22 Şubat 2024 Perşembe
İstanbul
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Filistin’in karpuz dilimleri: Sanatın direnişi, direnişin sanatı

Caner Karavit

Caner Karavit

Gazete Yazarı

Son yıllarda; Batı’daki müzeler, galeriler, sanat etkinlikleri; karşılarına aldıkları ülkenin sanatçılarına ve batnın ana akım ideolojilerini eleştiren sanatçılara karşı sert sansürler uygulayarak onları susturmaya çalışıyor. Bu sanatı ve kültürü kontrol altına alma stratejisi, önce Rusya-Ukrayna savaşında, sonra da İsrail’in Filistin’de yaptığı katliamlarla daha da açığa çıktı. Hatırlanacağı gibi; bu sansür baskısı daha önce Rusya-Ukrayna savaşının başlangıcında uygulanmıştı. Amerika ve Avrupa’da Rus sanatçılar kovulmuş, konserleri iptal edilmiş, istifa etmek zorunda bırakılmıştı. Rus filmleri festival programından çıkartılmış, ünlü Rus edebiyatçılarını konu alan dersler “özgür” üniversitelerden kaldırılmıştı. Bu kıyımdan nasibini alan Rus sanatçılardan birisi de Tugan Sokiev’di. Fransa’daki Orkestrası şef Sokiev’e baskı yaparak ondan “barış için kendini ifade etmesini” istenmişti. Ancak ne tuhaftır, İsrail’in çocuk, kadın demeden yaptığı sivil katliamlar için Batı yakasından kimse sanatçıların “barış için kendini ifade etmesini” istemedi. Tam tersi, bu katliamların durmasını ve barışın gelmesini isteyen az sayıdaki sanatçılara karşı açık bir sansür politikası izlediler.

Örneğin, Çinli sanatçı Ai Weiwei’in Londra Lisson Galerisi’ndeki sergisi, Weiwei’in İsrail’in Gazze’deki katliamı üzerine yaptığı sosyal medya paylaşımları sonucunda iptal edildi. Weiwei yaptığı açıklamada, galerinin iptal kararını “daha fazla anlaşmazlıktan kaçınmak ve kendi refahını korumak için” aldığını belirtmişti. Galeri daha da ileri gitmiş, Weiwei’in Filistinlilere olan desteği nedeniyle onu “anti-semitist” olmakla suçlamıştı.

Filistin’in karpuz dilimleri: Sanatın direnişi, direnişin sanatı - Resim : 1
Ürdünlü illüstratör Sarah Hatahet’in (solda) ve Ürdünlü-Filistinli sanatçı Beesan Arafat'ın eserleri (sağda).

Şu sıralarda Batı egemenlerinin “anti-semitizm” suçlaması, sansür eleştirilerinden yırtmanın en kolay yollarından biri olarak görünüyor. Görünen o ki, “anti-semitizm” de “insan hakları”, “demokrasi” gibi batı literatürünün “içi boşalmış terimler sözlüğü”ne dahil olacak.

Bilindiği gibi, Sanatçı Ai Weiwei Çin yönetimine karşı yaptığı eleştirel sergileri nedeniyle, Avrupa ve ABD’de popüler sanatçı olmuş ve bu doğrultuda batı sanat çevresinde beğeni görmüştü. Weiwei, eleştirel rotasını Çin’den dünyadaki mazlum toplumların yaşadığı trajedilere çevirince, işler beklediği gibi gitmedi. Artık Weiwei, sanatıyla “duyarlılık” kazandırmak için yerleştiği Avrupa’nın sansürcü tavrıyla ve “sanatını özgürce ifade edemeyeceği” gerçeğiyle daha çok yüzleşiyor. Bir başka sansürlenen sanatçı, sosyal medya hesabında İsrail’in operasyonunu soykırım olarak nitelendiren Anais Duplan’dı. Sonuç olarak, Dublan’ın Almanya Folkwang Müzesi’nde açılacak sergisi iptal edildi. Buna başka sansürleri de ekleyebiliriz; kemancı Nigel Kennedy'nin İsrail'i eleştiren sözlerinin BBC'de sansürlenmesi, İsrail-Filistin savaşıyla ilgili paylaşımlarından dolayı piyanist Fazıl Say’ın İsviçre'deki konserlerinin iptal edilmesi gibi. Rus sanatçılara uygulanan sansürler gibi bu liste de uzayıp gidiyor. Sonuç olarak, artık Batı’nın düşünce özgürlüğünden bahsetmek, belli bir tarafı seçmekten öte bir şeyi ifade etmemektedir.

Filistin’in karpuz dilimleri: Sanatın direnişi, direnişin sanatı - Resim : 2
Fuad Alymani’nin bir çalışması

Filistin’in karpuz dilimleri: Sanatın direnişi, direnişin sanatı - Resim : 3

REFAHIN SAFLARINDA KAYBOLMAK

Batı egemenlerinin son dönemdeki açık tutumu, bizi Sokiev’in tespitlerine yönlendiriyor. Daha önce de Sokiev’in tespitini paylaşmıştım: “sanat-kültürün artık ulusları ve insanları bölmek için kullanıldığını” ve “sanat ve kültür insanlarının iki kültürel gelenekten birini, yani ya Batı’yı ya da Doğu’yu seçmesini istediklerini” söylemişti. Sokiev’in bu tespiti gerçekten önemlidir. Yaşadığımız son olaylar sonucunda sanatçılar iki kültürel saftan birini seçmeye zorlanırken, Batı kültürel safına dahil olmanın ölçütleri de belirginleşmeye başladı. Londra Lisson Galerisi büyük bir samimiyetle bu ölçütü tanımlıyor: “kendi refahını korumak”. Dolayısıyla; bu ölçüt, kültür insanını vicdanını özgürce ifade etmekle, konfor alanına sıkı sıkıya sarılmak arasında bir tercihe zorluyor. Böylece, sanatçılar ya da sanat kurumları; Batı’nın projelerine, desteklerine, övgülerine bağımlı hale geldiklerinde, “kendi refahlarını koruyabilmenin” dışında bir seçenekleri kalmıyor.

Filistin’in karpuz dilimleri: Sanatın direnişi, direnişin sanatı - Resim : 4

Bununla birlikte, Batı kültürel dünyası uyguladıkları sansürü “kendi refahını korumanın” bir yolu olarak meşrulaştırmakta da bir sakınca görmüyor. Öyle ya, ne yapsınlar! Geçmişte sömürgeleri üzerine inşa ettikleri “refahlarını” korumak zorundalar. Bu nedenden dolayı; Avrupa’daki sanat kurumları, kuruluşları, Türkiye’nin en çok üyesi olan Uluslararası Plastik Sanatçılar Derneği gibi kuruluşlar, Rus sanatçılara ve içlerinde Fazıl Say’ın da bulunduğu Filistin’i destekleyen sanatçılara uygulanan sansüre ses çıkaramazlar. Çünkü, gerçeğin dışındakini söyleme ya da gerçeğe sessiz kalma zorunluluğu, kişiyi bunları yapmaya zorlayan topluluğa aidiyet hissinden doğar. Söz buralara gelmişken; Türkiye Sanatçılar Birliği’nin de hakkını teslim etmek gerekir, bu sansürlerin hepsine de tepki göstermiştir.

Filistin’in karpuz dilimleri: Sanatın direnişi, direnişin sanatı - Resim : 5
Umman'da yaşayan Yunan sanatçı Kostis Grivakis, “Benim Kendi Vadettiğim Topraklar”,eski bir Filistin haritasını, geleneksel Filistin nakış sanatı olan tatreez desenleriyle birleştirmiş pop sanatı tarzı kolaj. Grivakis"dünyaya Filistin'in ne kadar güzel olduğunu ve yaşananların ne kadar adaletsiz olduğunu şiirsel bir şekilde göstermek" istiyor.

KARPUZ DİLİMİNİN İSYANI

Bir de, bu sansürlerden korunabilen bazı sanat dallarından bahsetmek iyi olur. Özellikle sosyal medyayı izlediğimizde, Filistin halkının direncini ve özgürlük özlemini daha çok grafik sanatının ve karikatürlerin dile getirdiğini görürüz. Bunlar arasında; Fuad Alymani, African Stream, Eternal Passenger, Mahran Studio, Beesen Arafat, Sarah Hatahet gibi pek çok hesapta Filistin'e destek veren görsel paylaşımlar yapılıyor(Resim:1-2-3). Bu bağlamda, grafik çalışmaların ve karikatürlerin sosyal medyada daha etkili olduğu ve daha çok paylaşıldığı görülüyor. Bunun nedenlerinden birisi; grafik çalışmalar diğer görsel sanatlara göre gündeme daha hızlı refleks gösterebiliyor. Ancak; zaman alıcı teknik, malzeme ve yapım sürecine sahip olan resim, heykel, yerleştirme (enstelasyon), video sanatı gibi sanatlar gündemin hızına yetişemiyor. İkincisi; grafik çalışmaların yalın, kolay anlaşılır ve mesajını en kolay iletebilen görsel dile sahip olması nedeniyle, sosyal medya paylaşımına en elverişli iletişim aracı olmasıdır. Üçüncüsü; grafik sanatların görsel sanatlar kadar sergileme mecralarına bağımlı olmaması ve sosyal medyada kullandığı zengin simgesel dilden dolayı sansür riskinden uzak olmasıdır.

Filistin’in karpuz dilimleri: Sanatın direnişi, direnişin sanatı - Resim : 6

Buna iyi bir örnek olarak, bugünlerde sosyal medyada sık sık yer alan karpuz sanatını gösterebiliriz. Filistin’i destekleyen içeriğin sürekli sansürlendiği bir ortamda, sosyal medya kullanıcıları, Filistinliler’in varlığının ve direnişinin simgesi olarak karpuzu kullanıyor. Filistin’in ünlü meyvesi olması ve bayrağını çağrıştıran renkleri nedeniyle karpuz bir simge haline gelmiş (Resim:4). Filistinliler, eskiden beri bölgede protesto işareti olarak dilimlenmiş karpuzlar taşırlarmış. Bugünlerde birçok sosyal medya kullanıcısı Filistin ile dayanışma için profil resimlerini karpuz resimleriyle değiştiriyor.

Bunların dışında, sosyal medyada yeni türeyen yapay zekâ ürünü görselleri de değerlendirmek gerekir. Bu örnekleri ilk olarak Maraş depremi sırasında görmeye başlamıştık. Her ne kadar yapay zekâ, İsrail katliamının görüntülerini kusursuz görsel kompozisyonlara dönüştürse de, bunun yanlış bilgilerin yayılmasından kazanç sağlayanlara yaradığı çok açık. Bu tür yapay zekâ ürünü görseller, gerçekliği sanallıkla değiştirerek bizim asalsı bir atmosfere taşımakta ve savaşın acı gerçekliğinin altını boşaltmaktadır(Resim:6). Yani, yazılımcısının önyargılarıyla dolu olan yapay zekâ, ancak yazılımcısının izin verdiği sınırlar içinde “üretken” ve “gerçek” olabiliyor. Filistin’le ilgili yapay zekâ ürünü görsellerin hangi merkezden üretildiği bilmiyorum, ancak pek “sağlam pabuç” olmadıkları da kesin.

Filistin’in karpuz dilimleri: Sanatın direnişi, direnişin sanatı - Resim : 7
Yapay zekâyla üretilmiş bir görsel

Tekrar söylemeliyim; İsrail’in son katliamlarından sonra uygulanan sansürlerle, “demokrasi”, “insan hakları”gibi “özgür sanatsal ifade” tanımı da aldatıcı etkisini yitirmiştir. Bunlar, “kendi refahını korumayı” seçenlerin, kendilerini gizlemek için kullandıkları kötü, samimiyetsiz makyajdan başka bir şey değildir.