23 Nisan 2024 Salı
İstanbul 18°
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Tahterevallinin ortasındaki Ankara

Fikret Akfırat

Fikret Akfırat

Gazete Yazarı

A+ A-

AK Parti Hükümeti’nin Suriye politikası nedir? 2011’den 2016 yılı sonuna kadar uygulanan politikada netlik var, fakat sonrası karışık! Ankara, 2011’den itibaren ABD’nin Suriye’yi bölme ve rejimi değiştirme operasyonunun içindeydi. Ancak Suriye direndi, Rusya ve İran Şam’a destek verdi. 5 yılın sonunda Suriye’de rejimi değiştirme operasyonu kayaya tosladı. 2016 yılında NATO/FETÖ darbe girişimiyle karşılaşan AK Parti Hükümeti, önceki dönemde bir arada olduğu Atlantikçi cepheden uzaklaştı. Ankara, 2016 sonundan itibaren başlayan Astana süreci ile resmen başka bir hedefin altına imza attı. Türkiye, Rusya ve İran’ın Astana ortaklığı, “Suriye hükümeti ile muhaliflerin, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliği temelinde aynı masa etrafında buluşarak Suriye krizine barışçı çözüm yolu bulması” amacıyla başladı.

Astana, Türkiye’nin saf değiştirmesi ve Suriye’de ABD’yi devredışı bırakacak bir süreç için önemli bir dönüm noktasıydı. Fakat 7 yılın sonunda Astana’da bir yerinde sayma olduğu açık bir şekilde görülüyor. Toplantılar yapılıyor, “Suriye’nin kuzeyinde ayrılıkçı gündemlerin, sözde ‘özyönetimler’in kabul edilmeyeceği” yönünde bildiriler ilan ediliyor ama uygulamada bunun gerektirdiği eylemlere girişilmiyor. Peki neden?

ÇELİŞEN HEDEFLER

Buna yanıt vermek için başka bir soru soralım: Suriye’nin kuzeyindeki ayrılıkçı faaliyet, Astana masasının etrafındaki 4 devlet arasında en çok kimi ilgilendiriyor? Tabii ki, kendi ülkesinin bölünmesine karşı çıkan Şam yönetimini. Ardından Türkiye sonra İran ve Rusya geliyor.

Şu gerçek bütün çıplaklığıyla ortada: ABD, DEAŞ’a karşı mücadele bahanesiyle PKK’yı araç olarak kullanarak Suriye’yi bölmeye çalışıyor. Irak’ın kuzeyinden Suriye’nin kuzeyine uzanan bir İkinci İsrail kurarak, bölge devletlerinin arasına bir kama yerleştirmeyi, böylece Türkiye ve İran’ı da bölmenin zeminini oluşturmayı amaçlıyor.

Öyleyse, aklın yolu, çıkarları en fazla örtüşen Ankara ve Şam’ın, geçmişteki her türlü anlaşmazlığı bir kenara bırakarak el sıkışmasını ve ortak tehdide karşı ortak mücadele etmesini gerektirmez mi? Evet, bunun hem Ankara’da hem de Şam’da görüldüğünü ve 2022 yılı sonunda iki ülke arasında normalleşme sürecinin başladığını biliyoruz. Fakat çeşitli bahaneler ileri sürülerek bu konuda adım atılmıyor. Meselenin bam teli ise, 2016 sonrasındaki dönemde Ankara’nın uygulamalarının, “birbiriyle çelişen hedefler” içermesi. Kimi zaman söylem ve eylemler arasında görünen çelişkiler, bazen de sahada doğrudan farklı hedeflerin uygulanması şeklinde ortaya çıkıyor. Bunlardan en çarpıcısı ve güncel olarak tartışmaların düğümlendiği en önemli nokta olan İdlib’deki durum. Ankara, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyor ama Şam yönetiminin terör örgütlerinin denetimindeki İdlib’i kontrol altına almasına karşı çıkıyor. Bu konumlanışın, 2020 yılında Türkiye’yi Suriye ile doğrudan savaşa sürükleyecek bir noktaya kadar getirdiğini unutmayalım.

BİR O TARAFA, BİR BU TARAFA

Aslından Ankara’nın politikasını bir benzetme ile açıklamak mümkün: AK Parti Hükümeti bir tahterevallinin ortasında oturuyor. Tahterevallinin bir tarafında ABD, diğer tarafında ise Rusya, İran ve diğer gelişen dünya devletleri bulunuyor. Kaygan tahterevallinin ortasındaki Ankara, bir o tarafa bir bu tarafa sürükleniyor. Çünkü, tutunduğu sağlam bir nokta bulunmuyor.

Bunu Suriye düzleminde kısaca şöyle açıklamaya çalışalım: Ankara, Suriye’de ayrılıkçı gündemlere karşı bildirilere imza atıyor ve Şam’daki devletin egemenliğini tanıdığını resmen kabul ediyor. Güzel. Fakat uygulamada Suriye içinde TSK’nın süngüsü ile korunan yerlerde kendi kontrolü altında ayrı otoriteler oluşturuyor. Böylece, gerektiğinde ABD ile gerektiğinde Rusya ve İran ile pazarlık konusu olarak elinde kozlar bulundurmayı esas alıyor. Bu durumun kılıfı ise, “çok taraflı diplomasi”, “hibrit savaşa karşı hibrit mücadele” gibi kavramlarla süsledikleri denge politikası oluyor. Oysa çeşitli taraflarla pazarlık yapmayı temel alan bu uygulamanın Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda herhangi bir kazanç sağlayamadığı ortada. Tam tersine bu uygulamanın sahadaki somut karşılığı, ABD’nin “PKK devletçiği” projesini tahkim etmesi oldu.

Meselenin özü basittir. AK Parti Hükümeti Şam yönetimi ile anlaşmayı esas alan bir politikayı kararlı olarak uyguladığında, iddia edildiği gibi İran ve Rusya bunu engellemek istese bile başaramaz. Kaldı ki, İran ve Rusya’nın bunu engellemek istediği bir yutturmacadan ibarettir. Türkiye’nin menfaatleri için, Ankara’nın tahterevallinin ortasında değil gelişen dünya devletlerinin yanında oturmasından başka çıkar yol yoktur.

AK Parti Suriye NATO FETÖ PKK Astana Ankara