Çin’deki ilk Türk gazeteci Erdoğdu: Kuşak ve Yol'a 'sağlık' eklenecek

Çin, dünyanın koronavirüs kahramanı oldu. Bu arada başrol oyuncusu kahramanımız da değişti. Eski dünya son nefesini vermeden önce yenisi aleyhine ileri geri konuşmalara, eline ne geçtiyse, ne bulduysa fırlatmaya başladı… Biz de işin aslını, Çin’i sağlam bir tanıktan dinleyelim dedik

Çin’deki ilk Türk gazeteci Erdoğdu: Kuşak ve Yol'a 'sağlık' eklenecek
A+ A-

FÜSUN İKİKARDEŞ

Kamil Erdoğdu ile, 90’ların başında çıkan günlük Aydınlık’tan arkadaşız. Sonra o, Çin’e gitti. Adını kimi zaman gazetemizde, kimi zaman TRT’de, kimi zamanda Çin haberlerinde gördük, haberlerini okuduk. Sonra 2010 yılında, bu kez Pekin’de yollarımız tekrar kesişti. Kamil, vefalı, başarılı, sevgili eski dostumuz şimdi CRI (Çin Uluslararası Radyosu) Haber Müdürü ve Aydınlık’ın spor yazarı. Sahi, Kamil neler görmüş, nelere tanıklık etmişti bu 30 yılda? En iyi o anlatır diye düşündük, Herkesin karantina altında koronavirüs ve Çin konuştuğu bugünlerde Skype başına geçtik, 30 yılı konuştuk.

30 YILDA ÇAĞ FARKI

  • Çok zaman geçti aradan… İlk kez hangi yıl Pekin’e gitmiştin?

İlk kez 1990 sonlarında gittim. Dışa açılmanın başladığı yıllardı ama hala geçmişe ilişkin izler vardı. O sıralar Çin, 1989 Tiananmen olaylarından dolayı da dış politikada tırnak içinde yalnızlık yaşıyordu.

  • Günlük hayata nasıl yansıyordu bu yalnızlık?

Hayata yansıyan bir tarafı yoktu, ama bugünle değerlendirdiğimde bu farkı görüyorum. Dış politikada diplomasi trafiği bu kadar baş döndürücü hızda değildi. Sen de biliyorsun, her gün ya bir lider gidiyor, ya biri geliyor, aynı anda ülkede 5-6 uluslararası toplantı olabiliyor. O kadar büyük bir trafik yoktu. İlk gittiğim zamana bugünden baktığımda çağ farkı olduğunu görüyorum.

OLİMPİYATLAR DÖNÜM NOKTASI

  • 30 yıl bile değil, değişim daha sonra başlamadı mı?

Değil, çünkü görüntü anlamında aslında değişimin başladığı yıllar 2000’ler! Çünkü Çin, ilk kez Olimpiyatlar için aday olmuştu. Avustralya ile yarıştı, kaybetti. 2004’de aday olmadı, çünkü Yunanistan’a verileceği kesindi. 2008’e aday oldu ve Beijing’in çehresi değişti, başka bir şehir oldu. Gerçekten metro ağı kuruldu. Ben gittiğimde iki metro hattı vardı. Meşhur 1. Hat, (Bizim radyonun önünden geçen ring etrafında dönen ikinci, o kadar. 3. ring yoktu, şimdi 6.’sı var.

Çin, Olimpiyatlardan parasal bir şey beklemiyordu. Orada dünyaya modern Çin imajı vermek istiyorlardı. Bunu da verdiler.

  • Urumçi olayları 1 yıl sonra patladı…

Çinlilere göre, 2009’daki Urumçi‘de meydana gelen olaylar aslında 2008’de planlanıyordu, yapamadılar. Olimpiyatlar döneminde çok sıkı güvenlik önlemleri alındı. Yabancılar tek tek incelendi, kim kalıyor kim gidiyor… Bu tür olayların olabileceğinden kaygıları vardı.

  • İlk indiğinde en çok neye şaşırdın?

Bisikletlerin çokluğu beni şok etmişti. Bisikletten karşıdan karşıya geçilemiyordu, o dereceydi.

  • Araba tek tük müydü?

Özel araba gerçekten azdı, yine bir trafik vardı, ama bu kadar çok yol da yoktu. Trafik yine sıkışıyordu.

HABERLERİN HEPSİ MADONNA

  • Türk basınına nasıl yansıyordu oradaki hayat?

1999’da Sabah grubunun çıkarttığı Bugün gazetesi vardı. İzne gelmiştim, Pekin’den bir haber gördüm bu gazetede. Fotoğrafta, tek bir araba dönüyor! Altında da “Pekin’de zaten trafik diye bir şey yok. Yöneticilerin ara sıra ortaya çıkan arabalarını saymazsak” diye yazıyor. Gazeteyi aradım, bu haberleri nereden alıyorsunuz, diye sordum. Ajanslardan alıyoruz, dedi. Hiçbir ciddi ajans bunu yazamaz, yalan söylüyorsunuz, dedim. Beni üst bir yöneticisine bağladı, durumu anlattım. Bakalım habere, dedi ve baktı. Burada bir sürçe lisan etmişiz, dedi. ‘Ben Çin’de yaşıyorum Beyefendi’ deyince, bana ‘O zaman ben de size bir şey söyleyeyim: Bu haberlerin hepsi Madonna’ dedi!

  • Bisikletler arasında tek adamsın. Yalan haber var mıydı?

Fark ettiğim şeylerden biri de kadının konumuydu. Otobüs geçiyor şoför kadın, kamyon geçiyor şoförü kadın! Zaman içinde de kadına karşı negatif bir ayrımcılık görmedim. Yönetici oluyorlar, her işe giriyorlar, kadın eşit konumda. Gecenin 2’sinde, 3’ünde tek başına sokakta rahatlıkla yürüyebiliyorlar.

n 90’larda da görmedin mi?

90’larda hiç görmedim. Bugüne kadar hiç değişmedi. Arabalar çoğaldı, bisikletler azaldı, trafik büyük yük oldu, ama kadının eşit konumunda gerileme olmadı.

  • En büyük olumsuzluk?

Pekin’de bana göre en olumsuz gelişme trafik oldu… Bir de tarihi dokuları korumak. O zamanlar 4-5 katlı binalar vardı, hepsi gökdelenler oldu. Çinlilerle konuştuğumuzda ‘Sinciang o konuda daha şanslı’ diyorlar. Pekin’de şehri saran duvarların büyük kısmı yıkılmıştı. Yazlık Saray, hutonglar duruyor tabii. Şimdi hutonglar modernleştirildi. Şekli değişmedi ama içleri yenilendi. Toplumda o zamanlar gittiğimde, Çin tartışmalarında hep söylediğim şu: Dünya nüfusunun yüzde 20’sine sahip, ama dünyadaki ekilebilir alanların da yüzde 7’sine sahip. Bütün toplumu besliyor, kalkınıyor. Açlık sınırındaki insan sayısı, 80’lerin başında 700 milyondu, şimdi 30 milyonun altına indi.

  • Refah seviyesi yükseldi mi?

Ciddi anlamda yükseldi. Çinli arkadaşların o zamanki yaşam koşullarını düşününce, bugünkü refah seviyesini daha iyi görebiliyorum. Herkes refahtan belli bir pay aldığı için de toplumsal barış var.

Çin’deki ilk Türk gazeteci Erdoğdu: Kuşak ve Yol'a 'sağlık' eklenecek - Resim: 1

GÜNDE İKİ KEZ OTOBÜS VARDI

  • Pekin’de yaşıyordun değil mi? Gelişmeye somut örnek ne gösterebilirsin?

Tam 18 yıl orada yaşadım, kalan 12 yıl da hep işim orayla ilgiliydi, şimdi de Çin Radyosunda çalışıyorum. Somut örnek? Komik bir şey anlatayım. İlk gittiğimde şehrin kuzeybatısında bir Dostluk Oteli vardı. Çin kuruluşlarında çalışan tüm yabancılar orada kalıyordu. Her gün oradan ta şehrin doğusuna, diğer ucuna iki kez otobüs kalkardı. Orada da bir ‘Dostluk Mağazası’ vardı ve sadece yabancılar alışveriş yapabilirdi.

  • Yabancı para geçerli miydi? Çin parası kullanıyordunuz herhalde…

İki tür para vardı: Biri Renminbi denilen Çin parası, bir de Wai Hui (FEC) vardı. Bir yüzü İngilizce olan, sadece yabancıların kullandığı bir para. Hatta tren biletini yabancılar o parayla alabilirdi, ama biz Çin kurumunda çalıştığımız için bize bir kart verirlerdi, Çin parasıyla tren bileti alalım diye. Nescafe sadece o mağazada vardı. Limon bir tek orada bulabilirdik…

  • Şimdi tek para var, ama yabancı ürünler de her yerde var mı?

Var ve şimdi yabancılar bile zor alışveriş yapabiliyor. Mesela, ucuz Çin mallarının, daha çok taklit ürünlerin satıldığı, yabancıları çok rağbet ettiği İpek Yolu pazarı vardı, orada alışveriş yapan Çinli görmedim hiç! Taklit ürünlere karşı da önlem alındı.

TATİLE ÇIKIYORLAR PARA HARCIYORLAR

  • Günlük hayatta başka hangi alanlar dikkatini çekti?

Mesela turizm. Yurtdışına seyahat etmeye başladılar. Bugün 10 milyon Çinli, tatilini yurtdışında geçirecek güce erişti. Yurtdışına çıkış izni için prosedür de çok kolaylaştı.

  • Uzun ve sık tatilleri var mı?

Tatil kavramı girdi. Ayrıca iç tüketimi de artırmak için 1 Ekim, 1 Mayıs, birer hafta resmi tatil oldu. Altın Hafta deniyor. Bir de geleneksel Çin Yeni Yılı tatili var. Evlerine gidiyorlar, aile yemekleri oluyor. Bazı aileler de bu haftada yurtdışına gitmeye başladı. Refahta değişim, öncelikle turizmde görüldü, diyebiliriz.

  • Kılık kıyafet?

70’lerin görüntülerinden izler vardı. Tek tip haki renkli elbiseleri, özellikle kırsal kesimden gelenler hala giyiyorlardı. Şimdi modayı takip ediyorlar. Kadınların giyim tarzı tamamen değişti, süslenme hayatlarına girdi. Marka çantalar, kozmetik başladı. Alım gücü çok yükseldi.

YARASA ÇORBASI PALAU ADALARININ YEMEĞİ

  • Yemek konusu çok dillendiriliyor…

Her sokakta onlarca lokanta var. En basitinden lüksüne kadar çeşit çeşit lokanta. İnsanlar hep yemeği dışarda yiyorlar. Özellikle çalışan kesimin yemek yaptığını zannetmiyorum. İnsanların yemek konusunda tutuculuğu vardır. Çin’e gidince aman ne yiyeceksin? Sana da söylenmiştir mutlaka. Bir kere dünyanın en zengin mutfağı. Tartışmasız!

  • Hep börtü böcekten bahsedilir.

Çok samimi olarak söylüyorum: Börtü böceği bazen sokaklarda, turistik amaçla yapılan yerlerde gördüm. Bir de güneyde, Yunnan eyaletinde çekirge kızartması gibi bir şey gördüm. Onun dışında ekstra bir şey görmedim. Balık, tavuk, et yiyorlar. Sebze yiyorlar ve dengeli yiyorlar. Çok çeşit var, ortaya geliyor hepsi.

  • Alışmadığımız tatlar?

Soya yağı kullanıldığı için yabancı. Ona alıştın mı hiç sorun yok. Müslümanlar için ayrı helal lokantalar var.

  • Köpek eti?

Yenilen yerler var, ama aslında köpek eti yemek, Kore geleneği. Özellikle Kuzey Kore sınırına yakın bölgede, hem Kore asıllı Çin vatandaşları yaşıyor hem Koreliler de var. Oralarda yaygın. Ama ben şöyle düşünüyorum: Köpek eti yiyorlar diye çılgına dönüyorlar. Ama sen de Hintlilerin kutsal saydığı ineği yiyorsun!

  • Yemek konusunda zorlandın mı?

Farklı bir tarihi geçmiş var. Savaş, açlık yaşamışlar. Ne bulunursa yenmiş. Denizaltı hariç tüm yüzenler, masa hariç tüm dört ayaklılar, uçak hariç tüm uçanlar!

  • Yazdığın bir tekerleme mi, onlarda da var mı bu son benzetme?

Onlardan alıntı… Zaten en önemli özelliklerinden biri de geçmişteki zorlukları bilmeleri ve unutmamaları.

  • Yarasa çorbası?

Yarasa yemek görüntüleri Palau Adaları’nın geleneği. Pasifik’teki bir ada. Çinli turistin 3 yıl öncesine ait görüntüleri. Onu servis etmeler… Maalesef kasıtlı.

KORONAVİRÜS SENARYOLARI

  • n Koronavirüs döneminin kuşak ve yol ile ilgisi olur mu?

Çin’in Kuşak ve Yol projesine bir müdahale diye düşünüyorum. Ortadoğu’da böyle bir müdahale, salgın sırasında izlenen ırkçı tavır da müdahale. Bunu sorgulamak lazım.

  • Açar mısın? Salgında ırkçı tavır nedir?

Koronavirüs salgını çıkınca bir takım komplo teorileri gündeme geldi. Herkes bir şey söyledi. Fakat 12 Mart’ta, Çin Dışişleri Bakanlığı, koronavirüsün ilk kez Eylül 2019’da, Wuhan’daki askeri olimpiyatlar sırasında, Amerikan askerleri tarafından getirildiğini söyledi. Bunun doğru olup olmadığı ayrı bir konu. Ama böyle ciddi bir kurumun bunu açıklaması, ABD ile Çin arasında ortada gerçekten ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor.

  • Doğrudan bir suçlama yoktu, ama işaret etmesi ne anlama geliyor?

Çin, koronavirüs ile ilgili yürütülen kampanyanın Amerika’nın Çin’e müdahalesi olduğunu düşünüyor. Bu, benim düşüncem! Çin, koronavirüs salgınıyla ilgili yürütülen kampanyanın, Amerika’nın Çin’e karşı bir müdahalesi olduğunu, Kuşak ve Yol’a müdahalesi, ticaret savaşlarının devamı olarak değerlendiriyor. Çin, buradan daha güçlenerek çıkacak diye düşünüyorum. Koronavirüse karşı ilk aşamada önemli bir başarı elde etti. Kendi devlet düzeni hakkındaki suçlamalara bir cevap oldu. Otoriter, insan haklarını çiğniyor iddiaları çürüdü. İkincisi, uluslararası alanda ciddi bir yardımlaşma örneği oldu. Sağlık İpek Yolu da gündeme geliyor. Çin, buradan Kuşak ve Yol’a yeni bir boyut ekleyerek çıkacak.

GÜVENLİKLİ VE YARINKAYGILARI YOK

  • Devlet yapısına ilişkin değişim oldu mu? 30 yıl önce gittiğinde bugünkü merkezi yapı var mıydı? Devletçilik zayıfladı mı?

Önyargının getirdiği gözlemler var tabii… Asker görüyorsun, her şey kontrol altında önyargısıyla her şeye kuşkuyla bakıyorsun. Sonra fark ediyorsun ki, kendini güvende hissediyorsun. Bir yabancı olarak son derece güvendesin. Ciddi bir konuda, insanlarda yarın kaygısı yok. Bizde herkes bir eve sahip olmak arzusu, yarın kaygısıdır. Ben orda bu kaygıyı görmedim.

  • Tek parti olması da yapıyı fark ettiriyor mu?

Tek parti değil! Sistemin resmi adı, Çin Komünist Partisi liderliğinde çok partili Danışma Sistemi! Adı bu! Sekiz parti daha var. Bunlar, her yıl Mart ayında Meclis toplanırken, buna paralel olarak Danışma Meclisi toplanır.

  • Kimler var Danışma Meclisi’nde?

Hem bu partilerin temsilcileri, hem de toplumun önde gelen isimleri vardır. İş dünyası, sanat, spor her kesimden var. İş adamı, sinema sanatçısı, dünya rekortmeni engelli atlet olabilir. Bunlar, kendi alanlarında veya genel olarak önerilerini getiriyorlar, tartışılıyor, Meclis’e sunuluyor ve karar haline getiriliyor. Özellikle Amerikalı yetkililer, söylemlerinde Çin diye değil, direk Çin Komünist Partisi diye hedef aldılar. Partiyi hedef alan üsluba girdiler. Dünyanın beşte birinin Komünist Parti tarafından yönetilmesi rahatsız ediyor. Korona vakasında görüldüğü gibi en önemli gelişme, halkın gönüllü katılımı. Halk, iktidarına güveniyor. Bir sorun çıkarsa yönetimin çözeceğini biliyor. ‘Lami cimi yok, çözecekler‘ diyor.

  • İki ay içinde derlenip toparlanıp sıfıra inme başarısını neye bağlıyorsun?

Gerçekten yönetimin bilime dayanması, bir. İki, dayanışmacı toplum felsefesi. Toplumsal dayanışma böyle kriz dönemlerinde müthiş bir şekilde ülke tek ses olabiliyor. Ülkeyle ilgili bir sorun olduğunda birleşirler. Batılılar, buna ’Çin’de milliyetçilik yükseliyor‘ gibi kulplar takıyor.

  • En önemli özellikleri ne sence?

Sabır toplumu olmaları. Çok sabırlı insanlar. Her işi, karşısındakini çıldırtacak bir sabırla çözüyorlar. Bu özellik, diplomaside onların çok işine yarıyor. Hep kullanılan komik hikaye var… Çu En Lay’a ‘Fransız devrimi için ne düşünüyorsunuz? Diye sormuşlar. ’Değerlendirme yapmak için çok erken’ demiş. Sanat eserleri de ince ince işleniyor.

Çin’deki ilk Türk gazeteci Erdoğdu: Kuşak ve Yol'a 'sağlık' eklenecek - Resim: 2

GAZETECİLER BRÜKSEL VE NEW YORK’TAYDI

Uzun süre Çin’de ben tektim. Şimdiki CRI adı o zaman Pekin Radyosu’ydu, orada çalıştım. Sonra Anadolu Ajansı’na 1993-94 yıllarında kaşeli çalışmaya başladım, 2003’te de temsilci oldum. Benden sonra ikinci olarak 2004-2005 yıllarında Cihan geldi. O zamana kadar tek Türk gazeteciydim.

İnsan yaşadığı yeri önemser. Kendimce objektif kriterler koyarak değerlendiriyorum: Dünyanın beşte biri yaşıyor, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden biri. 56 etnik grup yaşıyor, bunlar arasında bizim tarihi bağlarımız olan gruplar var, ama ortada tek bir Türk gazetesinin ofisi yok, temsilcisi yok. Ben Çin Radyosu’na giderek dahil olmuşum. O zamanlar Milliyet’in başında Umur Talu vardı, bir konuşmamızda, ‘Ya Pekin’de büro açmak… Nedir ki? Daha Tokyo’da büromuz yok’ dedi.

Kafa hep Batıcı, Batı’nın değer yargılarıyla baktığı için Çin önemsiz görünüyordu. Herkes Brüksel, New York’a yığılmıştı.

ABD’NİN UĞRAŞTIĞI ÜLKELER VE KONULAR

  • Çin hakkında yalan haberde değişiklik var mı?

Bir süre Uygur konusunda yalan haberler vardı, ona ara verildi. Şimdi konu değişti, yöntem ve amaç aynı. ABD’nin klasik taktiğidir. Bir ülkeyle uğraşmaya girdiyse, o ülkeyi meşgul edecek bazı yollar izler. Türkiye için bazen Kürt sorunu, bazen Ege, bazen Kıbrıs’ta çıkar. Değişen zamanlarda gündeme gelir. Çin içi ne var? Kore sorunu var, Tayvan, Güney Çin Denizi, Tibet, Sinciang-Uygur sorunu var. Bunlar dönem dönem değişerek insanların önüne getiriliyor. Yalanlarla getiriliyor!

Çin’deki ilk Türk gazeteci Erdoğdu: Kuşak ve Yol'a 'sağlık' eklenecek - Resim: 3

  • Sinciang konusunda tartışılacak sorun yok mu?

Olabilir, her şey yüzde yüz güzeldir demiyorum. Etnik grup yaşamasından dolayı sorun olabilir. Çinlilerin kendileri de söylüyor. Bu etnik sorunları oturup bir masada konuşabilirsin. Ama yok kadınların yanına Çinli erkekleri koyuyorlar, benim camimi yasaklıyor, vb gibi başka kesimden taraftar toplamaya kalkınca işin rengi değişiyor. Yurtdışında olan Uygur dernekleri, ya da Uygur diasporası diyelim, kendilerini önemli göstermek ve buradaki maddi varlıklarını sürdürebilmek için abartarak böyle işlere kalkışıyorlar. İnanılmaz derecede yalan söylüyorlar. Doğru söylediklerinin de hükmü kalmıyor. Yalanda sınır yok!