Altılı masanın PKK için nafile çabası

ABD, genel olarak bölücü hareketlerle ve özel olarak PKK ile daha en başından temas halindedir. PKK ile ABD görevlileri arasında doğrudan ve dolaylı görüşmeler, örgütün ilk yıllarından itibaren devam etti.

PKK, ABD’nin 1991’deki Körfez harekatı ile Irak’ın kuzeyinde palazlandı, 2003 yılındaki Irak işgalinin ardından yeni imkan ve kabiliyetlere kavuştu. 1991 sonrası dönemde PKK giderek, ABD’nin tam güdümüne girdi.

ABD’nin 2003 sonrası politikası, PKK’yı yasallaştırarak siyasal sistemin bir unsuru haline getirmekti. 2004 yılında yeniden başlayan PKK eylemlerinin amacı, bunun zeminini oluşturmaktı.

Irak işgalinin ardından PKK’ya, Suriye’de PYD, İran’da PEJAK örgütlerini kurduran ABD, PKK’yı Kürt ayrılıkçı hareketleri arasında başat güç haline getirmeye çalışmaktadır. İkinci İsrail için Irak’ın kuzeyinden başlayarak Suriye’nin kuzeyine uzanan bir koridor kurma hedefini gerçekleştirmek, Türkiye’nin bu plana itirazının bertaraf edilmesine bağlıydı. Bunun için Türkiye’deki açılım süreci devreye sokuldu. ABD gözetiminde yürütülen ve yol haritası Amerikan ve İngiliz uzmanlarca hazırlanan açılım ile PKK’nın özerklik ve federasyon gibi talepleri doğrultusunda gelişmeler ortaya çıkmıştır.

ALTILI MASANIN YENİ AÇILIM ARAYIŞI

Kılıçdaroğlu’nun belli aralıklarla görüştüğü ve gönlündeki Cumhurbaşkanı adayı olduğu bilinen Abdullah Gül’ün 2009 yılında düğmeye basmasıyla başlayan açılım politikası, ABD’nin İkinci İsrail (Büyük Kürdistan) planının bir parçasıdır. Ancak 2015’ten sonra, açılımın asli sahipleri olan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve şürekasının devlet yönetiminden uzaklaştırılması, FETÖ ile mücadelenin başlaması ile açılım politikası terk edilmiştir. Bugün “açılım”ı, 6+1 ittifakı vaat etmektedir. Kılıçdaroğlu’nun “Uludere helalleşmesi”nin ardından Babacan’ın “eşit vatandaşlık”, “ağıt sesini dindirmek” gibi süslü laflarla “Devleti Kürt meselesinin çözümünün bir parçası haline getireceğiz inşallah” çıkışı geldi.

DAVUTOĞLU’NUN İTİRAFI

2009-2015 yılları arasında sürdürülen açılım politikası doğrultusunda Öcalan ve PKK’nın Kandil liderliği ile yürütülen görüşmeler, sadece Türkiye’de değil, Suriye ve Irak’ı da kapsayacak şekilde sürdürülmüştür. Ahmet Davutoğlu, bu politikanın tam göbeğinde, Başbakanlık koltuğunda oturmaktadır. Hillary Clinton ile ağzı kulaklarında verdiği “çak pozu” zihinlere kazınan Davutoğlu, 2013 yılında Dışişleri Bakanı’yken PYD’nin o zamanki lideri Salih Müslim’i Ankara’da kabul etmişti. Müslim Davutoğlu Başbakan iken, Kobani olaylarının hemen öncesinde Ankara’ya 4 Ekim 2014’te yine gelmiş ve PYD/YPG’nin kontrolü altındaki diğer bölgelerden Kobani’ye askeri malzeme ve militan geçişinin Türkiye üzerinden sağlanmasını istemişti. PKK kaynakları, Davutoğlu’nun Müslim’e ve o dönem Kandil’de görüşmeler yapan MİT görevlilerinin kendilerine Kobani’ye koridor açma sözü verdiklerini iddia etmişti.

Davutoğlu, Salih Müslim ile görüşmelerini 2015 yılında şöyle anlatmıştı:

“2013’te Dışişleri Bakanı’yken Salih Müslim’i Türkiye’ye getiriyoruz. Zihnimizdeki şey şu: Çözüm süreci yürür, Türkiye’den silahlı unsurlar giderse, PYD de Suriye Ulusal Koalisyonu’na katılırsa, Türkiye, Kobani, Haseki ve buradaki Kürt unsurlarının da destekçisi olur, en azından onlarla bir problem yaşamaz.Yani senkronize bir şekilde çözüm süreci ile Suriye’deki Kürtler arasında irtibat kurduk.” (Habertürk, 27 Temmuz 2015)

Davutoğlu’nun liderlik ettiği “senkronize çalışmaların” katkısıyla ortaya çıkan durum şudur:

IŞİD 18 Eylül 2014’ten itibaren Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinin karşısında yer alan Ayn el Arab’a (Kobani) yönelik saldırılara başladı. Bu tarihten itibaren ABD’den Japonya’ya, Avusturalya’da Avrupa’ya kadar “Kobani” uluslararası medyanın ana gündemi haline geldi. IŞİD’in Kobani’ye yönelik kuşatması PKK’nın doğrudan ABD’nin kara gücü haline gelmesini sağlamıştı. Kobani olaylarının ardından ABD, Suriye’ye kara unsurlarıyla girdi. Hiçbir uluslararası meşruiyeti olmayan bu fiili işgalin bahanesi IŞİD idi. Bundan sonra PKK bölgede kontrol ettiği alanları adım adım Amerikan askeri desteğiyle bugünkü noktaya ulaştırdı. Türkiye, 2016 yılından itibaren Suriye’nin kuzeyindeki harekatları düzenlemese, terör koridorunu Akdeniz’e ulaştırma planı hayata geçirilecekti.

AĞZINIZLA KUŞ TUTSANIZ ÖNLEYEMEZSİNİZ

Suriye’ye karşı 11 yıldır devam eden emperyalist operasyonun sonucunda ABD Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde güç kaybederken, bölge ülkeleri işbirliği yaparak sorunları çöze çöze ilerlemektedir. Abdullah Gül, Kılıçdaroğlu, Davutoğlu, Babacan, 6’lı masasının derdi, PKK’yı gömüldüğü hendeklerden, HDP’yi kapatılmaktan kurtarmaktır. Başta Suriye halkı ve devletinin direnişi, Avrasya cephesinin katkısı, Türkiye’nin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekatlarıyla ABD’nin Ortadoğu planlarının merkezinde yer alan Büyük Kürdistan planı çökertilmiştir. PKK, Türkiye sınırları içinde, Suriye’de ve Irak’ta etkin/kapsamlı operasyonlarla adım adım bitirilmektedir.

6+1 ittifakı, hangi taklayı atarsa atsın, ağzıyla kuş tutsun bunu önleyemez!