23 Nisan 2024 Salı
İstanbul 18°
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Doktor

Hikmet Çiçek

Hikmet Çiçek

Gazete Yazarı

A+ A-

Aydınlık ve Kurtuluş dergileriyle sosyalizmle tanıştı. Aydınlık’ın “Özel Gençlik Sayıları”nda yazıları çıktı. 15 Şubat 1925’de İstanbul Akaretler’de yapılan Türkiye Komünist Partisi (TKP) kongresine “Aydınlık delegesi” olarak katıldı ve merkez komitesine seçildi. Komitedeki görevi “Türkiye Genç Komünistler Federasyonu Reisi”ydi.

Şubat 1925’te Şeyh Sait isyanı nedeniyle çıkarılan “Takrir-i Sükun Kanunu” gerekçe gösterilerek, çoğu kendisi gibi Tıbbiyeli olan TKP’li yoldaşlarıyla birlikte tutuklandığında henüz 23 yaşındaydı. “10 yıl kürek” cezası aldı. Doktor adayı genç Tıbbiyeli 1,5 yıl hapiste kaldıktan sonra tahliye oldu.

Genç doktor adayının, bundan 40 yıl önce 11 Ekim 1971 günü Belgrat’ta bir hastanede yaşamını yitirene kadar hayatının bir parçası olacak olan ve ömrünün toplam 19 yılını geçireceği hapishane yaşamı böyle başladı. 1927’de 3 ay, 1929’da 4,5 yıl 15 gün, 1938’de 12 yıl (15 yıla mahkum edilmişti, 1950 yılında çıktı), 1957’de neredeyse 2 yıl...

Şevket Süreyya Aydemir “Suya Arayan Adam” kitabında, cezaevinde bir toplantı odasına dönüştürülen koğuşta “doktor namzedinin” şu sözlerine yer veriyor:

“Profesyonel revolusyener, kapitalizmin bir mahsulüdür. Yalnız bizim saflarımız arasında bulunur. Kendini kayıtsız şartsız inkılaba veren adam demektir... Onda gelip geçici dünya nimetlerine tam manasıyla göz yumarak, kendisini yalnızca dava için hayatını ortaya koyan böyle insanüstü bir mahlûkun günlük nimetler ve insanı o kadar aşağılaştıran bir takım menfaat bağlarıyla ne alakası kalır?” (Emin Karaca, İnadın ve Direncin adı: Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Destek Yayınevi, 2011.)

Bu “doktor namzedi” Türkiye Sosyalist hareketinin büyük önderlerinden Dr. Hikmet Kıvılcımlı’dır. 1971’de yaşama gözlerini kapadığında 69 yaşındaydı. 69 yıllık ömrünün kesintisiz 50 yılı sosyalizm ve devrim davasına adanmıştı.

“Ben Marksizm prensibini bizzarur kabul ettim” diyen Doktor Hikmet’e mahkeme reisi, “Neden zaruret gördünüz buna?” diye sorar. Cevap:

“Mütarekedeki İtilaf Kuvvetleri’nin istila siyasetleri üzerine zaruret gördüm.”

Bu tevkifatta Kıvılcımlı’nın payına düşen 3 ay hapis cezası olur.

CEZAEVLERİNİ ÜNİVERSİTEYE ÇEVİRDİ

1929 tevkifatının merkezi İzmir’dir. Sanıklar arasında Kıvılcımlı da vardır. İzmir gazeteleri Doktor Hikmet’in mahkemede “Komünizm hakkında bir konferans” verdiğini yazar. Kıvılcımlı 4 yıl 6 ay 15 gün ağır hapse mahkûm olur. 1933 yılının ekim ayında Cumhuriyet’in 10. yılı nedeniyle çıkarılan afla tahliye olduğunda cezasının bitimine zaten az bir süre kalmıştı.

Hikmet Kıvılcımlı’nın hapishanede bir dakikası boş geçmez. Cezaevlerini bir okula dönüştürür. Türkiye tarihine ilişkin özgün eserlerine orada başlar, Marksizm klasiklerinden çeviriler yapar. Türkiye’nin yakın tarihini, Türkiye devriminin teori, strateji, taktik ve örgüt meselelerini inceleyen “YOL” adını verdiği 7 ciltlik elyazmaları Elazığ Cezaevi günlerinin eseridir.

MARKSİZM BİBLİYOTEĞİ

Çıkar çıkmaz, 1934 yılının başında Şefik Hüsnü’nün kardeşi Salahi Birizkent ve Eczacı Vasıf’la birlikte yeniden gözaltına alınır, ağır işkence görür, açılan davada beraat eder.

1935’te TKP adına değerlendirmek amacıyla Marksizm Bibliyoteği yayınevini kurar. Yayınevinin ilk kitabı Marks’ın “Gündelikçi İş ve Sermaye” adlı kitabı olur. 2 yıl sonra yayınevinin adını “Emekçi Kütüphanesi” olarak değiştirir. Çoğu kendi yapıtı olan telif ve çeviri kitaplar yayımlar.

‘DONANMA DAVASI’

Kıvılcımlı’nın “dışarıdaki” günleri uzun sürmeyecek 1938 yılında Türkiye Solu’na karşı en büyük tertiplerden biri olan ve aralarında Nazım Hikmet ve Kemal Tahir’in de bulunduğu 27 kişinin yargılandığı “Donanma Davası”nın sanıkları arasına katılacaktır.

Yavuz zırhlısının deniz seviyesinin altında, güverteden 101 basamakla inilen, sineklerin havasızlıktan öldüğü, motorla hava verilen, “Almanların domuzları besiye kapadıkları sintine bölümüne” konulurlar. Sonra buradan yargılamanın yapılacağı Erkin gemisine nakledilirler. Avukatların, ailelerin sanıklarla ilişkisini kesmek için Marmara Denizi’nde sürekli hareket halinde bir gemide “yüzergezer bir yargılama” sonucunda Doktor Hikmet Kıvılcımlı 15 yıl ağır hapse mahkûm edilir. 15 Temmuz 1950’de Kırşehir Cezaevi’nden af yasasıyla çıktığında cezasının bitimine daha 3 yıl kalmıştır.

Doktor - Resim : 1

VATAN PARTİSİ

TKP’nin efsanevi lideri Doktor Şefik Hüsnü Değmer, Kıvılcımlı’ya “Şimdilik bir şey yapmayacaksın” der. Şefik Hüsnü’nün neden “bir şey yapma” dediği çok geçmeden anlaşılır. TKP tarihindeki en ağır darbe “51 Tevkifatı” gelir.

“Solun kökünü kazıdığını” sanan Demokrat Parti iktidarına cevap 1954 yılında gelecektir. “Kavgaya sürülmeyen, halk katında denenmeyen fikirler sadece bir gönül avunmasıdır” diyen Doktor Hikmet Kıvılcımlı 200’e yakın emekçiyle beraber 29 Ekim 1954’te Vatan Partisi’ni kurar.

Yıllarca komünist hareket içerisinde mücadele etmiş olan bir önderin, kurmuş olduğu partiye, “sosyalist, emekçi veya işçi” gibi sosyalizm davasını anımsatan isimler yerine, “vatan” gibi ulusal çağrışımı olan bir isim koyması dikkat çekicidir. Vatan Partisi’nin programı da Türkiye’de henüz tamamlanmamış olan Demokratik Devrim programıdır. Kıvılcımlı’ya göre, “Bir avuç finans-kapital beyi ve onunla et-tırnak haline gelmiş tefeci-bezirgan hacıağa zümresine” karşı, işçi sınıfı öncülüğünde anti-emperyalist, anti-feodal bir mücadele vermek gerekmektedir. Bu yüzden bu yeni mücadeleye Kıvılcımlı “ikinci Kıvayı Milliye seferberliği” adını vermektedir. Kıvılcımlı’nın sözünü ettiği “Kemalist Devrimi tamamlama”dan başka bir şey değildir. Bu nedenle partinin amblemi Türkiye haritası, çıkardığı gazetenin adı da “Vatandaş”tır.

1957’nin sonlarında 25 partili ile birlikte yeniden tutuklanır. Bu kez 2 yıla yakın kalır cezaevinde. Arkadaşıyla birlikte Sultanahmet Cezaevi’nden tahliye edilirler.

27 MAYIS DEVRİMİ

Dr. Hikmet Kıvılcımlı, 27 Mayıs Devrimi’ni ve onun önderlerini, “İkinci Kuvayı Milliye gazanız mübarek olsun” diyerek selamlar. Milli Birlik Komitesi Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel’e 28 Mayıs 1960 günü çektiği telgrafta şöyle der:

“Tarihimizde daima kuvvetle çarpan kalbimizin; yiğit ordumuzun kötülüğe baş eğdirişini huşûla selamlarım. İkinci Kuvayı Milliye Gazanız kutlu olsun. Gerçek demokraside Allah yanıltmasın.”

Kıvılcımlı bununla yetinmez. Milli Birlik Komitesi'ne bir “AÇIK MEKTUP”, bir de “özel mektup” ya da “layiha” gönderir. İkincisi, daha sonradan “İkinci Kuvayı Milliyeciliğimiz” adıyla bir kitapçık olarak basıldı. Kıvılcımlı bunu daha sonra şöyle anlatır:

“İkinci Kuvayı Milliyeciliğimiz, en karmaşık gelen Tarih Tezi'nin o andaki stratejik ve taktik aşamaya karşılık düşen uygulaması, ilkokula giden çocukların anlayabilecekleri dille yazıldı. Türk ordusunun devrimci geleneği, Türkiye gericiliğinin altta güreşen pehlivanlığı, tarihcil nedenleriyle göze batırıldı.”

AYDINLIK YAZARI

“Marksizm Bibliyoteği”ni “Tarihsel Maddecilik Yayınları ile devam ettirir. (1965) Hapislik yıllarından beri geliştirdiği “Tarih Tezi”ni ve önemli eserlerini yayımlar. “Sosyalist” gazetesini çıkarır. (1967). Gazetenin kapanmasından sonra önce Türk Solu daha sonra da Aydınlık'ta sürekli yazar.

12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra sıkıyönetim tarafından aranmaya başlar. Aynı yılın mayıs ayında yurtdışına kaçar. “Günlük”ünde şunları yazar:

“1921'lerden 1971'e dek Türkiye'de hiç aralıksız Marksist-Leninist olarak teorik ve pratik savaş verdim. 50 yıldır Türkiye burjuvası beni “azılı komünist” diye boyuna koğuşturup mahkûm etti. 40 yıla yakın mahkûmiyet hükmünü “komünistlik” ruhundan giydim. 22 yıl cezaevlerinde “komünist” diye yattım.”

Hikmet Kıvılcımlı'nın Makedonya topraklarında (Priştine, 1902) başlayan yaşamı, gene o topraklarda (Belgrat, 11 Ekim 1971) son buldu. Şimdi Topkapı mezarlığında yaşamı, mücadelesi ve düşünceleriyle ışık tutmaya devam ediyor.

NÂZIM’IN ŞİİRİNDE KIVILCIMLI

Nâzım Hikmet büyük eseri Memleketimden İnsan Manzaraları’nda Çankırı Cezaevi’ndeki Dr. Hikmet Kıvılcımlı’yı “Halil” adıyla şöyle anlatıyor:

“Kitap okuyor mahkûm Halil.

Çevirirken dizinde duran kitabın yapraklarını

çok rahat bir ustalıkla kullanıyor

bileklerinden demirli parmaklarını.

Kitap ve kelepçelerle

On üç senedir

bu beşinci yolculuğudur.

Gözlerinin altında çizgiler

Şaşaklarında beyaz.

Halil belki ihtiyarladı biraz.

Fakat kitap, kelepçe ve yürek eskimedi.

Ve şimdi

Yürek her zamankinden umutlu.

Halil okurken kitabını “kelepçem” diye geldi aklına

“Seni pulluk yapacağız kelepçemin demiri”

Ve öyle güzel buldu ki bu fikri

yine üzüldü birdenbire

ölçülü ve ölçüsüz

şiir yazmak hünerini bilmediğine.

Ve Halil hatırladığını farketmeden hatırlamaktadır:

Polis müdürlüklerinde odalar,

jandarma nezaretleri

hapisnaneler,

her biri kopmuş bir yürek gibi vurup

akıllı kaderinde

geçiyorlar kilometre taşları gibi durup

yolunun kenarında.

Evinin her basılışında

aynı rahatlıkla açtı kapıyı.

Ve müdüriyette her kalkışında sopanın altından

(yanaklarında parçalanmış gözlüğü

ve tabanlarında ayıpladığı bir sızı.)

yüreğinde fakat

hiçbir şey söylememiş

hiçkimseyi ele vermemiş olmanın rahatlığı,

aynı rahatlık.