Türkiye'nin yıldızı olacaklar, üretimi uçuracaklar, Türkiye'yi uçuracaklar

Diyarbakır ve Mardin.

İkisi de çok görmüş geçirmiş iki kent.

Tarihin derinliklerinden geldikleri doğru.

Yalnızca o mu...

Her bakımdan zenginler.

İnsan birikimini bir kenara ayırıyorum.

Nasıl bereketetli bir ova. Tarımın anavatanı.

İnsanoğlunun anavatanı.

Uygarlıkları doğurmuş, beslemiş, büyütmüş. Kültürüyle, sanatıyla.

Acılar da yaşadılar. Şimdi hizmet zamanı. Terörle mücadele böyle sürecek.

Diyarbakır'ı, Mardin'i, Siirt'i Hakkari'yi Şırnak'ı Urfa Van hepsini Türkiye'nin yıldızı yapacağız.

Vatan Partisi'nin genç il başkanı Ferdi Tanhan “ABD'ye bağlanmak en nitelikli insanı bile çürütüyor” diyor. Öte yandan şu da bir gerçek. Süreç hepsini yıkayıp temizliyor. Aralarda kalan üç-beş çürük de ayıklanır, kaybolup gider.

İlginç bir gelişme yaşanıyor. Üretim devrimi herkesin bağımsızlıkçı yanını güçlendirmeye başlamış. Vaktiyle boşuna vazgeçirmemişler.

Şimdi; ben yaparım, ben başarırım, ben sadaka istemiyorum, ben üretmek istiyorum. Ben bu toprakları bırakmak istemiyorum... zamanı gelmiş çatmış!

Buralarda en çok bunları duyuyoruz biliyor musunuz...

Oysa ağırlıklı oğluna iş, kendisine şans kapısı istenirdi. İşler böyle çözülürdü. Dayın olacak. Hastanede sıra için bile ondan ricacı olacaksın ya da bedelini ödeyeceksin. Bir yanda benim memurum işini bilir kültürü bir yanda TC... TC... diye diye bütün Türkiye'de insanımızı devletinden milletinden soğutmuşlardı. Devlet ne söylese yanlıştır bozası pişirdiler, tepki duyulur hale getirdiler. Vatandaşı kendi vatanına, toprağına, milletine düşman ettiler kimine de tepeden baktırdılar, küçümsettiler...

Tepeden inme bilinçli propaganda...

Şu sonuca vardıracaklardı.

At gitsin! Sat gitsin!

Kursaklarında kaldı.

DEVLET EL ATSIN

Aslında PKK buralarda devleti özelleştirmişti. Ortaçağ ilişkiler düzeniyle harmanladı. Tepede bir azınlık haraçların nimetini aralarında bölüştüler. Sıradan insanım belediyelerin kapısından bile giremedi. Rüşvet de değil, zora dayalı haraç aldı başını gitti.

İstersen sesini çıkar!

Artık o baskı düzeni bozuldu. Zincir kırıldı.

Bu devlet benim de devletim diye görmeye başlamış üretenler.

Devlet el atsın istiyor, suyumuzu elektriğimizi gübremizi... önümüzü açsın istiyor... özelleştirme değil kamulaştırma çözüm talepleri geliyor.

Hele ki kadınlar!

Üretici kadınlar!

Tam devlet ana oldular. Türkiye'nin dört bir yanında. Devlet özel teşvik de veriyor.

Üretimi uçuracaklar. Türkiye'yi uçuracaklar.

Bölgedeki bütün kentler, köyler Türkiye'nin yıldızları olacak

BİZ AYNI ANA-BABANIN OĞULLARIYIZ!

Bir ara Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Diyarbakır anababalarının çadırında konuşurken nöbetteki bir ana yanımıza yaklaşıyor. Bir elinde asker oğlunun aslan gibi fotoğrafı öteki elinde PKK'nın kandırdığı öteki oğlu.

“Biz de aynı ananın oğulları değil miyiz! Neden Neden!” diye soruyor.

Doğu Perinçek iki fotoğrafa da sıkı sıkı yapışıyor, anaya sarılıyor.

“Artık Mehmet'i Memo'ya kırdıramayacaklar.”

Bu yılların sözü, yılların emeği, yılların bedeli.

Doğu Perinçek'in yattığı Diyarbakır Cezaevi şimdi müze olmuş. Yemyeşil ağaçlar, rengarenk çiçekler. Damatlar, gelinler fotoğraflar çektiriyorlar bahçesinde.

Yağmur gibi çerçeveli küçüklü büyüklü anababaların aslan parçalarının fotoğrafları kalabalığın içinden elden ele önümüze yığılıyor.

Sesler yükseliyor.

Diyarbakır anababaları devam diyor, devam!

“HDP'yi kapatmazlarsa Kandil de kapatılmaz!”

Keşke Anayasa Mahkemesi üyeleri de bizim yaptığımızı yapsalar. Gelsinler bu yanan yüreklerden yükselen sesi duysunlar.

Gerçek çözüm. Terör bitsin mi bitmesin mi.

Türkiye ekonomik ve sosyal bakımdan uçsun mu uçmasın mı.

Memo ve Mehmet yeniden kucaklaşsın mı…

O MAYINLAR PATLAYACAK

Bir baba diyor ki, çocuğum gelmek istiyor ama gelemez, çünkü etraflarına kanal kazmışlar, mayın döşemişler...

O mayınlar patlayacak.

Kanallar kapanacak!

Kandil kapanacak!

HDP kapanacak!

O sırada ezan okunuyor. Elimi sıkı sıkı tutan ana arkadan öylesine içten dua ediyor ki...

“Allahım sen bana güç ver... Allahım sen bana güç ver...”

Ben de kuvvetli kuvvetli amin.. diyorum amin, mikrofonları kameraları filan unutup.

Bir baba bana diyor ki “Gerçi sen bize bazen kızıyorsun ama... “ Birden irkiliyorum... niye ki...

Geçen geldiğimde teşekkür ederiz deyip duruyorlardı Vatan Partisi'ne bizlere... ilk günden bu yana yanımızdaydınız diyorlardı, bilenler eskileri de anıyorlardı... neredeyse 30 yıldır... hep buralardaydık. Şehitler verdik PKK'ya... Bölge halkının hep yanındaydık. Ayrılıkçılara karşı kardeşliğin kalesini inşa etmeye çalıştık.

Ben de teşekkürü yasaklamıştım. Onu söylüyormuş meğer.

Bu vatan hepimizin vatanı.

Elbette, onların evlatları bizim de evlatlarımız.

Evlatlarımız gelecek işin ucundan tutacak.

Üretimi uçuracağız.

Türkiye'yi uçuracağız.

Bölgedeki bütün kentler, köyler Türkiye'nin yıldızları olacak

MARDİN SAHİPSİZ DEĞİLDİR

Vatan Partisi'nin Mardin'de de pırıl pırıl genç bir il başkanı var. Zeynettin Bozan. Ailecek gözleri geleceğe umutla bakıyor. Yönetim kurulu da müthiş. İnsanın içi ferahlıyor. İnsan kendini daha bir güvende hissediyor. Mardin Üretim Devrimi Kurultayı'na önderlik etti. Nasıl bir heyecan. Salona girince sizi de sarıyor. Bütün Parti de orada. Gençlik başkanlarıyla... Kadınlar bütün sevecenlikleri ve kucaklayıcılıklarıyla başkanlarıyla birlikte zaten bölgede dört dönüyorlar. Her telefon çalışında sevinçli bir haber veriyorlar.

“HDP'den istifa ediyoruz, acaba bizi kabul ederler mi bir sor hele...” demişler Kardeşlik Bürosu Başkanı Arif Doğan'a. HDP'den katılanların gözündeki aynı ışığı daha dün MHP'den gelenlerde de yakalamıştım. Bana çok garip gelmedi.

Çünkü yüreklerini tanıyorum.

Bin yıl öncesinden.

Aynı çatı altında buluşuyoruz.

Ne istiyorlar istikbal mi?

Zeynettin Bozan “Mardin sahipsiz değildir. Vatan Partisi iş başında Mardin'in sorunlarını çözecektir” diye başladı söze. Oh dedim şöyle bir kuruldum oturduğum yerde.

CİĞERPAREMİZLE, JANDARMAYLA BİZİ KARŞI KARŞIYA GETİRİYORSUNUZ

Geri kalanları sizlerden özür dileyerek yalnızca tuttuğum notları aktarıyorum. Vakit az. Yazıyı hemen göndermem gerekir. Çok öğretici ve uyarıcı. Lütfen satır satır okuyunuz.

Çiftçiler Derneği Başkanı, muhtar Mikail Erbeyi: “Tahıl ambarına katkı sunmak için biz burdayız. Yıllardır terör estiren bu DEDAŞ'ın yaptıkları duyulmuyor. Üretim yapılan yere katkı yapmak gerekir. Milyonluk arabalarımız vardı. Bankalar vardı. Ama işlerimize gidemedik. Elektrik idaresinin özelleştirilmesine karşıydık. Gap kanalı bu bölgeye gereklidir. Çiftçi kendi onurunu bu toprağa veriyor. Ciğerparemizle, jandarmayla bizi karşıkarşıya getiriyorsunuz.

Zahireciler Derneği Başkanı Şerif Öter:

“Kızıltepe Türkiyenin birçok ilinden büyük. Ama şehirde yürüyecek yol yok. Mardin ilinde hastane yok, üniversite yok. Konya ovasının bir adı var. Mardin ovası en azından iki katı oranın.”

Şehmus Fakaoğlu: Mardin tarım ve hayvancılık demek. Ayağımıza geldiniz derdimizi dinlemeye. Tek çözüm yolu GAP'ın bitirilmesi. 30 yıldan beri geldi gelecek. Yılda 200 metre yapılsa Habur'a giderdi. Güvenlik açısından önemli sınırımız, doğrudur; üç ayda duvarı bitirdiler. Ama oranın elektriğini bile kesiyorlar. Hadi biz ödemiyoruz, kaçak vb onlar da mı ödemiyor. Bizim derdimiz üretimdir. Çocuklarımızın geleceğidir. Bayrağımızı, memleketimizi severiz. Sorunumuzu Ankaraya götürün. Çiftçinin üzerindeki tüm varlığı hacizlidir. Bu tarlalar bomboş kalacaktır. Bu insanları kaybetmeyiniz.

Yunus Ete çiftçi, muhtar: Vatan Partisi gelmeseydi, trafolar sökülecekti. Hepimiz borçluyuz. 500 metre aşağıdan su çekiyoruz. Mecbur enerji kullanıyoruz. Elektriğe ondan ihtiyacımız var. Gap bitse elektrik ihtiyacı kalmaz

Tek umudumuz sizsiniz. Mardinin ışığı olacaktır.

Vedat Kılıçarslan (Meclis üyesi. AK parti'den ayrılmış): “En başta Doğu Perinçek'e teşekkür ederim sorunlarımızı duyurmak için geldi. Bu bizim gibi gelişmiş bir ülke için ayıptır. Devletin hibesinden daha çok pay almak için şişirilmiş faturalar .Bütün çiftçilere hırsız diyorlar. Kalemle fatura yazıyorlar. Sen benim elktriğimi kesersen ben seni başka birşey olarak görürürm

Muhalefet çiftçi ne kadar rahatsız olursa iyidir. Bana gelecektir diyor. Çözülmesine yardımcı olmuyor.

Genel Başkan Doğu Perinçek'ten de şu üç cümleyi not etmişim yalnızca:

“Burada faziletin sesini duyduk. Bu ülkeyi yöneteceklerin sesini!

Üretenlerin hükümetini kuracakğız. İstanbul'la kanal değil. Anadolu'ya su, Mardin'e, Urfa'ya su getireceğiz.

Çiftçilerin çözümleri gelmeli! DEDAŞ'ciların değil!

Sizler varsınız geldim, sizleri gördüm artık hiç korkmuyorum!