19 Mayıs 2024 Pazar
İstanbul 14°
  • İçel
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Zamanın ruhunda yaşayanlar: Mustafa Kemal ve Faris El-Huri

Mehmet Yuva

Mehmet Yuva

Gazete Yazarı

A+ A-

Bir yazımda Suriye devletinin kurucuları arasında yer alan Faris El-Huri’den (20 Kasım 1877-2 Ocak 1962) bahsetmiştim. Suriye’ye tabi Lübnan Vilayeti, Hasbaya Bölgesine bağlı Kfeir kasabasında Rum Ortodoks Hristiyan bir ailede dünyaya geldi. Faris Suriye’de Bakan, Başbakan ve Halk Konseyi Başkanı görevlerinde bulundu. Kabristanı Suriye’nin Başkenti Dimaşk (Damaskus) veya yaygın adıyla bilinen Şam’dadır. 1923'te Damaskus (Şam) Üniversitesinin kurulmasında yer aldı. Üniversite müfredatını Osmanlı Türkçesinden Arapçaya çeviren akademik grup içinde bulundu. 1936'da Paris'e Fransız-Suriye Antlaşmasını müzakere etmeye gönderilen Suriye heyetinin bir üyesiydi.

Faris el-Huri Amerika Birleşik Devletleri'ni ziyaret eden ve 1945'te Birleşmiş Milletler (BM) açılışında ülkesini temsil eden ilk Suriyeli devlet adamıdır. Suriye, BM’nin ilk 53 kurucu üyesinden biridir. Başı normalden büyüktür. Bir gün Şam’ın meşhur Hamidiye kapalı Çarşısında başına uygun bir fes aramaktadır. Bulmada tam umudunu yitirmişken bir tezgâhta büyük bir fes görür. Fiyatını sorar. Normal feslerin 10 katı ücret istenir. Faris şaşırır ve sorar, “neden diğerlerinden bu kadar daha çok pahalı?” Satıcı, “Faris Bey böyle nadir bir başa uygun bir fes bulmak kolay değil” der. Buna mukabil Faris Bey, “ucuzlat ki alayım. Benden başka uygun bir müşteri bulamazsın. Zira senin de fesine böyle nadir bir başı bulman kolay değil” der.

DERSLERLE DOLU BİR BEYAN

Suriyeli bir Mesihi olan Faris El-Huri Başbakan iken Suriye Manda yönetiminden sorumlu Fransız orduları Başkomutanı tarafından makamında ziyaret edilir. Fransız komutan, “Ekselansları Başbakan, Fransa Levant’a (Büyük Suriye Coğrafyasına) siz Hristiyanları korumak, yardımcı olmak ve Fransız medeniyetinin bir parçası yapmak için de geldik. Bir Hristiyan olarak bize yardımcı olmak yerine bize karşı mücadele ediyorsunuz. Bizi işgalci, bölücü diye suçluyor ve Suriye’yi terk etmemizi talep ediyorsunuz” sözüne karşılık, “Fransa’nın biz Hristiyanları korumak için buraya geldiğinizi iddia ediyorsunuz. Çoğunluğu Müslüman olan halk ve meclisi tarafından Suriye’nin en yüksek makamına seçilmiş bir Suriyeli Hristiyan’ım. Filistin’den Lübnan’a tüm Suriyeli Hristiyanlar adına Kelime-i Şahadet getiriyorum; “Eş hadu Enna La İlaha İllallah va Eşhedu Anna Muhammed Abduhu ve Resuluhu” diyorum. Artık Fransa’nın Suriye’de korumakla mükellef olduğu bir Hristiyan kalmadığına göre ülkenize dönünüz” derslerle dolu hayati önemde bir beyanda bulunmuştur.

ALTI OK PRENSİPLERİNE BENZER İLKELER

Faris El-Huri, Mustafa Kemal Atatürk’ten 4 yaş büyüktür ve kendisinden 24 sene daha fazla yaşadı. Birinci ve İkinci Cihan Harplerini yaşamış ve Batı sömürge devletlerin en etkili aracı olan etnik ve din-mezhep silahının Şam Coğrafyasında (Suriye, Lübnan, Filistin, Ürdün), Anadolu’da, Irak’ta ve Arabistan Yarımadası'nda binlerce yıldır bir arada yaşamış milletin bünyesinde yarattığı tahribatın, taksimin ve fitnenin canlı şahidi olmuştur. Mustafa Kemal’in Altı Ok prensiplerine benzer ilkeleri benimsemiş, Atatürk’ün Anadolu-Türk Milliyetçiliği misali bir Suriye-Arabi Milliyetçisi idi. Atatürk’ün Nutuk’ta çok açık ve samimi olarak ortaya koyduğu tarihi bir müşahhas ve mücessem gerçeklik olan Turancı Türkçülük maceraperestliğine karşı tespitinde;

“Hiçbir hudut tanımayarak, dünyada mevcut bütün Türkleri dahi bir devlet halinde birleştirmek, gayrikabili (mümkün ve kabil değil, imkansız, olmaz) istihsal (elde etme) bir hedeftir. Bu asırların ve asırlarca yaşamakta olan insanların çok acı, çok kanlı hadisat (hadiseler-olaylar) ile meydana koyduğu bir hakikattir. Panislamizm ve Panturanizm siyasetinin muvaffak (başarılı) olduğuna ve dünyayı sahada tatbik yapabildiğine tarihte tesadüf edilememektedir (rastlanamamaktadır)” demişti. Bu gerçeklikten hareketle Mustafa Kemal Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir. Türkiye halkı, ırken veya dinen veya harsen (kültür, ortak bilinç) birleşik ve yekdiğerine karşı hürmet ve fedakârlık hisleriyle dolu ve mukadderat ve menfaatleri ortak olan bir toplumsal heyettir” diye tarif etmektedir. Faris El-Huri Atatürk misali bu fikriyat ve doktrininin Arabi versiyonu olan Pan-Arabizm (Arapçılık), Pan-İslamizm, Pan-Hristiyanizm ve Pan-Yahudizm karşıtıydı.

Atatürk’ün Büyük Türkiye’nin Misak-i Milli hedefleri misali Faris El-Huri de Büyük Suriye Misak-i Milli amaçları uğruna mücadele etti. Bu sebeple Mısır ile kurulan Birleşik Arap Cumhuriyetine karşı çıktı. Karşıtlığı Mısır-Suriye birliğine karşı değildi. Aksine Araplar arasında her alanda çok güçlü işbirliği, dayanışma ve ortaklık taraftarıydı. Tüm Arapları bir birlik halinde “tek devlet çatısı altında birleştirmek” projesinin gayrikabil bir hedef olduğundan böyle bir girişimin Arap Birliğine fayda değil daha çok zarar vereceği itikadındaydı. Büyük Suriye Cephesinde etnik, dinsel-mezhepsel taksim ve fitneye karşı birlikte mücadele eden Arabi, Türki, Kürdi, Süryani, Ermeni ve tüm din ve mezheplerden insanların hepsini temsil edecek, her ferdi, topluluğu ve bölgesine adil davranacak ve hepsine eşit hizmet sunacak tek vatan projesi savunucusuydu. Milli Kurtuluş Mücadelesine katılmış farklı dil, din ve etnik köken toplulukların Büyük Suriye Vatanı içinde Vatanın bünyesine, harmonisine, birliğine, dirliğine halel getirmemek ve zarar vermemek kaydıyla bir nevi kendi kaderini tayin hakkını kabul ediyordu.

AĞAÇLARIMIZI KEMİREN ZARARLI KURTLAR

Lafı uzatmadan ve dolandırmadan söyleyelim; Bugün yaşadığımız koşulların sorumlusu hükümetlerdir. Zira balık baştan kokar. Baş kokunca bünyede çürüme başlar. Çürüyen bünyeye her türlü mikrop musallat olur. Baş sağlıklı ise bünyede çürümeye sebebiyet verecek dış ve iç mikroplara karşı dirayetli olur, mikropları etkisiz hale getirir. Toplumlar hak edildikleri gibi yönetilirler ifadesindeki derin felsefedir. Böyle başa böyle fes denklemidir. Almanya, İngiltere en nihayet ABD ve silahlı örgütü NATO beraberliği ve bu cephede karar kılan içimizdeki menfaatperverler bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçe yaşamak özleminin meyvelerini vermesini arzuladığımız Türkiye ağacını, Suriye ağacını kemiren zararlı kurtlar oldular. Hükümetler, istisnalar hariç, ama özellikle 12 eylül 1980 askeri cunta yönetimi coğrafyamıza fitne tohumu eken, etnik ve dinsel-mezhepsel taksimi provoke eden Büyük Orta Doğu Projesinin hedeflerine uygun ekonomi-politikaları uygulamaya koydu.

TÜM ZENGİNLİĞİ BATIYA YIĞDILAR

Tüm zenginliği, yatırımı üniversiteleri, sanatı, umudu batıya yığdı. Orta Anadolu, Doğu, Karadeniz mahrumiyet ve sürgün mekanları oldu. Kürt ve Alevi kardeşlerimizi derinden yaralayan muamele sistematik olarak işlendi. Horlandılar, ezildiler, itildiler, en önemli geçim kaynakları hayvancılık ve tarım katledildi. Göçe zorlandılar. Duruma karşı gelenler, isyan edenler en ağır işkencelere, faili belli cinayetlere kurban edildiler. En kahredici olanı ise tüm hunları Atatürk’e, Vatan Millet Sakarya edebiyatına, Türkçülüğe sığınarak yaptılar. Bir taşla iki kuşa zarar verdiler. Bu uygulamalar ABD ve AB’nin talebi ve teşvikleri ile oldu. Zira bu politikalar sayesinde hükümet eliyle Milletin ana gövdesinin meyve veren ana dallarını kestiler, kopardılar. Bu uygulamaya destek veren, katılanların çoğu bindikleri dalı kestiklerinin idrakinde bile değillerdi. Emperyalizme ve Siyonizme hizmet ettiklerini idrak edemeyecek, bu yaptıklarıyla Türkçülüğe ve Atatürk’e hizmet ettiklerine inanacak kadar basiretsiz, cahil ve zararlıydılar.

DALALET, GAFLET VE HIYANET

Pusuda bekleyen ABD ve AB etnik ve dinci yapıların önünü açan hükümetlerin yarattığı zararları kullanmak, suiistimal etmek ve istismar etmek üzere harekete geçti. Mazlumların savunucusu oldular. Diktatör rejimlere, halklarını ezen yönetimlere karşı Kürdün, Alevinin yanındaymış gibi göründüler. Ve maalesef bugün PKKYPG gibi Dinci örgütler gibi, tarikatlar gibi, onların siyasi temsilcileri gibi yapılar, Suriye’de, Türkiye’de ve Irak’ta, ABD, İsrail ve AB cephesinde halklarına, dinlerine, mezheplerine özgürlük, barış, demokrasi ve kaderlerini tayin hakkı elde edeceklerine inanıyorlar. Dalalet, gaflet ve hatta hıyanet içinde olduklarına müdrik değiller.

Ülkemiz ve coğrafyamızın zamanın ruhunda yaşayan Mustafa Kemal ve Faris El-Huri’nin vatan ve millet sevdasına ihtiyacımız var. Kenetlenelim elini uzat kardeşim. 100 sene önce sahnelenen sinsi ve tehlikeli Emperyalist-Siyonist oyunu ecdadımız bozduğu gibi bozalım.

Mustafa Kemal Atatürk Faris El-Huri Suriye ABD BM