25 Haziran 2024 Salı
İstanbul 22°
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

İnsan, Adam, Demokrat, Diktatör

Mehmet Yuva

Mehmet Yuva

Gazete Yazarı

A+ A-

Zariyat suresinin 56-58 ayetinde; “Ben cinleri ve insanları, başka değil, yalnızca (sırf) bana ibadet etsinler diye yarattım. Onlardan bir rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istiyor değilim. Şüphesiz rızkı veren, sarsılmaz gücün sahibi olan yalnızca Allah’tır.” denilmektedir. Burada Allah yarattığı Cin ve İnsan ile aracılar üzerinden konuşuyor, telkinde bulunuyor. Neden yarattın sorusuna cevap veriyor. Birçok ayetinde, yediemin aracılar (Resuller-Peygamberler) üzerinden ibadet etsin hamd ve şükür bilsin, vefasız, nankör olmasın, kan dökmesin, yaşadığı cennet mekânı korusun, daha da güzelleştirsin, helali haramı bilsin, kendisi için istediğini diğer insana istesin, üretime, alın terine kıymet versin diye yarattığını söylüyor. En yakınındakilerle paylaşmadığı sırları, öğretmediği isimleri İnsana veriyor. Zira ona zatı-nurundan can veriyor. Akıl ile ziynetlendiriyor. Hazinendir iyi kullan diyor. Nefsine üstün gelirsen Meleklerden üstün, nefsine kulluk edersen sefillerin en sefili olursun stratejik nasihatinde bulunuyor. Ve eserine İNŞA diyor.

İNSAN İNŞA EDEN DEMEKTİR

Arapça ve Süryanicede Ş ve S aynı harftir ve ister S ister Ş olarak telaffuz edilsin veya yazılsın kelimenin manası değişmez. İNS ve İNSAN, İNŞA kökenlidir. İnşa eden, yaratan, üreten, fert, kabile, aile, topluluk, İNSAN demektir. Mahlûk Haluk’un (Yaratılan Yaratanın) sıfatlarını almıştır. Arapçada İnsan birey ve çoğul için kullanılır. İlk akıllı Nesil İnsana A-dam veya A-dem denildi. A, H, D ve El, Arapça, Süryanice, Finikece ve Aramicede kelimenin başında kullanılan eklerdir. Dam veya dem, kan demektir. Süryanicede Damo, Demo, Diymo olarak telaffuz edilir. Müennes (Dişi) için Domina, Dominata, Dama Domiyno, Domina Seyit, Beyefendi, Misal, Şahıs, Kan, Zat, Şahıs, Rahim bağı, Aşiret, Zürriyet, Kopyalanmış, Egemen ve Egemenlik sahibi demektir. Latince, Avrupa, Slav dillerindeki dominate, dama, madam, madame ve daha nice kelimenin kökenidir. Roma İmparatorluğunu imparator ve imparatoriçe olarak yöneten en meşhur Suriye-Humuslu ailenin başındaki Julia Domina bu kelimeyi soyadı olarak kullanmıştır.

DİĞER ANLAMI DA BİLGEDİR

İnşa eden İnsana verilen ikinci isim UMAN, OMAN, AMON olarak telaffuz edilir. Sanayici, ziraatçı, yaratıcı, mahir, zeki, deneyimli, bilge manasındadır. Akdeniz havzası, Avrupa ve daha uzak diyarlara bu lisanı ve kültürü taşıyan Suriyeli Finikelilerin ek olarak kullandıkları H eklenince H-UMAN yani human insan humanity insanlık terimini ve ahlakını öğretmiştir. DEMOKRAT bize yıllardır telkin edildiği gibi halkın iktidarı veya halkın yönetimi demek değildir. Arapça ve Süryanicede Dam, kan ve şahıs demektir. Demo çoğuldur ve şahıslar, insanlar, seyitler, efendiler, vatandaşlar demektir. KRAT veya KARAT halen günümüzde altının değeri, saflık derecesi olarak kullanılır. KRAT, ısırılmış, tescil edilmiş, nakış edilerek işlenmiş, sicil kayıtlı demektir. DEMO-KRAT kayıtlı vatandaş, sicili olan vatandaş, demektir.

Suri medeniyetlerin tümünde hem babadan hem anadan Suri olarak kayıtlı, sicili olan vatandaş değilsen Suriyelinin haklarından yararlanamazsın. Halen bugün Suriye’de baba Suriyeli değilse yabancı anneden doğan çocuklara Suriye vatandaşlığı verilmez. Anne Suriyeli baba yabancı ise onun çocukları da Suri vatandaşı olamaz. Kadim tarihte zürriyeti nesebi olmayan yabancı kadınlarla evlenen Suri baba vatandaşlığı kaybederdi. Suri milletinden Aforoz edilirdi. Doğan çocuklarına vatandaşlık verilmezdi. Zira sadece Suri vatandaşlığı olanlar DEMOKRAT kabul edilirdi. Suri kökenli uygarlıkların tümünde Yunan uygarlığının doğuşundan yüzlerce yıl önce tarihteki ilk kent demokrasileri ile yönetilirdi. Allah adına Hakim Olan, Hükümdar, Melik, Emir, Mülkün Sahibi, Müminlerin Emiri, Emir gibi lakapları olan Hükümdar, Seçkinler Meclisi tarafından sadece iki sene için seçilirdi.

AZGIN BOĞA: DİKTATÖR

Bu uygulamayı ortadan kaldırmak isteyen, farklı otorite tamahları olana ve mevcut yasalara uymayanlara DİKTATÖR denildi. DİK-TORO kökenlidir. DİK, erkek gücü, penis, horozun gagalaması, boğanın toslaması manasındadır. İngilizcedeki DİCK (penis) isminin de kökenidir. TORO (aslında İngilizcedeki th misali Arapçadaki sa harfiyle yazılan SORO boğa demektir. Tores, Toros, devrim, isyan, şahlanmak, çılgınca hareket etmek manasındadır. Hükümdar kızgın boğa gibi davrandığında, zincirini koparmış boğanın davranışlarını sergilerse, kural tanımaz, etrafa kriz ve anarşi yayarsa, Meclise saygı göstermezse ona DİK-TATÖR yani çiftleşmek için serserice davranan Azgın Boğaya benzetmişler.

KRAMER'İN ÇALIŞMALARI

Suriye, Irak ve Mısır coğrafyasının kadim Eserleri ve Dinleri, Tarihi ile ilgili faaliyetlerin ezici çoğunluğu, 150 sene önce Süveyş kanalına yaptığı yatırım ile Şam ve Mısır tamahı kabaran Rothshild hanedanlığının siyasi Siyonist projesine hizmet edenler tarafından kontrol edilmiştir. Avrupa-Amerika üniversitelerinde ve medyasında bu konular onların tekelinde olmuştur. Bu mahfil ile birlikte hareket etmeyen ve onların keyfi ve bilim dışı yorumlarına itiraz edenler ciddi bir baskı altında olmuşlardır. Eserleri ve kendileri dışlanmış ve bilinmemeleri için ne gerekiyorsa yapılmıştır. Propaganda makineleri sayesinde bu projeye hizmet edenler parlatılmış ve insanlığa büyük hizmetleri olan mümtaz şahsiyetler olarak takdim edilmiştir.

1990’da vefat eden Kiev doğumlu Yahudi Samuel Noah Kramer (Sam-İl Nuh) dünyanın önde gelen Asur (Suriye) bilimcilerinden ve dünya çapında tanınmış Sümer (Somar) ve Sümer dili uzmanı olarak bilinir. İsrail ve Siyonizm’e hizmetlerinden dolayı Bar-Ilan bünyesinde kurulan "Asuroloji ve Eski Yakın Doğu Enstitüsüne" Samuel Noah Kramer'in adı verilmiştir. Kıymetlimiz Muazzez İlmiye Çığ hanımefendinin de yakın dostudur. Kadim eserlerin okunmasında ve anlaşılmasında temel olan Arapça-Süryanice-Aramicenin konargöçer Yahudi kabilelerin lehçesi olan İbraniceyi bilmesi bu alandaki çalışmalarını kolaylaştırmıştı. Şüphesiz ki bu alanda yaptığı çalışmalar ve verdiği emek takdire şayandır. Ancak pekmezdeki zehir misali ölüm vuruşunu da yapmıştır. Tarih Sümerler ile başlar. Sümerler Sami zürriyetinden milletinden değildir. Asur'dan, Akad'tan Babil'den farklıdır iddiası pekmezdeki zehirdir.

AYRI KAVİMLER YARATMAK

Akıllı İnsan tarihi, şehirleri ve medeniyeti altı bin sene önce zuhur eden Sümerlerle başlıyorsa onlardan yüzlerce yıl önce var olmuş onlarca şehir ve medeniyetlerin tarihi uzaylılara mı aitti? Sümerlilerden yüzlerce yıl öncesine ait Umman, Yemen, Güney Arabistan, (Sudan’da keşfedilen Piramitler bile Mısır Piramitlerinden yüzlerce yıl önce inşa edilmiş) Şam coğrafyasındaki on iki bin yıllık eserleri kim veya kimler inşa etti? Sümerliler Sami değilse Asya’dan gelmişlerse bu kadar ileri bir medeniyetin temsilcileri göç ettikleri Asya’nın hangi bölgesinde hangi şehirleri, eserleri bırakarak geldi? Bu eserler nerede? Yoksa Irak’ın güneyine geldikten sonra mı yerleşik ve medeni oldular? Geldikten sonra medeniyet ile tanıştılarsa bu etkilendikleri medeniyetler kimdi?

Sümerler üzerine çalışanlar bu milletin altı bin sene önce Asya’dan gelerek Irak’ın güneyine, Dicle ile Fırat arasında yerleştiklerini anlatır. Kimse de akıl edip sormaz; kadim bir medeniyetin Türk kökenli olması için Orta Asya’dan, Sibirya’dan, Tanrı dağlarından veya Çin diyarından gelmek zorunda mı? Onları illa Orta Asya’ya bağlama ihtiyacı nedendir? Sami dili konuşan Nuh’un Oğlu Yafes’in Oğlu Türk bir medeniyet kuramaz mı? Türk babası Sami ve dedesi Nuh’tan farklı bir dil mi konuştu? Hepsinin kullandığı ana ve baba dili, gelenekleri, kültürü, Allah’ı bir iken her birinden ayrı bir kavim, ayrı bir kök, ayrı bir dil, din ve medeniyet yaratmak hangi ilme hangi akla ve hangi projeye hizmettir?

Bu bünyeyi ve bir bütün teşkil eden medeniyeti Levant, Yakın Doğu, Ön Asya, Küçük Asa, Orta-Doğu, Mezopotamya, İki Nehir Arası Coğrafya, Sami ve Sami olmayanlar, Hindu Germanlar, Ariler, Hint-Avrupalılar ve daha nice hurafe isimlerle parçalayan kimlerdir? Bu hurafeleri batıl tamahları için kullanan İngiliz, Fransız, Alman, Siyonist Yahudi ve ABD değil midir? Ülkemizde bu zihniyeti sorgulamayanlar hangi hedeflere hizmet etti? Sömürge tarihine bilerek veya bilmeden hizmet eden, Türk medeniyeti ve tarihine, Arap medeniyeti ve tarihine, Kürt medeniyeti ve tarihine hizmet ettiğini sananlar bu habis projelerin muvazzaf memurları olan anlı şanlı arkeolog isimlerin çalışmalarını ilahi ayetler gibi kabul eden ve bunları telkin edenler son merhalede aslında kendi milletlerinin tarihine, birliğine ve eserlerine zarar verdiklerini idrak ettiler mi, ediyorlar mı?

Çin Suriye Irak Mısır Şam