15 Haziran 2024 Cumartesi
İstanbul 20°
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Emperyalizmin elindeki Doğu Akdeniz’in anlamı: Hiç Bitmeyen Terör

Halil Özsaraç

Halil Özsaraç

Gazete Yazarı

A+ A-

Geçen hafta, “Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın 24 Nisan’da yaptığı yazılı açıklama” ile “Suriye ve Irak’taki mevcudundan misliyle fazla miktarda PKK’lının AB ülkelerinde ikamet ettikleri”ne dair haberler dikkat çekiciydi. Paşinyan’ın sözleri, ana akım medyadan övgü aldı. Oysa, önceki söylemlerinden tek bir farkı vardı, o da: “Ermenilere, kayıp vatan peşinde koşmayın” öğüdünü vermesiydi. Bunun yanında, “mevcut Ermenistan sınırlarının dışını, vatan belirleme huyunuzdan vazgeçin artık!” diyen Paşinyan, “soykırım yalanı”na sahip çıkmaktan vazgeçebilmiş değildi. Emperyalist yalanların gerçek olduğunu varsayanlara söylenecek fazla bir şey yok; ama, bu yalanın ortaya çıkış hikâyesinden yola çıkarak, biz devrimciler için söylenecek çok şey var.
2 hafta önceki yazımda, İngiltere’nin, Osmanlı’yı kandırarak 1878’de, Kıbrıs’a -sağlamca- yerleştiğini anlatmıştım. Kıbrıs’ı “geçici” olarak İngiltere’ye devreden antlaşmaya sıkıştırılan “Kıbrıs’tan kelalaka” bir maddeye göre, Osmanlı Devleti, Ermenilere “ıslahat” yapmayı kabul etmişti. Böylece İngiltere, Osmanlı topraklarında kendisine bağlı “Küçük Ermenistan”ı kurma projesini Rusların elinden çekip almıştı. Doğrusu, içeride kolayca çözülebilecek olan “Ermeni Sorunu”, emperyalizmin elinde hiçbir zaman çözülemeyecek bir meseleye dönüşmüştü. Emperyalizm, Ermenileri kullanarak İskenderun Körfezi’ni de Osmanlı’nın elinden alabileceğini hesaplıyordu. Nitekim, 1878’de emperyalizmin eline düşen Kıbrıs, İskenderun Körfezi’ne kadar uzanacak ve İngiliz çıkarlarına hizmet edecek paravan bir Ermeni devletinin kurulması için köprü işlevi görmeye başladı. 1887’de kurulan Hınçak ile 1890’da kurulan Taşnak Ermeni teröristleri, 1887-1914 arasında Anadolu-Atina-Kıbrıs arasında âdeta mekik dokudular; emperyalistlerden emir alarak terör faaliyetlerini planlayıp icra ettiler. Anlayacağınız, “Karadeniz’den Akdeniz kıyılarına uzanan geniş bir Türk toprağında bağımsızlığı” hedefleyen Ermeni terör eylemleri, Atina ve Kıbrıs’tan güç alıyordu. Ermenileri kolayca kandıran İngiltere, “Ruslar ile işbirliğine meyilli Ermeni Sorunu” ile de Osmanlıları kandırarak Kıbrıs’taki varlığını kalıcılaştırmıştı.

1915’TE EMPERYALİSTLERİN ÇANAKKALE-İSKENDERUN KARARSIZLIĞI

I. Dünya Savaşı başladığında ABD, Yunanistan, Fransa, İngiltere, İsviçre, İtalya ve Almanya’dan Kıbrıs’a koşan Ermeniler; derviş, köylü, çoban, softa, seyis, fellah kılığında deniz yolunu kullanarak Anadolu topraklarına gizlice sızmış ve emperyalistlerin yararına terör ve casusluk eylemleri yapmışlardı. Osmanlı Devleti, askere almaya başaramadığı Ermenileri ya düşman üniforması ile cephede ya da ordularını arkadan vuran teröristler olarak görmenin şaşkınlığını yaşadı. Ermeni terörist elebaşları, Adana ve Çukurova’yı işgale davet ettikleri emperyalistlere, destek sözü de verdiler. Adana-Kıbrıs hattı, I. Dünya Savaşı’nın başından sonuna kadar, Ermeni teröristlerin ve casusların lojistik nakil otobanı gibiydi.
Savaşın yükünü taşımakta zorlanan Rusya, emperyalist müttefiklerinden Osmanlı Devleti’ne karşı yeni bir cephe açılmasını istedi. Şubat 1915 ayında; biri “Çanakkale”, diğeri “Ermenilerin de savaştırılacağı İskenderun” olmak üzere iki cephe üzerinde tartışıldı. Rusya, emperyalist müttefiklerine kaptırmak istemediği “Çanakkale”de cephe açılmasına karşı çıktı. Rusya, Kıbrıs’ın harekât üssü olarak kullanılacağı bir İngiliz-Fransız-Ermeni ortak harekâtıyla “İskenderun” cephesinin açılması için can atıyordu. İngiltere ve Fransa ile toplantı üstüne toplantı yapan, başta Hınçaklar olmak üzere Ermeni terör örgütlerinin elebaşları; on binlerce Ermeni teröristin İngiliz/Fransız Ordusu’nun emrine girmeye hazır olduklarını ifade etmiş, hep birlikte Kıbrıs’ta yığınaklanma yaparak İskenderun’a çıkarma harekâtı yapılması için emperyalistlere yalvarmışlardı. Bakın, Ermenilerin soykırım yalanı olarak andıkları “24 Nisan 1915 tutuklamalarından” 2 ay öncesinden bahsediyorum. Çanakkale ile İskenderun cephesi arasında karar vermekte haftalarca zorlandıktan sonra İngiliz Savaş Konseyi, 14 Mart 1915’te, Osmanlı’yı savaş dışı bırakacak bir “ağırlık merkezi” olarak gördüğü “Çanakkale Boğazı”nı zorlamaya nihaî olarak karar verdi. Diğer yandan, emperyalizm, Osmanlı topraklarında kendilerini desteklemeye gönüllü on binlerce Ermeni teröriste de Kıbrıs üzerinden silah ve cephane yağdırmaktan geri durmadılar. Aynen, günümüzde, emperyalist ABD’nin PKK’ya yolladığı on binlerce tır silah gibi.

EMPERYALİZMİN KARA ORDUSUNA DÖNÜŞTÜRÜLEN ERMENİ TERÖRİSTLER

Kıbrıs’tan Van’a kadar taşınan silahlar ile cesaretleri artan Taşnak teröristleri, 17 Nisan 1915’te, Türk köylerindeki katliamlarından başka, Rus cephesinde savaşan Türk birliklerimize geri bölgelerden taarruzlarına başladılar. Doğu cephesindeki askerlerimiz, Rusların ve Ermenilerin iki ateşi arasında hayatta kalmaya çalışırken, İngiliz ve Fransız askerleri de 24 Nisan 1915’te, İstanbul’un 250 kilometre batısındaki Gelibolu’ya çıkmak için yığınaklanmasını tamamlamıştı. İstanbul’a yakınlığı nedeniyle “Çanakkale” cephesini kurtarmanın derdine düşen Osmanlı Devleti’nin, kendisine “içeriden savaş açan” Ermeni teröristlere sert tedbir almaktan başka çaresi kalmamıştı. Nitekim, 24 Nisan 1915’te, Ermeni teröristlere Kıbrıs’tan yollanan silahlar, ellerinden -zor kullanarak- alındı ve 2.345 terör elebaşı tutuklandı. Bu tedbirin de Ermeni terörünü durduramadığını gören Osmanlı Devleti, bir ay sonra (24 Mayıs 1915), “tehcir”i, yani bir Osmanlı toprağından diğer Osmanlı toprağına zorla göç tedbirini uygulamaktan başka çare bulamadı. “Göç ettirmek”, Osmanlı topraklarında “Türkler dâhil” isyan eden her kim olursa olsun, isyan bölgelerini pasifize etmek üzere uygulanmakta olan klasikleşmiş bir yöntemdi. Fakat, 1915 Göçü sırasında yaşandığına dair üretilen “soykırım” kara propagandası, emperyalizm tarafından, savaş boyunca kendisine hizmet etmeye gönüllü Ermeni teröristlerin motivasyonunu yüksek tutmak amacıyla kullanılmıştır. O gün bugündür süregelen “soykırım” masalının meyve verdiği sürece, emperyalizmin literatüründe yaşam bulması, şaşırtıcı değildir. Şaşırtıcı olan, 1915’te Türkleri katleden Ermeni teröristlerin torunlarının, emperyalizmin gazıyla katliamlar yapan dedelerinin terör eylemleri için dedelerini ve emperyalizmi masum görüp “terörden zarar görenleri sorumlu tutmaya çalışmaları”dır.
Tekrar 1915’e dönersek, göçe zorlandıkları için Doğu Cephesi’nde etkinlikleri kırılan Ermeni teröristler, yine emperyalistlerin teşvikiyle, savaş dışı alanlarda terör faaliyetlerine devam ettiler. Çanakkale’de tıkanan emperyalistler, tekrar İskenderun Körfezi’nde cephe açma seçeneğini çalışmaya başladılar. İlk aşamada, Eylül 1915’te Antakya’da Musa Dağı’na çıkan 6.000 Ermeni teröriste Kıbrıs üzerinden lojistik desteğe aralıksız olarak devam edildi. İkinci aşamada ise, emperyalist üniforması ile savaşmaya gönüllü Ermenilerden oluşturulacak birliklere Kıbrıs’ta askerî eğitim verilmeye başlandı. İngiliz-Fransız askerinin kanından tasarruf edilmesini öngören emperyalist harekât planına göre, on binlerce Ermeni gönüllü askeri kullanılarak Amanos Tünelleri ele geçirilecekti. Gizli 1916 Sykes-Picot Paylaşım Antlaşması sonrasında, Ermeni askerlerinin eğitim ve Çukurova’yı ele geçirme işi Fransızlara devredildi. 1916’ya kadar İngilizlere hizmet eden Ermeni teröristler, kendilerini Fransızlara hizmet eder hâlde buldular. Magosa’nın 25 km kuzeyinde Monarga (Boğaztepe) Ermeni Lejyon Kampı’nı kuran Fransa, Ekim 1916’dan itibaren onbin civarı Ermeni’ye Fransız üniformasını giydirip yıllarca askerî eğitim verdi. 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan hemen sonra, 66 subay ve 4.368 askerden oluşan 4 tabur Ermeni lejyonu, Kıbrıs’tan Anadolu topraklarına nakledilen ilk Ermeni birliği olmuştu. Fransa adına işgal edilen her yerde, Ermeni lejyonlarının katliamları vardı. İlginç olan, 1915-1918’de Ermeni teröristlerin ve 1918-1921’de de Ermeni lejyonlarının katlettikleri 100 binlerce Türk’ün hesabının sorulmasının kimsenin aklına gelmeyişidir.
Ermeni teröründe, “Kıbrıs”ın bir istihbarat ve lojistik üssü olarak fiilen kullanıldığı dikkatinizi çekmiştir. Özetle, Ermeni terörü; emperyalizmin elindeki Kıbrıs sayesinde var olmuştur. Geçmişteki Ermeni terörünün, günümüzdeki PKK terörü ile benzer karakteristikte olduğu da dikkatinizden kaçmamıştır. Nereye varmak istediğimi anlatayım. Türkiye’nin gecikerek de olsa komşularıyla işbirliği yapmaya başlaması nedeniyle, PKK terörünün, Suriye ve Irak’taki varlığı sallanmaya başladı. Peki, Suriye ve Irak’tan ayrılmak zorunda kalacak PKK teröristleri ile AB ülkelerine yayılmış durumdaki rezerv PKK teröristlerini emperyalizm, nereye yerleştirmek isteyebilir? Hiç düşündünüz mü? Geleceğin PKK Kalelerini bana soracak olursanız; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni ve Yunanistan’daki ABD üslerini tek geçerim… Emperyalistlerin, PKK’yı Doğu Akdeniz’e kaçırması, onlarla karadan ve havadan yapılmakta olan asimetrik mücadelenin, denizden asimetrik mücadeleye doğru evrim geçirmesi anlamına gelecektir. Bugünden hazırlıklarına başlanmalı…

Ermenistan emperyalizm Doğu Akdeniz Rusya Kıbrıs