18 Kasım Medyanın Halleri

İşte günün öne çıkan köşe yazıları...

‘NAMUS, ŞEREF’ SÖZÜ VE ÖZGÜR ÖZEL

Nedim Şener- Hürriyet

Güvenilir insanın söz vermesi yeterli, namus ve şeref üzerine söz vermesine gerek yok. Hele hele sözünü tutamayacak olandan namus ve şeref sözünü yerine getirmesini beklemek boşuna.

Ancak öyle anlaşılıyor ki tıpkı Kılıçdaroğlu gibi Özgür Özel ve beraber hareket ettiği Ekrem İmamoğlu, başta “garanti” gördükleri yerler olmak üzere belediye başkanlarını ve belediye meclis üyelerini kendileri belirleyecek.

Bunun için, “sonuçlarına uyulacak temayül yoklaması” ve “anket” gibi garip ve göz boyamaya yönelik girişimlerde bulunacaklar. Nasıl olsa ellerinin altında yandaş medyacıları var. Sonunda parti üyelerinin değil onların dediği olacak. Tüm bu olanlar da “değişim” diye seçmene yutturulacak. Yandaş medyacıları mı? Onlar yine “kandırılmışız” diyerek başkasının kuyruğuna takılacaklar.

KITIR KITIR KESERLER

Melih Altınok- Sabah

Ada'da 2004 yılında yapılan referandumda Türkler Birleşik Kıbrıs'a evet derken Rumlar bir arada yaşamayı ellerinin tersiyle itmişlerdi.

Teorik olarak birleşik Kıbrıs'tan yana olduğunu söyleyen AB de benzer bir şekilde ikizyüzlüce davrandı. Referandumda “hayır” diyen Güney'deki yönetimi AB'ye kabul ederken Kuzey'i dışarıda bıraktı. Böylece kendi hukukunu da çiğneyerek sınır sorunu olan bir ülkeyi birliğe dahil etmiş oldu.

40. Kuruluş Yıldönümü’nü kutlayan Kıbrıs’ta “kurtuluşu” hâlâ bu sahtekâra teslimiyette arayan ağzı açık batı budalaları var. Ülkedeki birinci sorun olaraksa Türk askerinin varlığını gösteriyorlar. Ama anti militaristlikleri, liberallikleri, solculukları Ada’daki İngiliz ve Yunan askerine kadar.

Kendilerini katliamdan kurtaran Türkiye’yi ve askerini “işgalci” diye tarif eden bu zevat hadi tarihi unuttu diyelim... Peki bugünü de mi görmüyorlar?

NETANYAHU KÖŞEYE SIKIŞTI

Kurtuluş Tayiz- Akşam

Ayrıca Netanyahu’nun uluslararası itibarını yerle bir eden de Erdoğan oldu.

Netanyahu’nun Arap liderleri tehdit etmesine sebep olan Riyad zirvesinde başrolünde de Türkiye ve Erdoğan vardı. Çoğu Arap liderin korktuğu (Batılı liderler zaten İsrail destekçisi) İsrail’e “terör devleti” diyerek yüklenmek hafife alınacak bir çıkış değil. Davos’taki “one munite”in devamıdır. “Terör devleti” nitelemesi, İsrail'in uluslararası sistemdeki imajını da yerle bir ediyor. Bu algının Türkiye'de ve dünyada hiç olmadığı kadar güçlendiği bir gerçek.

Erdoğan’ın İsrail devletine ve Gazze’yi kana bulayan Netanyahu’ya yönelik sert eleştirileri aslında Türkiye'nin bölgesel çıkarlarıyla da bağlantılı. Erdoğan, dikkat edilirse ilk kez İsrail'in ulusal kızıl elmasının içinde Türkiye'nin bir kısım toprağının da olduğunu açıkladı. Bu, İsrail devletini aynı zamanda “milli tehdit” kategorisine çıkarır ki, son derece doğru. Terör örgütü PKK’yı Irak, İran ve Suriye'de büyütenler, güçlendirenler ve Türkiye’nin üzerine salanlar küresel siyonist güçlerdir. PKK terörünü Türkiye’nin başına bela ederken amaçları Ortadoğu haritasını İsrail’in istediği doğrultuda değiştirmek. Türk dış politikası İsrail’i şimdi şimdi olması gereken oturtuyor. Türkiye’nin bu pozisyonu İsrail için stratejik önemde kayıp özelliği taşıyor.

ABD-ÇİN İLİŞKİLERİNDE İSTİKRAR ARAYIŞI

Kadir Üstün- Yeni Şafak

Çin lideri Şi Cinping’in Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi’ne katılmak üzere geldiği San Francisco’da Başkan Biden ile görüşmesi, her iki ülkenin bir süredir tansiyonu düşürme çabalarının sonucunda gerçekleşti. Biden yönetimi geçtiğimiz yaz aylarından itibaren Çin’e gönderdiği kabine üyelerinin görüşmeleriyle Çin’le istikrar arayışına girmişti. Tayvan, casusluk krizi ve kritik teknolojik ürünler gibi konular, gerilimi tırmandırmanın yanı sıra iki ülke ordularının iletişim kanallarının kapanmasına yol açmıştı. Biden-Şi görüşmesi öncesinde yapılan açıklamalardan da anlaşıldığı gibi beklentiler yüksek değildi.

Her iki lider birbirleriyle çatışmadan yarışmak istedikleri konusunda mutabık göründüler. Şi’nin ‘dünya her iki ülkeye de yetecek kadar büyük’ sözleri görüşmenin tonuyla ilgili bir fikir veriyordu. Biden görüşme sonrasında uyuşturucuyla mücadele ve orduların tekrar iletişim kanallarını kurması konusunda anlaştıklarını açıklayarak görüşmelerde aşama kaydedildiği mesajını verdi. Şi’nin içerde yaşadığı ekonomik sorunlar ve Biden’ın seçim yılına girerken daha öngörülebilir bir ilişki istemesi, iki ülke arasındaki istikrar arayışının itici unsuru olarak öne çıkıyor.

İSTANBULLU BİR BAHANE ARIYOR

Zafer Şahin- Milliyet

Yazının başlığındaki sorunun cevabı rakamlarda gizli.

Elimde Reaksiyon Araştırma Şirketi’nin İstanbul’un 39 ilçesinde yaşayan 18 yaş üzeri bin 105 kişi ile yüz yüze görüşerek gerçekleştirdiği bir anket var.

En sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim: Bu ankete göre İstanbul’da seçim ortada. İstanbullu karşısına doğru ve güvenilir bir alternatif çıkarsa şehrin yönetimini değiştirebilir.

Rakamlarla devam edelim... Ankette vatandaşa öncelikle kentin sorunları sorulmuş. İstanbullunun öncelikli çözülmesi gerektiğini düşündüğü en önemli iki sorun olarak toplu taşıma ve altyapı hizmetleri öne çıkmış. Bu İstanbullunun İmamoğlu’nun belediyecilik karnesine geçer not vermediğinin bir işareti…

Ancak İmamoğlu’nun genel durumu kırıklarla dolu karneye rağmen fena değil.

İstanbul’da yaşayanların yüzde 29’u İmamoğlu’nu başarılı buluyor. Yüzde 22’lik bir kesim ise “Başarısız” diyor. Yüzde 25’e göre ise “İmamoğlu ne başarılı ne de başarısız!”

İstanbulluların yüzde 13’ü “İmamoğlu çok başarılı” düşüncesinde. Yüzde 11’lik bir kesim ise İmamoğlu’nu çok başarısız buluyor.

İstanbullunun yüzde 58’i tekrar aday olması durumunda İmamoğlu’na oy verebileceğini söylüyor. Yüzde 42’lik bir kesim ise “Asla oy vermem” diyor.

Sonraki Haber