KAYA ÖZSEZGİN/ Tiraje Dikmen’in tirajedisi

KAYA ÖZSEZGİN/ Tiraje Dikmen’in tirajedisi
A+ A-


Açık biçimde farkına varılmasa da bazı kayıp isimler vardır kültür dünyamızda. Gündemde uzun süre yer almamaktan sorumlu olanlar, belki de öncelikle, kayıp isimlerin kendileridir. Onlar bu durumdan pek de şikâyetçi görünmezler. Kamuoyunun ilgisizliğini de buna eklerseniz, çıkacak sonuç şaşırtıcı olmayacaktır. Her şeyin hesaplı kitaplı ilişkiler üzerinden değerlendirildiği bir ortamda, gözlerden ırak olmayı tek çözüm olarak görenler, inzivaya çekilmekle asıl işlerini ihmal etmiş olmazlar gene de; kendi köşelerinde sessiz sedasız çalışırlar, ama bu çalışmalarını el altında tutmakla yetinirler, sergi yapmaya pek yanaşmazlar.
Tiraje Dikmen’in uzun bir suskunluğun arkasından ölüm haberi geldiğinde, çok kimse afallayıp kaldı. Adı bir süredir kayıplar listesinde geçen Tiraje Dikmen kimdi? İ970’te Galeri 1’de, 1985’te Ankara Galeri Nev’de düzenlenen sergilerinden sonra uzun süredir yaşadığı Büyükada’ya çekilerek adından söz ettirmeyen bu sanatçı hakkında, bizim her şeyi bilmiş görünen gazete muhabirlerinin haberi yoktu. Bu muhabirlerden biri, bilgi almak için bana da başvurmuş, ama verdiğim ayrıntılı bilgileri gazete sütununda budayarak kuşa çevirmekle yetinmişti. Bu bile, Tiraje Dikmen adına üzüntü verecek bir değerbilmezlik değil midir?.
KAYIP İSİM
Ama biz gene bu kayıp isme dönelim: Gerek Tiraje, gerekse onun kardeşi Şükriye Dikmen adı, resim sanatımızın 1940’lı yıllardan bu yana uzanan gelişmeleri içinde, 1980’li yıllarda kısa bir süre hariç tutulursa, pek öne çıkmamıştır. Tiraje, 1949’da Fransız bursuyla Paris’e hukuk ve iktisadi bilimler dalında doktora yapmak için gitmiş, ama resim sanatına ilgisi nedeniyle bu eğitiminin arkasından İstanbul’a dönmüş, o yıllarda Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü şefliğine atanan Léopold Lévy’nin atölyesinde başlayan çalışmalarını daha sonra Paris’te sürdürmüş, ilk kez 1977’de İstanbul Sanat Bayramı çerçevesinde düzenlenen “Türkiye dışındaki Türk Sanatçılar” sergisinde görünmüştü. Çevrede yaygın olarak bilinen şey, onun Lévy ile sanatsal ve duyumsal bir ilişki içinde olduğu gerçeğiydi. Onun koruyucu meleği olarak hayatına girmişti Lévy. Nitekim o tarihlerden itibaren Tiraje’nin adı uzun süre Lévy ile birlikte anılacaktı. 1985’teki kapsamlı sergileri nedeniyle Milliyet Sanat’ta ve Yeni Boyut’ta kendisiyle yapılan görüşmeler, Tiraje’nin adı etrafında kapalı kalmış ayrıntıların gün ışığına çıkmasında etkili olmuştu.
Sanatına gelince, yukarıda sözünü ettiğim sergileriyle gün ışığına çıkanlar dışında, sonraki yıllarda neler yaptığı konusunda bilgimiz yok. Yerleştiği Büyükada’da resim çalışmalarını sürdürdü mü, sürdürdü ise ilk çalışmalarından farklı şeyler üretti mi? Sanırım şimdi retrospektif bir sergiyle elde kalmış olan resimlerini tanıtmak yararlı olacaktır.
LÉVY’DEN ÖRNEKLER
1980’li yıllara kadar gelen resimleri, Nev’in o dönemde kitap haline getirdiği ve 100 nüshayla sınırlı tuttuğu çalışmalarından da anlaşılacağı gibi siyah-beyaz desenlerdi. O kitaptaki P. Waldberg’in yazısında belirtildiği gibi, “şerit, friz, bandrol” biçimini anımsatan kaligrafik ağırlıklı kompozisyonlardı bunlar. Örneğin Henri Michaux’nun bu türdeki çalışmalarıyla benzerlik gösterir bu tür işler. Bu resimlerin bir bölümündeki yarı soyut figürler, gösteri yürüyüşü yapan insan gruplarını çağrıştırır.
İlerlemiş bir yaşında (89) yitirdiğimiz Tiraje Dikmen’in elinde kendi resimlerinin yanı sıra Lévy’nin çalışmalarından da örnekler bulunduğu söyleniyor. Dolayısıyla kardeşi Şükriye Dikmen’in de katkısıyla, bu çalışmalar bir arada sergilenirse, Tiraje’nin günümüz ortamındaki “tiraj”ı da daha bir yükselecektir sanıyorum. Ne dersiniz sevgili okurlar, çok mu iyimserim?