Onurlu ve acı bir yaşam öyküsü

Sivas’ta 23 yıl önce, 2 Temmuz 1993 günü 33 aydınımız vahşice yakıldı. Maalesef, hem devlet hem de Sivas halkı bu insanlık dramını sadece seyretti. Bir arkadaşımın naklettiği ilginç bir öykü var. Bizi peşinden sürükleyip son durak olan Madımak oteline getiriyor. Sizlerle de paylaşmak istedim. Kısalttım ve ara başlıklar koydum.

PARİS’E CURA İLE GİRİŞ
Yağız bir delikanlı Anadolu’nun bağrından kopar, yolu Paris’e düşer. Karnı açtır. Bakar ki sokak çalgıcıları müzik yapıyor ve para topluyorlar. Çöker bir köşeye, curasını tıngırdatmaya, yanık yanık söylemeye başlar. Tesadüfen oradan geçenler arasında Abidin Dino da vardır. Çağdaş Türk resminin öncülerinden, ressam, karikatürist, yazar, yönetmen... Buram buram Anadolu kokan Ozan’ın kalacak yeri olmadığını öğrenir. Koluna girer, evine davet eder.
Nesimi Çimen’dir o. Türkü derleyen, ilk plak çalışmasını 1964’te yapan, Almanya’da, Fransa’da, İsveç’te albümler çıkaran, dünyanın en önemli müzikhollerinde sahne alan, işkence gören, ömrünün sonuna kadar hiç sosyal güvencesi olmayan, yurt dışından gelen teliflerle mütevazı yaşamını sürdürmeye gayret eden... Sazın, sözün, üç telli curanın ustası!
Kayseri’de ırgatlık yaparken, aşiret ağasının kızı Dilber’e âşık olur, Dilber de ona, kaçarlar Adana’ya... Evlatları olur. İstanbul’a göçer, gecekondu kiralar, mozaik fabrikasında işe girer. Fabrika greve gider, Nesimi’yi kovarlar.

CAN YÜCEL’İN DESTEĞİ
Dokuz yaşından beri çalıp söylediği curasına bakar, “ekmeği senden çıkaracağız” der, ozanlığa başlar. Tek kelimeyle, müthiştir. Anında tanınır. Efsane haline gelmeye başlayan bu garibanın tek göz oda gecekondusuna gelip gidenler arasında Can Yücel de vardır.
Yurtdışında eğitim için devlet bursunu bileğinin hakkıyla kazandığı halde “torpil yaptı dedirtmem, seni gönderemem!” diyen Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in oğlu... Biriktirdiği harçlıkları kendi yerine gönderilen ve beyin cerrahisinde çığır açan, canciğer arkadaşı Ordinaryüs Profesör Gazi Yaşargil’e veren...

MAZLUM VE SAKİ ÇİMEN OĞUL VE TORUN
Bir gün, Nesimi’nin henüz bebekken eline cura verdiği oğluna bakar Can Yücel... “Bu çocuğu Konservatuvara göndersene birader” der. Nesimi de “peki” der. Girer sınava oğlan, doğuştan kabiliyet, İstanbul Devlet Konservatuvarı’nı birincilikle kazanır. 14 yaşında giyer taytını, Bale bölümüne geçer. Konservatuvardan mezun olup, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’ne girer. Oğul, Mazlum Çimen’dir.
20 sene klasik eserlerde, Yedi Kocalı Hürmüz’den Hisseli Harikalar Kumpanyası’na sayısız müzikalde dans etti. Film müzikleri yaptı, Altın Portakal ve Altın Koza’nın yanı sıra, Almanya’dan, Fransa’dan, İsviçre’den ödüller kazandı. Oğluyla birlikte Çimen Müzik’i kurdu. Oğul da, Saki Çimen... Nesimi’nin torunu. Piyanist. Dedesinin türküleriyle büyüdü; 13 yaşındayken ilk bestesine imza attı. Kendisine ait 11 besteyle Rastgele albümünü çıkardı.

PETER GABRIEL DE NEREDEN ÇIKTI?
Gel zaman git zaman... Paris bavulunun içinde bir fotoğraf buldu Mazlum... Babası cura çalıyor, bir adam adeta büyülenmiş gibi, nefesini tutmuş dinliyor. Koştu babasına, fotoğrafı gösterdi... O adam, Peter Gabriel’di. Progressive rock denince ilk akla gelen, Genesis’in kurucusu... Grup ve solo albümleri 250 milyon satan, altı Grammy’si bulunan, İngiliz kült müzisyen.
Ve yaktılar Nesimi’yi! Sivas’ta yakılanlardan biri de oydu! Ne salt Alevilerdir kıyılan aslında, ne hukuk garabetidir, ne de güvenlik zafiyeti... Anadolu kültürünü muhafaza ederek, müzikle, baleyle, resimle, sinemayla, akılla, bilimle, eğitimle, Batı’ya yelken açan yolculuktur asıl önlenmek istenen... Yobazlığı hâkim kılmaktır.

UYGARLIK ADASINA ÇİZİLEN ROTA!
Yazı işte böyle çarpıcı bir finalle son buluyor. Yazarını yürekten kutlarken, çağdaş uygarlığa giden yolun oldukça sancılı, dikenli teller ve engellerle dolu olduğunu anlıyoruz. Ben naçizane şöyle düşünüyorum: Çağdaş uygarlığa (Batı uygarlığı değil!) üç aşama kat edildikten sonra ulaşılabilir. Birinci aşama özgünlüğü koruyarak musiki, sanat ve edebiyat alanında yetkinleşmedir. İkinci aşama olan bilime ancak birinci aşama geçildikten sonra ulaşılabilir. Son aşama olan teknolojik devrim ise ikinci aşamanın doğal bir sonucudur. Bilim kendiliğinden teknoloji doğurur. Kalkınmanın genetik kodlarını deşifre etmeden yola çıkarsak, yerimizde sayarız...
Okurlarımın Bayramı’nı candan kutlarım.