22 Mayıs 2024 Çarşamba
İstanbul 24°
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Çin ve Rusya Uluslararası Finans Birliği mi kuruyor?

AB’nin baskılarına ve ABD’nin yaptırımlarına karşı geliştirilen ‘dedolarizasyon politikası’ 2014 yılından beri karşılıklı dayanışma ve ticari işbirliğini artıran Çin ve Rusya için öncelikli bir konumda. Çin-Rusya dış ticaret modeli Türkiye için de güçlü bir örnek oluşturmaktadır

Çin ve Rusya Uluslararası Finans Birliği mi kuruyor?
A+ A-
SERHAT LATİFOĞLU

Koronavirüs salgını ile başlayan ve dünya ekonomisini sarsan büyük çalkantılar dünya ülkelerinin yerel para birimlerini koruma konusunda daha aktif olmalarını zorunlu kıldı. ABD doları başta euro olmak üzere güçlü para birimlerine karşı değer kaybederken ulusal paraların korunması yönünde arayışlar ve eğilimler artmaya başladı. Bu anlamda çok sayıda ülke swap anlaşmaları ile hem ulusal para birimlerindeki dalgalanmayı bastırmaya ve kısa vadeli yabancı para ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştılar hem de dış ticaret işlemlerinde yerel para kullanımını artırma çabası içine girdiler. IMF’ye bağımlı bir çizgide ilerleyen ülkeler ise doğrudan IMF’nin kapısını çalmayı tercih ederek ne yazık ki içine girdikleri batağa daha da derin olarak saplandılar.

Yerel para birimleri ile ticaret konusunda belki de en çarpıcı ve umut verici adım, salgından yıllar önce 2015 yılında Çin ve Rusya’dan gelmişti. Çin ve Rusya daha sonraki yıllarda bir anlamda ‘finansal ittifak’ olarak da adlandırılabilecek çok önemli bir anlaşma yapmıştı.

2015 yılında Çin-Rusya dış ticaret hacminin yüzde 90’ı ABD doları ile yapılmaktaydı. Ancak bugün söz konusu anlaşmanın meyvelerinin toplanmaya başladığını görüyoruz. 2020 yılının ilk çeyreğinde Çin-Rusya dış ticaret hacminde ABD dolarının payı yüzde 50’nin altına düştü. Bunun yanı sıra euronun payı rekor seviye olan yüzde 30’a yerel para birimlerinin payı ise yüzde 24’e yükseldi. (https://asia.nikkei.com/Politics/International-relations/China-and-Russia-ditch-dollar-in-move-toward-financial-alliance)

2007 sonu itibariyle 39,58 milyar dolar olan Çin-Rusya ticaret hacmi, 12 yıl içinde yaklaşık 3 misli artarak 110,92 milyar dolara ulaştı. (https://www.statista.com/statistics/1003171/russia-value-of-trade-in-goods-with-china/)

Çin-Rusya ticaret hacminin bu oranda artması ilk etapta ticari ortaklığın güçlenmesini akla getirse de iki ülke arasındaki işbirliğinin finansal alanda da derinleştiği görülüyor. Doğu Asya Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Alexey Maslov bu gelişmeye işaret ederken gelinen mevcut aşamada dedolarizasyonun (ABD dolarınının ülke ekonomisinde kullanımının azaltılması) dönüm noktasına ulaştığını belirtiyor. Maslov bu gelişmenin artık fiili bir ittifaka yöneldiğini de ekliyor. Ayrıca herkes bu ittifakın askeri veya ticari olmasını beklerken finansal bir ittifakın doğduğunun altını çiziyor.

DEDOLARİZASYON POLİTİKASI

Dedolarizasyon politikası 2014 yılından beri karşılıklı dayanışma ve ticari işbirliğini artıran Çin ve Rusya için öncelikli bir konumda bulunuyor. Kırım’ın Rusya Federasyonu’na katılmasından sonra Avrupa Birliği’nin (AB) baskılarına ve ABD’nin yaptırımlarına karşı geliştirilen bu politika başarı ile devam ettiriliyor.

Rusya’ya uygulanan yaptırımlar, SWIFT sistemini kullanan Çin gibi ülkelerin alternatif para transfer sistemlerini kullanma arayışlarını hızlandırdı. Özellikle de Trump’ın yüzlerce milyar dolarlık Çin ticari mallarına uyguladığı yeni tarifeler Çin’in de Rusya’ya benzer yaptırımlarla karşılaşabileceği endişelerini artırdı. Doğu Çin Normal Üniversitesi’ne bağlı Rusya Çalışmaları Merkezi araştırma görevlisi Zhang Xin benzer endişeyi paylaşarak, ABD tarafından Çin’in SWIFT sisteminden atılabileceği ihtimalini hatırlatıyor. (https://asia.nikkei.com/Politics/International-relations/China-and-Russia-ditch-dollar-in-move-toward-financial-alliance)

2014 yılında Çin ve Rusya 3 yıl süreli 24,5 milyar dolar büyüklüğünde bir swap anlaşması imzaladı. 2017 yılında 3 yıl süre ile uzatılan bu anlaşma döviz piyasalarından para bulmaya gerek kalmadan iki ülkenin birbirlerinin para birimlerine erişimini sağlamış oldu.

2019 yılında Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Xi Jinping’in Moskova ziyaretinde Çin-Rusya takas anlaşmasının imzalanması başka bir kilometre taşı olarak nitelendirilebilir. Bu anlaşma ile iki ülke takaslarında ABD doları yerine yerel para birimlerinin kullanılması ve SWIFT sistemine alternatif olarak yuan ve rublenin kullanılabileceği para transferi sistemlerinin geliştirilmesi anlaşmaya bağlandı. Önümüzdeki yıllarda Rusya’nın geliştirdiği SPFS ile Çin’in geliştirdiği ve yaygın olarak kullanmaya başladığı CIPS’in ortaklığı hatta birleşmesi bile gündeme gelebilir.

Takas anlaşması ile birlikte Rusya Merkez Bankası dolar rezervlerini azaltarak yuan rezervlerini artırmaya başladı. 2019 yılı itibariyle dolar rezervlerinin yarısını (101 milyar dolar) satarken yuan rezervlerini yüzde 5’ten yüzde 15’e yükseltti. Rusya Merkez Bankası’nın elinde tuttuğu yuan rezervleri dünyada bulunan yuan rezervlerinin dörtte birini oluşturuyor. Bu oran bize Rusya’nın stratejik bir kararla uzun vadeli bir pozisyon aldığını gösteriyor.

Bunun yanı sıra Rusya Varlık Fonu yılbaşında yuan ve Çin devlet tahvillerine yatırımlarını artırma kararı aldı.

Harvard Üniversitesi ekonomisti Jeffrey Frankel doların egemenliğinin hala devam ettiğini, ancak ABD’nin uyguladığı saldırgan politikalar ve rastgele yaptırımların dolara alternatif arayışlarını daha güçlendireceğini ifade ediyor. Yaptırımların kısa vadede etkili gibi görünse de geliştirilen alternatifler nedeniyle uzun vadede ters tepeceğini söylüyor. (https://asia.nikkei.com/Politics/International-relations/China-and-Russia-ditch-dollar-in-move-toward-financial-alliance)

TÜRKİYE İÇİN ÇIKARILACAK DERSLER

2018 yılında Türkiye’nin ithalatının yüzde 61’i dolar bazında, yüzde 33’ü euro bazında, yüzde 4,8’i ise TL bazında gerçekleşmiş bulunuyor. Bu olumsuz tablo aşağı yukarı 2013 yılından beri aynı kalmış. 2018 yılında dolar ve euro bazında toplam ithalat 216 bin 499 milyar dolar olmuş. Benzer tablonun aşağı yukarı 2019’da devam ettiğini görüyoruz ve bu durumun dolarizasyonda etkili olduğu ve ülkemizin döviz rezervlerini doğrudan veya dolaylı olarak zorladığı aşikar. (https://ticaret.gov.tr/istatistikler/dis-ticaret-istatistikleri)

2018 sonu itibariyle Türkiye’nin toplam ithalatı içinde Rusya’nın payı yüzde 9,86 oranı ile 22 miyar dolar, Çin’in payı yüzde 9,29 oranı ile 20,7 milyar dolar, Almanya’nın payı yüzde 9,15 oranı ile 20,4 milyar dolar, ABD’nin payı ise yüzde 5,55 oranı ile 12,4 milyar dolar olmuş.

Bu tabloya baktığımızda toplam ithalat içinde sadece yüzde 5,55 oranında bulunan bir ülkenin (ABD) para biriminin toplam ithalat içinde yüzde 61’e yakın bir oranda kullanılması çok çarpıcı ve dolarizasyonu destekleyen temel etkenlerden birisi.

İhracat tarafına gelince, 2018 yılı toplam ihracatı içinde yüzde 43 ile ABD doları (76.204 milyar dolar), yüzde 49,2 ile euro (87.138 milyar dolar) toplamda 163 bin 342 milyar dolar döviz girdisi sağlanmış. (https://ticaret.gov.tr/istatistikler/dis-ticaret-istatistikleri)

İhracat-ithalat rakamını ABD doları bazında netleştirdiğimiz zaman 2018 yılında dış ticaret 64 bin 46 milyar dolar açık vermiş (döviz bazlı işlemler içinde ABD dolarının payı açısından). Bu rakam bize her yıl yüksek seyreden dolar talebinin sebebini açık bir biçimde gösteriyor.

Toplam ticaret hacmi açısından baktığımız zaman Rusya 25,4 milyar dolar ve Çin 23,6 milyar dolar ile önemli iki ticari ortağımız konumunda bulunuyor (2018 yılı).

Hatırlanacağı üzere 2018 yılında Rusya ve İran ile yerel para birimleri ile dış ticaret yapılması için anlaşma yapılmıştı. Ancak bu ülkelerle 2018 yılında yapılan yerel para ile dış ticaret anlaşmasının henüz istenen seviyede olmadığı anlaşılıyor.

Çin ile benzer anlaşma 2020 yılının haziran ayında yapılmıştı ve etkisi önümüzdeki yıllarda hissedilecektir.

Yerel para birimleri ile ticaret yapılıp yapılamayacağı konusu Türkiye’de son 5 yıl boyunca sık sık tartışıldı. Özellikle IMF ve Atlantik çizgisindeki iktisatçılar sürekli olumsuz görüşler bildirdiler hatta ekonomi ajansları zaman zaman kara propaganda yaptılar. Fakat Çin-Rusya ikili ticaret anlaşması bu tezleri ve kara propagandayı somut olarak çürütmüş oldu. Bu durumda Çin-Rusya dış ticaret modeli Türkiye için güçlü bir örnek oluşturmaktadır. Bu yönde alınacak yeni önlemler Türkiye’nin ticaret hacmini artırmakla beraber Türk Lirası’nı da destekleyecektir.

TÜRKİYE İÇİN ÖNLEMLER

Sonuç olarak dolarizasyonun dış ticaret bacağında azaltılmasına dönük aşağıdaki adımların atılması çok önem taşıyor;

Çin ve Rusya ile yerel para birimleri ile ticaretin güçlendirilmesi için yaptığımız anlaşmaların uygulanmasında yaşanan aksaklıklar tespit edilmeli ve gerekiyorsa yeni adımlar atılmalı,

ABD doları kullanılan diğer ticari işlemlerin da benzer anlaşmalarla yerel paralarla yapılması sağlanmalı,

Başta Rusya olmak üzere mümkünse tüm dış ticaret ortaklarımızla swap anlaşmaları imzalanmalı. Çin ile geçtiğimiz aylarda yapılan swap anlaşmasının miktarı büyütülmeli (10 milyar dolar) ve vadesi uzatılmalı,

SWIFT’e alternatif ödeme sistemleri için hazırlık yapılmalı. Rusya ile SPFS için imzaladığımız anlaşmanın uygulamasının yaygınlaştırılması desteklenmeli ve Çin-Rusya ortak takas çalışmalarına dahil olunmalı.

Son Dakika Haberleri