21 Nisan 2024 Pazar
İstanbul 18°
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Medeni Kanun’u biz savaş alanlarında hak ettik

Şule Perinçek

Şule Perinçek

Gazete Yazarı

A+ A-

“Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir!” Cumhuriyet Devrimi’nin temel ilkesidir.

Bu, Kemalist liderlerin sıklıkla vurguladığı gibi tozlu kitap raflarından öğrenilen bir ilke değildir. Savaş alanında canlar verilerek kazanılmıştır. Pek kıymetlimizdir. Her sözcüğünü hak ediyoruz. 17 Şubat 1926’da Medeni Kanun TBMM’de kabul edilene kadar bu millet neler yaşadı...

MATEM BAYRAKLARI İNDİ AL BAYRAKLARIMIZ ASILDI

1 Kasım 1922’de Saltanat kaldırıldı.

5 Kasım'da, İstanbul'da, binlerce halk ve öğrenci Sultanahmet Meydanı'nda toplandı, büyük bir miting yaptı. Üç yıl önce Sultanahmet ve Ayasofya Cami-i Şerifleri arasında dalgalanan siyah ve matemli bayrakların yerine, kırmızı bayraklar asıldı. (Tevhid-i Efkâr, 6 Teşrin-i sâni 1338/6 Kasım 1922, Numro:507-3535.)

NEZİRE HANIMA SELAM OLSUN

Dar-ül-fünûn tarafından düzenlenen bu mitingde birçok konuşmalar yapıldı, marşlar söylendi. Nezire Hanım adlı bir konuşmacı da, duyduğu sevinç ve mutluluğu şöyle dile getirmiştir:

"Bugün Türk tarihi en büyük günlerinden birini yaşıyor. Esasen Türk Milleti'nin bu son senelerde, asırların hazırlayamayacağı büyük inkılâplar geçirmesi, kendi kendisini idare edebilecek bir şuur vermiştir. Artık Türk Milleti kendi kendinin hâkimidir ve kendi hâkimiyetinden başka bir hâkimiyeti tanımaz. Bu millî ve ulvî hakikatin yaşandığı bu mesut ve mukaddes günü tebrik etmekle iftihar ederiz. Yaşasın Hâkimiyet-i Milliye, Yaşasın Milli Ordu ve onu hazırlayan büyük kalpli Anadolu Kadını!" (Vakit, 5 Teşrin-i sâni 1338/4 Kasım 1922, Numro:1759, Aktaran, Betül Aslan, Belleten, c.66, Sayı:245, s. 95-122, Nisan 2002)

Medeni Kanun’u biz savaş alanlarında hak ettik - Resim : 1

MİLLETİN EGEMENLİĞİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER TEMİZLENİYOR

Tanzimat’tan bu yana Medeni Kanun konusunda bazı girişimler olmuştu. Fransızcadan çeviri yapılmak istendi. Olmadı. İslam hukukunun geçerli olduğu bir dönemde ancak 1851 maddelik Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye çıkabildi. O da aile ve miras hukukunu içermiyordu. 1876, 1908 Devrim ve mücadelelerinden geçildi. Kurtuluş Savaşı, Millî Mücadele… ve Cumhuriyet.

“Milletin egemenliği” için inşa faaliyeti devam edecekti. Artık önüne çıkan engeller kaldırılıyordu.

23 Ocak 1924’te Türkiye Reisicumhuru Gazi M. Kemal’in Ankara’da Başvekil İsmet Paşa’ya “Halife’nin tavrı ve hareketleri hakkında” sert bir yazısı vardır. “Türkiye Cumhuriyeti mevcudiyetini, bağımsızlığını tehlikeye maruz” bırakamazdı! (Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, c.16, s.199-200)

EĞİTİM VE ÖĞRETİMİN BİRLİĞİ

Atatürk, 1 Mart 1924’te Meclis açış konuşmasında şu vurguları özellikle yapmıştı:

1-Memlekette maarif nurunun yayılmasına ve en derin köşelere kadar nüfuz etmesine bilhassa gözümüzü dikiyoruz.

2-Milletin kamuoyunda tespit olunan eğitim ve öğretimin birliği umdesinin bir an kaybetmeksizin tatbiki lüzumunu gözlemliyoruz. (Alkışlar, bravo sesleri.) Bu yolda gecikmenin zararları ve bu yolda hızlı davranmanın ciddi ve derin semereleri seri kararınıza tecelli vesilesi olmalıdır. Darülfünunun mevcudiyet ve gelişmesine ve yüksek bir darülfünunun milletin genel eğitiminde, medeni gelişmesinde sahip olduğu kati tesirlere bilhassa nazarı dikkati çekerim.

Türkiye'nin eğitim ve maarif siyasetini her derecesinde tam bir anlaşılırlık ve hiçbir tereddüde mahal vermeyen açıklık ile ifade etmek ve tatbik etmek lazımdır. (Bravo sesleri, şiddetli alkışlar.) Bu siyaset her manasıyla, milli bir mahiyette tayin olunabilir.

3- (…)mühim olan nokta, adli anlayışımızı, adli kanunlarımızı, adli teşkilatımızı, bizi şimdiye kadar şuurlu şuursuz tesir altında bulunduran, asrın icaplarına uygun olmayan bağlardan bir an evvel kurtarmaktır. (Bravo sesleri, alkışlar.) Millet, her medeni memlekette olan adli anlayışların memleketin ihtiyaçlarına uyan esaslarını istiyor. Millet, seri ve kati adaleti temin eden medeni usulleri istiyor. (Alkışlar.) Milletin arzu ve ihtiyacına tabi olarak adliyemizde her türlü tesirlerden cesaretle silkinmek ve seri ilerlemelere atılmakta asla tereddüt olunmamak lazımdır. (Alkışlar.) Medeni hukukta, aile hukukunda takip edeceğimiz yol ancak medeniyet yolu olacaktır. (Bravo sesleri, alkışlar.) Hukukta idare-i maslahat ve hurafelere bağlılık, milletleri uyanmaktan men eden en ağır bir kâbustur. Türk milleti, üzerinde kâbus bulunduramaz!” (ATABE, c.16, s.228-229)

3 Mart 1924’te Halifelik kaldırıldı, eğitim ve öğretimin birliği sağlandı. Türkiye Cumhuriyeti, lâiklik ve milletin egemenliği yolunda bir büyük adım daha attı. Sıra yasalara geldi. Medeni Kanun hazırlıkları başladı.

13 Ocak 1926’da Mahmut Esat Bozkurt Medeni Kanun’la ilgili şu bilgileri veriyordu:

Adliye Vekâleti'nden verilen direktifler dairesinde İstanbul'da Şükrü Kaya Bey'in riyasetinde çalışan komisyondaki güzide hukukçularımız Türk Cumhuriyeti'nin Medeni Kanununu başarıyla hazırladılar. Tasarı İcra Vekilleri Heyeti'nce aynen kabul olundu; Meclis'e gönderildi, şimdi Adliye Encümeni'ndedir. (…)

Yeni Medeni Kanunumuzun fazla gelişmiş bir eser olduğunu, ihtiyaçlarımıza uymayacağını ileri sürenler Türk milletini geri bir millet zannedecek kadar görüşleri dar ve kısa olanlardır. Bunlar Türk'ün ve Türk tarihinin manasını bilmiyorlar. Kendi idrak ve vaziyetlerini izah ve ifade ediyorlar.(…)

Eski bir medeniyetten yıldırım süratiyle çıktık. Şu anda yeni ve hayat feyizleri saçan Batı medeniyetinin kapılarından içeri girmiş bulunuyoruz. Bu medeniyeti tamamen kendimize mal etmekteyiz. Bunu yarım yamalak almak imkânı yoktur. Türk milleti fıtri kabiliyetiyle bu medeniyeti eski medeniyetten çok fazla bir kolaylıkla özümleyecektir. Bunda şüphem yoktur.

Bence tarihe karışan eski medeniyet hiçbir gün Türk milletinin zekâsıyla, kabiliyetiyle orantılı ve paralel bir şey olamadı. Türk'ün büyük ve faal ruhu bu medeniyete ısınamadı. Milletimizin kurtuluş yolu, onu kayıtsız ve şartsız çağdaş medeniyete götüren düsturu bulabildiği Türk Kanunu Medenisi bu düsturların en esaslılarından birisidir.

Şu hususa da kaniyim ki Ortaçağ muhit ve zamanlarına göre tespit edilen ve bir türlü derlenemeyen fıkıh, Türk aile teşkilatında ve tabiatıyla Türk Devleti'nde çöküş etkenlerinden birisi olmuştur. Türk'ün asırlarca kanla canla acısını ödediği bu hakikat inkılabın gözlerinden uzaklarda kalamazdı.” (Mahmut Esat Bozkurt, Toplu Eserler, Kaynak Yayınları, c.2, s.253-254)

KANUNLARI DİNE DAYALI OLAN DEVLETLER

Mahmut Esat Bozkurt Meclis’teki konuşmasında yasanın gerekçesini şöyle açıkladı: (TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 2, c.22, s.230 vd., 17 Şubat 1926).

“Hali hazırda Türkiye Cumhuriyeti'nin derlenmiş bir medeni kanunu yoktur. Yalnız, akitlerin küçük bir kısmına temas edebilen Mecelle vardır. 1851 maddedir. 8 Muharrem 1286 [20 Nisan 1869] tarihinde yazılmaya başlanmış ve 26 Şaban 1293 [16 Eylül 1876] tarihinde tamamlanarak yürürlüğe konulmuştur. (…) Mecelle'nin kaidesi ve ana hatları dindir. Halbuki, insan hayatı her gün, hatta her an esaslı değişimlere maruzdur. Bunun değişimlerini, yürüyüşünü hiçbir zaman bir nokta etrafında tespit etmek ve durdurmak mümkün değildir. Kanunları dine dayalı olan devletler, kısa bir zaman sonra memleketin ve milletin taleplerini tatmin edemezler. Çünkü dinler değişmez hükümler ifade ederler. Hayat yürür, ihtiyaçlar süratle değişir, din kanunları, mutlaka ilerleyen hayatın huzurunda şekilden ve ölü kelimelerden fazla bir kıymet, bir mana ifade edemezler.

TOPLUMSAL YAŞAMIN DÜZENLENMESİ

“Değişmemek dinler için bir zarurettir. Bu itibarla dinlerin sadece bir vicdan işi olarak kalması, asrımız medeniyetinin esaslarından ve eski medeniyetle yeni medeniyetin en mühim ayırıcı vasıflarından birisidir. Esaslarını dinlerden alan kanunlar, tatbik edilmekte oldukları camiaları indikleri ilkel devirlere bağlarlar ve ilerlemelere mâni belli başlı etkenler sırasında bulunurlar. Türk milletinin mukadderatını asrımız içinde dahi Ortaçağ hüküm ve kaidelerine bağlamakta, dinin değişmez hükümlerinden ilham alan ve uluhiyetle daimi temas halinde bulunan kanunlarımızın en kuvvetli etkili olduklarına şüphe edilmemelidir. Milli toplumsal hayatın düzenleyicisi olan ve yalnız ondan ilham alması icap eden derlenmiş bir medeni kanundan Türkiye Cumhuriyeti'nin mahrum kalması ne asrımız medeniyeti icaplarıyla ve ne de Türk İhtilali'nin gerektirdiği mana ve kavramla uzlaşmaz.

KANUNLAŞTIRMA

“Asrımız devletini ilkel siyasi teşekküllerden ayıran vasıflardan birisi de camianın mukadderatında tatbik edilen kaidelerin kanunlaştırılmış olmasıdır. İlkel devirlerde hükümler derli toplu değildir. Hâkim, örf ve âdetle hüküm verir. Mecelle'nin arz olunan 300 maddesi istisna edilmek şartıyla, medeni kanun bahsinde Türk Cumhuriyeti hâkimleri derme çatma fıkıh kitaplarından ve din esaslarından çıkarım yoluyla yargılama yapmaktadırlar. (…)Bu maksatla hazırlanan Türk Medeni Kanunu, medeni kanunlar sırasında en yeni, en mükemmel ve halkçı olan İsviçre Medeni Kanunu'ndan alınmıştır. Bu vazifeyi memleketimizin güzide hukukşinaslarından meydana gelen hususi bir encümen yerine getirmiştir.

İSVİÇRE’DEN ALINMASI VE MEMLEKETİMİZİN İHTİYACI ARASINDAKİ UYUM

Asrımız medeniyet ailesine mensup milletlerin ihtiyaçları arasında esaslı bir fark yoktur. Toplumsal ve iktisadi daimi temaslar insanlığın büyük ve medeni bir kitlesini bir aile haline getirmiş ve getirmekte bulunmuştur. Prensipleri yabancı bir memleketten alınmış olan Türk Medeni Kanunu tasarısının yürürlüğe konulmasından sonra memleketimizin ihtiyaçlarıyla uzlaşmaması iddiası varit görülmemiştir.

ARKAMIZDA KAÇ ASIR BIRAKTIK GÖZLERİMİZ GELECEĞE YÖNELİK

Yazımızda son sözü yine Mahmut Esat Bozkurt’a bırakalım:

“Arkamızda 13 asır bıraktık. Gözlerimiz daima geleceğe yönelik olduğu halde bir daha bir karabasan görülmemesi kati azmiyle ilerlemekteyiz. Gerilerde uçurum ve ölüm vardır.

“Tarih, her millete nasip olmayan bizdeki seri değişimleri kaydederken, Türkiye'nin yalnız yenilik yapmadığını ve fakat yeniliği benimseyerek bütün icaplarıyla tatbik ettiğini de yazacaktır.

“İnkılap, feyzini ve kudretini Türk milletinden aldığı kadar, kendisini büyük bir liyakatle idare etmekte olan Türk'ün güzide evladı Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin radikal kararlarına borçludur. Aynı tarihin bu hakikati de kayıt ve tespit etmesi lazımdır.

YABANCILAR TÜRK İNKILABINI İNCELESİN

“Türk İnkılabı’nın, Türk milleti için olduğu kadar, bir milletin kati kararla bir hamlede bir medeniyetten diğer bir medeniyete süratle nasıl geçebileceğini göstermesi itibariyle de cihan âlimleri için tahlili çok faydalı bir mevzu olduğu fikrindeyim. (…)” (Hâkimiyeti Milliye, 20 Ağustos 1926, No: 1838. Mahmut Esat Bozkurt’un Fribourg Üniversitesi Profesörler Meclisi'nin gönderdiği kutlama mektubuna yanıtı)

Medeni Kanun Atatürk