarından bir türlü kurtulamasa da, Hegel, felsefeye gerekli materyalist yöntemi kazandırmış; Althusser’in de anımsattığı gibi, bu, Kapital’de Marx’a, devrimde Lenin’e kaldıracı tamamlayan öznel koşulu sağlamıştır. Lenin, Felsefe Defterleri’ne (FD) Hegel’in Mantık’ı için şu notu düşmekten kendini alamaz: “Hegel’in bu en idealist eserinde en az idealizm ve en çok maddecilik var.

"Çelişik’ ama gerçek!”

Lenin; Minerva’nın Baykuş’una olaydan sonra konuşmayı öneren Hegel’in bu önerisine kulak asmayıp gerekli kuramsal donanımı kuşanarak devrimin fitilini ateşleyecektir.
Gezi Ayaklanmasının arifesinde, Güçlü Ateşoğlu’nun editörlüğünde hazırlanan “Alman İdealizmi HEGEL” seçkisine (DoğuBatı Y., Ekim 2013) Sunuş’ta Uluğ Nutku, “şimdideki somut-bütün”le oluşan tarihsel bilinci vurgularken ödeşmeyi de yansıtıyordu: “Üzerine yazmak, filozofu yeniden konuşturmaktır. Ondan hesap sormaktır da.”

Hegel’le ödeşmek ve Kapital

Nutku; yazılışından 60 yıl sonra FD’nin çevirisine başladığında (1975), şöyle demişti: Marx, Hegel’i, “tüm felsefe tarihini ilk defa kavrayan kişi” olarak niteler.
Lenin’in de coşkuyla karşıladığı, “önemli olan, maddi varoluşumuzun eylemde gerçekleşmesidir” gibi saptamalarla bizi buluşturan Nutku, Hegel’i anlama hevesimizin giderek tutkuya dönüşmesiyle Hegel’den Seçme Parçalar’a (Onur Y.) ve Kapital’e yönelmemizi hızlandırmıştı. Demeye kalmadı, Attila Tokatlı, FD’nin tümünü çevirip yayımlayarak girişimin çapını büyüttü (Sosyal Y., 1976), ufuklar açtı.
Marx’ın Hegel’de bulup çok genç yaşta içselleştirdiği diyalektik, kuramda ve eylemde asıl özünü, materyalizme kavuştuktan sonra bilimde, felsefede ve sanatta devrimci içerik ve biçimlerle gerçekleştirir. Kapital’de Hegel’in yöntemini şimdi evrensel kabul gören bir kapsam ve kavrayışla somut olarak uygulayan Marx, Nutku’nun da anımsattığı gibi, “Ekonomi yükünü sırtından atınca Diyalektik yazmayı, diyalektiğin Hegel’deki doğru yasalarını mistik biçimlerden kurtarmayı”, böylece Hegel’le nihai ödeşmeyi tasarlamaktadır. Oysa bu iş, gerici burjuvazinin Hegel’e “ölmüş eşek” muamelesi yaptığı sıralarda, diyalektiğin özne ve yüklemine Kapital’de yer değiştirterek sonuçlandırılmış bulunuyordu.

“Hegel’den Önce Hegel’den Sonra”

Lenin; devrim kaçkınları o sıralarda Marx’ın kimi olayları gözden kaçırdığını ima ettiklerinde, bu emperyalizm borazanlarının aymazlığını yüzlerine vurmuştu: Kapitalizmin pisliklerini sergilemeye, “70 Marx yetmez!”
Gerçekten de asıl sorun, büyük küçük demeksizin olayları yönlendiren yasayı keşfe yetecek somutlukların elverdiği soyutlama sonrasında yeniden somuta yönelme bilgisini edinmektir. Hegel’den öğrendiğimiz bu diyalektik yasa, olaylara güncel politikanın keşmekeşi ötesinden bakabilme birikimini ve gücünü olası durumlarda yaratıcı düzeyde kullanma olanağını sağlar. Bizi, sözgelimi Gezen ve Akpınar olayında gösterilen eleştirel ve esenlikli tutumun Alpay’da da etkili biçimde izlenmesine götürür.

Ülkemizin her adımda tam bir evrensel kör dövüşüne itildiği günlerde yarının şimdideki uçlarını doğru yakalama çabası ancak diyalektik akıl ve felsefenin olanaklarıyla geçerli sonuç verebilir. Demişken eklemeliyim ki, bir süredir elimden bırakamadığım bir kitap, okurda düşüncelerini eylemde sınama ve içselleştirme isteği uyandırıyor. Kağan Kahveci’nin Tom Rockmore’dan kazandırdığı “Hegel’den Önce Hegel’den Sonra” (Say Y., 2019) kitabı, Marksistlere dair her ne kadar tartışmalı vargılara yeltense de, bize bu büyük felsefeciyi tüm yönleriyle tanımak için ön hazırlık olmakla kalmıyor, kafamızı ceptel kumlarından çıkarıp felsefeyi hemen bir yaşam kılavuzu olarak kullanmaya özendiriyor.