Lavrov’un ziyareti ve Suriye’ye harekat

Fikret Akfırat

Fikret Akfırat

Gazete Yazarı
TÜM YAZILARI

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov 8 Haziran’da Türkiye’ye askeri bir heyetle birlikte geliyor. Gündemdeki konular geniş. Ukrayna’daki savaşın yanısıra Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde düzenleyeceğini ilan ettiği sınır ötesi harekat masada tartışılacak konular arasında ön sırada yer alacak. Ziyaret öncesinde Lavrov’un Russia Today’in Arapça servisine verdiği röportajda “ABD’nin Suriye’yi bölmeye çalıştığını, Türkiye’nin buna kayıtsız kalamayacağını” vurgulaması, “Türkiye’nin harekatına Rusya’dan yeşil ışık” olarak yorumlanmıştı. 2 Haziran gecesi Rusya Dışişleri Bakanlığı sitesinden yayınlanan bir açıklama ise Lavrov’un açıklamasından biraz farklıydı. Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında, “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine askeri operasyonla ilgili haberleri endişeyle karşıladık. Ankara’nın, Suriye’de, karmaşık olan durumun tehlikeli şekilde bozulmasına yol açabilecek eylemlerden kaçınacağını umuyoruz” dendi.
Ancak açıklamada, Lavrov’unkiyle paralel olarak “Türkiye’nin, ulusal güvenlik kaygılarını Rusya’nın anlayışla karşıladığrı” belirtildi ve çözüm olarak sınırın Suriye ordu birliklerince korunmasına işaret edildi: “Bu bağlamda, Suriye-Türkiye sınırında güvenliğin sağlanmasının ancak sınıra Suriye ordu birliklerinin konuşlandırılmasıyla mümkün olduğuna inanıyoruz”.

MESELENİN BAM TELİ

Rusya’nın açıklamalarından çıkarılacak sonuç bellidir. Rusya Ankara’nın önüne, öteden beri olduğu gibi Suriye’deki güvenlik probleminin Şam yönetimi ile eşgüdüm sağlanarak çözülmesini getiriyor. ABD’nin açık olarak karşı çıktığı harekatın hedeflerine ulaşması için bizce de bu politika gerekli ve zorunludur. Ankara konuyu, sınır ötesindeki PKK terörünün bertaraf edilmesinin yanı sıra Türkiye’deki sığınmacı sorununun çözümü bağlamında da gündeme getiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sınır ötesi operasyon kararının açıklanmasından önce, Suriye’de 13 ayrı yerel meclisle birlikte 1 milyon sığınmacının Suriye’ye dönüşüne ilişkin bir plan hazırladıklarını ilan etmişti. Türkiye’nin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı harekat bölgelerinde faaliyet gösteren bu “yerel meclis”lere dayanarak yapılacak bir planın başarı şansı olmaması bir yana, çok daha önemli bir tehlikesi bulunuyor. Şöyle ki: Washington ile kafa kafaya gelmiş olan, ve pratikte Irak’ta ve Suriye’de ABD’nin açıkça desteklediği PKK ile mücadele eden Ankara’nın sınır ötesi operasyonlara neden olan güvenlik kaygılarını, Rusya, İran, Çin, hatta Suriye bile belli bir ölçüye kadar meşru görüyor. Şam yönetiminin, Astana ortaklığı ve Türkiye’nin düzenlediği harekatlarla nefes aldığı biliniyor. Ancak, Suriye’de siyasi sürecin öngörüldüğü şekilde ilerlelemesi ve Astana sürecinin yerinde saymaya başlaması ABD’ye koz veriyor. Sürecin ilerletilememesinde birçok etken rol oynamakla birlikte en başta gelen engel, Ankara’nın Şam yönetimiyle ilişkileri düzeltmeye direnmesi. Ankara’da ne zaman Şam ile normalleşme yönelimi ortaya çıksa, Erdoğan yönetimi içinde ve çevresindeki bir grup derhal bunu bozmaya yöneliyor. Aydınlık’ın gündeme getirdiği yıllık 5 milyar doları bulan ticareti kontrol eden yağma düzeni kuranlar sahadaki “savaş ağaları” vasıtasıyla provokasyonlar düzenliyor. Bir yandan da içerideki “gizli Amerikancılar” devreye giriyor.

STRATEJİK SORU

Ankara’nın hem genel dış politikasında hem de özel olarak Suriye politikasındaki temel yanlış, dünyadaki cepheleşmelere, Türkiye’nin menfaatlerinin hangi cephede yer almakla sağlanabileceğine ilişkin ittifaklar manzumesini esas alan bütünsel stratejik bir yaklaşım geliştirmek yerine, Türkiye’nin sahadaki çeşitli kazanımlarının ABD, Rusya, İran başta olmak üzere çeşitli ülkelerle taktik düzeyde pazarlık konusu haline getirmesi olarak nitelenebilir. Bu durum ise ABD açısından elverişli şartlar yaratıyor.
Soru şudur: Türkiye’nin harekatlarıyla ulaşmak istediği siyasi hedef nedir? Astana ortaklığında Rusya ve İran ile birlikte altına imza attığımız şekilde Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini sağlamak ise, bunu gerçekleştirmenin en kestirme ve maliyeti en düşük yoluna odaklanacağız. Evet Şam yönetimi, sınırdaki PKK, El Nusra ve diğer yobaz terör örgütlerini tek başına bertaraf etme gücüne sahip değil. Evet, Şam, ABD işgalini de kendi başına ortadan kaldırabilecek durumda değil. Ama Ankara ile Şam el ele verdiğinde Rusya, İran, Çin’in ve diğer Avrasya güçlerinin tamamı bu birlikteliğin arkasında yer alacak ve ABD’yi Suriye’den çıkartacak, PKK’yı bitirecek kuvvet ortaya çıkarılabilecektir.
Unutmayalım: Sonuç olarak Türkiye’nin harekat düzenlediği bölge Suriye Arap Cumhuriyeti’nin topraklarıdır. “Biz güvenliğimiz içine gerekirse hiç çıkmayız” dediğinizde karşınızda sadece Suriye’yi değil aynı zamanda tüm Arap ülkelerini, Rusya, İran’ı ve Çin’i bulursunuz. Üstelik Amerikan tuzaklarına imkan yaratmış olursunuz.

Etiketler bam teli rusya dışişleri bakanı sergey lavrov suriye harekat