22 Şubat 2024 Perşembe
İstanbul
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

İyilikte ısrar

Yaralı parmağa merhem olmanın tohumları evde atılır. Kuşlar su içsin diye pencere kenarlarına, kediler faydalansın diye kapı önlerine su koymak bizim terbiyemizin bilinenlerindendir.

İyilikte ısrar! Yaralı parmağa…
Yaralı parmağa müdahale iyi niyetle başlar… Fazla malı beyhude israf etmek yerine bir ihtiyaç sahibine yardım etmekle olur.
HALİM GENÇOĞLU / Cape Town Üniversitesi Öğretim Üyesi

1990’larda bir ortaokul çocuğu iken, Karadeniz’de evini yapmaya çalışan bir ihtiyaç sahibi mahalle sakinine komşuların kereste verdiğini iyi hatırlarım. Bir işin ucundan tutmak anlamında, “yaralı parmağa işemek” sözünü ilk o zaman duymuştum.
Köye su getirilmesi için uğraşan, şehitliğe bayrak dikmek için milleti teşvik eden dedemden babamdan gördüğüm bu anlayışla yetiştik Sürmene’nin karayemişi meşhur köylerinin birinde…
Annemin komşuya gönderdiği peynir kabını boş geri göndermeyen Ayşe teyze aslında komşusuyla hediyeleşirken farkında olmadan ruhumuzu eğitmiş, bizi yetiştirmişti.
Seneler sonra kader ağlarını örüp bizi Afrika ile kesiştirdiği zaman Ebubekir Efendiyi, Özdemir Paşa’yı, Tolunoğlu Ahmet’i baş tacı yapmamız ondandır…

İyilikte ısrar - Resim : 1
(Ayaktakiler- soldan sağa) Ömer Farid, Ahmet Naim ve Muhammed Salim.

İNSANÎ DURUŞ

Güney Afrika’da unutulmuş Osmanlı mezarlarını onarırken, Türk kökenli ailelere vatandaşlık verilmesi için çaba harcarken aklıma hep o derde deva olan “yaralı parmağa” ifadesinin içini dolduran insanî duruş gelmiştir. Ne kadar sürer sade bir sözün öyle bir deyime, bir atasözüne evrilmesi, kaç hikâye yatar onun içinde, kaç asır alır…
Şüphe yok ki, bir toplumun kalkınması için gerekli olan en önemli faktörlerden biri halkın yardımlaşma ve dayanışmayı bir beklenti olmadan yapabilmesidir. “Benim yapabileceğim budur” deyip elini taşın altına koyanlar, Anadolu’dan Afrika’ya ve Hazar’dan Balkanlara izleri silinmeyen bir Türk mirası bıraktılar.
Türk’ün genetiğinde olan bu ahlak yapısı, Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzun seneler Anadolu irfanının temelini teşkil etmiş; yol başlarında, geçitlerde yapılan su hayratları, bendler ve zaviyeler halkın kendi gayretleriyle hayır işlemek için inşa edilmiştir. Anadolu irfanının özünü teşkil eden bu anlayış, köyden kente göçle birlikte erozyona uğramış, yeni dünya düzeninde bu tür hasletlerimiz kaybolmaya yüz tutmuştur.

İyilikte ısrar - Resim : 2
Türk’ün genetiğinde olan bu ahlak yapısı, Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzun seneler Anadolu irfanının temelini teşkil etmiş; yol başlarında, geçitlerde yapılan su hayratları, bendler ve zaviyeler halkın kendi gayretleriyle hayır işlemek için inşa edilmiştir.

SOSYAL ÇÜRÜMÜ HER KESİMDE VAR

Toplumdaki bu sosyal çürümeyi sadece laik yaşam düzeninde görmek haksızlık olur. Zira bu kısa imtihan dünyasında milyonluk araçlarıyla boy gösteren sözde şeyhler, dervişler ve müritleri de aynı zihniyete hizmet ederek bizi biz yapan o alçakgönüllü dünyadan uzaklaştırmaktadır. Zira bu yaşam tarzının da tevazuyla ya da Peygamber sünnetiyle izah edilecek bir tarafı yoktur. Hâlbuki çoğumuz “iyilik yap denize at halik bilmezse malik bilir” gibi atasözleriyle büyümüşüzdür.
Ümit Burnu’nda vefat etmiş bir Osmanlı münevveri olan Ebubekir Efendi’nin mezarını 15 yıl önce yaptırırken bize destek olanlar bir elin parmaklarını geçmiyordu. Bunun bir sebebi sürü zihniyetiyle cemaatlerin içinde yaşamaya alışmış insan tipinin çoğalması ise diğer nedeni ise aman neme lazım deyip tarihinden bihaber yaşayan deizme kaymış güruhun vurdumduymazlığıdır. Ne kadar zor imiş düz insan olabilmek…
Zamanında hiçbir şeye destek olmadan şimdi Ebubekir Efendi’nin adını kullananların bir kısmı ise Cape Town’da bir Türk İslam âlimine ait olan evin muhafaza edilmesinde sessiz kalabildiler. Bu tarihi evi alıp müze yapalım, kültürümüzü tanıtalım, mirasımıza sahip çıkalım, o yaralı parmağa müdahale edelim diyenlere halen rastlayamamış olmamız, mezkûr sıkıntının bazı devlet kurumlarımızı işgal edenlere de sirayet ettiğini ortaya koyar.

FOTOĞRAF PAYLAŞARAK DİPLOMASİ YAPILMAZ

Yaralı parmağa merhem olmanın tohumları evde atılır.
Kuşlar su içsin diye pencere kenarlarına, kediler faydalansın diye kapı önlerine su koymak bizim terbiyemizin bilinenlerindendir.
Yaralı parmağa müdahale iyi niyetle başlar…
Fazla malı beyhude israf etmek yerine bir ihtiyaç sahibine yardım etmekle olur, yola düşen bir taş parçasını yoldan kaldırmakla, çevreyi kirleten bataklığı kurutmakla, tarihî bir kitabeyi tamir etmekle, ceddinin mezar taşını onarmakla başlar…
Bu anlattıklarımızı ne iftar yemeğine katılmadan iki kadeh atanlara ne de Ebubekir Efendi’nin torununu arayıp “Burası muz cumhuriyeti değil, herkese vatandaşlık vermiyoruz” diyen sözde büyükelçilere anlatabilirsiniz. Ne fotoğraf paylaşarak diplomasi yaptık diye günü kurtaran sefirlere ne de aynı yolun yolcusu koltuk işgal eden sefillere…
Bunları birçok millete nefes olmuş Osmanlı Devleti’nin kurucularına “at hırsızı” diyebilen sözde tarihçi diye pohpohlanan tiplere de anlatamazsınız.
Seferde ölen Kanuni Sultan Süleyman’a “salak” deme cüretini gösteren sözde bilim adamı da bu anlatılana yabancı ve bahse konu Türk ahlak yapısının pek uzağındadır. Bunları hak etmediği koltuğu kapan ve orayı aile mirası gibi şahsi menfaatleri için Çam’dan Kavak’tan işlere kullanan karakterlere de anlatamazsınız.
Devleti yıkan ve hükümeti toplumun gözünden düşüren de budur. Liyakatsiz kişinin idare ettiği kurum Güney Afrika-Türkiye ilişkilerini Ebubekir Efendi cilasıyla bir kriket kulübüne indirgeyerek hiç olmadığı bir seviyeye düşürebilmiştir. Bunlar esasında bilakis toplumsal çürümenin çeşitli sahalardaki somut delilleridir. Bu kafa yapısı Anadolu’yu bize armağan etmiş ceddimize değil, daha çok Afrika’da sömürge enkazı bırakmış bir ahlak yapısına yakındır. Bizden olmayanın bize katacağı ancak halka ibret-i âlemdir.

İyilikte ısrar - Resim : 3
Ümit Burnu’nda vefat etmiş bir Osmanlı münevveri olan Ebubekir Efendi’nin mezarını 15 yıl önce yaptırırken bize destek olanlar bir elin parmaklarını geçmiyordu.

LİYAKAT SAHİBİ İNSANLAR DEVLETİ DEVLET YAPAR

İnsanı üstün yapan soyu sopu parası pulu değil, üstün fikirleri ve insana yakışır amelidir. Kendi imkânlarıyla sahasında farkındalık yaratabilen insan, arkasında devletin imkânlarıyla bir şey yapamayandan üstündür.
Devlet bu yüzden evet efendim sepet efendim edasıyla düzenin içinde kaybolmuş bir kuklaya değil, elini taşın altına koyan vatanperver insanına sahip çıkmalıdır. Zira sahada başarılı olan liyakat sahibi insanlar devleti devlet yapar. Liyakat sahibi insanı işe alırsanız, size başarının fotoğrafını verir, millet iftihar eder. Liyakatsiz insanı işe alırsanız, iş yapıyorum diye kendi fotoğrafını çeker, devlet ziyan, millet de isyan eder. Bunun eylem halini Recep Yazıcıoğlu’nda görmüştük fakat onu yaşarken ne kadar takdir ettik, işte bu bir muammadır.
Bu yüzden Afrika politikalarında liyakat sahibi insanları doğru yerlerde gördüğümüzde Ebubekir Efendi’nin Cape Town’da, Özdemir Paşa’nın Massava’daki kabrine Afrikalı çelenk koyacaktır, demiştik. Fakat Gazali’nin “cevizi kırıp içine giremeyen cevizin tamamını kabuk zanneder” dediği gibi ömrünü Afrika insanına feda eden Türk-İslam âlimlerine bu cepheden bakamayanlar meselenin özünü anlayamazlar.

SAĞ DUYUYU ELDEN BIRAKMAMAK

1940’larda Yahudileri katleden Alman komutanların 1907’de Namibya’da Herero halkını katleden genç subaylar olduklarını kaçımız bilir. “Afrika insanının medeniyete bir katkısı yoktur” diyen Alman filozof Hegel aslında ekti o nifak tohumlarını milletinin zihnine…
Bugün Almanya’da halen Hitlerin haklı olduğunu düşünen sapkın bir kesim, Fransa’da Afrika halkını ikinci sınıf vatandaş sayan bir gürûh vardır.
Biz ise hiçbir zaman Ortadoğu’ya nifak tohumları eken Lawrence gibi kötülüğüyle sivrilmiş şahsiyetten gurur duyan bir toplum olmadık.
Biz kendi toprağını canı pahasına savunan Gazi Osman Paşa ile Medine’yi son raddesine kadar koruyan Fahrettin Paşa ile övündük. Bizim dualarımız da beddualarımız da hak edene edildi. Cüneyt Arkın filmlerinin kuşaktan kuşağa izleyici bulmasının bir nedeni de budur.
Hep dedim ve yine diyorum, halkının menfaatini şahsi menfaatinden üstün tutmaktır yaralı parmağa merhem olmak...
Hatay’ı, Adıyaman’ı can-ı gönülden kucaklarken Filistin’i ve mazlumları unutmamaktır…
Sağduyuyu elden bırakmamak, insana dokunabilmek, kubbede hoş bir seda bırakabilmektir…
Yolda kalan müşteriyi üşümesin diye arabaya alabilmektir.
Her şeye rağmen insan kalabilmektir…

Son Dakika Haberleri